• İsmail Akyüz

    Faiz ve Zekat Karşıtlığında İlahi Hitabı Anlamak

    - 20 Haziran 2016

sartzekat

GİRİŞ

Yaşadığımız hayata anlamını veren, öldükten sonra diriliş ve asıl hayat yani ahiret düşüncemizdir. Ahirete olan imanımız dünyada pek çok sorumluluğumuzun da gerekçesidir.

“Andolsun ki, sizi bazen korkularla, bazen açlık ve yoksullukla, bazen servetinizi, sağlığınızı ve ürünlerinizi elinizden alarak imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” ( Bakara 155 )

Gayet açıktır ki dünya hayatında sorumluluk alanlarımızda özellikle belli başlı hususlarda Allah Teala bizleri sınayacaktır. Zikrettiğimiz ayet-i kerimenin ifadesiyle servetimiz ve kazanımlarımız da bu sınava dahildir.

Tarihi seyri içinde servet ve servetin elde ediliş şekli insanlığın en büyük imtihanlarından biri olmuştur. Karun, sınavı başaramayanların sembol ismi olurken her halde kıyamete kadar ders olacağı hiç aklına gelmemişti.

Kur’an-ı Kerim’in nur – zulümat, hasene – seyyie, iman – küfür karşıtlığında ele aldığı konulardan biri de, servet ve servetin kazanım yolları arasında yer alan faiz – riba illetidir. Karanlıklara nur, seyyieye hasene, küfre iman reçetesi yazan ilahi hitap, faizin karşısına zekat ( sadaka ) ile çıkmıştır. Tarih, kıyamete kadar elbette bu zıtlıkların çatışmasına sahne olacak ve ahiret tüm tarihi değerlendirecektir.

A- FAİZİ ANLAMAK

Faizin ne olduğu bu çalışmanın sınırlarını zorlamak olacağından, kısaca Kur’an’da ve sünnette faizin nasıl değerlendirildiğine bakacağız.

I-Kur’an-ı Kerim’de Faiz

Kur’an-ı Kerim’de, konusunun geçtiği yerlerde faiz, öncesi ve sonrası ile değerlendirildiğinde farklı konularıyla ele alınmıştır. Her ele alışta farklı sonuçlarla insanlığa ilgili mesaj ulaştırılmıştır.

1- Al-i İmran 130: “Ey İnananlar! Kat kat artırarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa erebilesiniz.”

Öncesi ve sonrası ile anlam bağı oluşturulduğunda ilahi mesaj şöyle özetlenebilir: “Göklerde ve yerde her ne varsa Allahın’dır. Böyle iken mal ve mülkün asıl sahibi Allah’a rağmen, O’na ait olanı kat kat artırarak faize çevirmek suretiyle yemeyin. Zira bu işin karşılığı ahirette cehennem hayatıdır. Allah’a ve peygambere itaat etmek suretiyle merhamete layık olmaya çalışın” ( bkz: Al-i İmran 129 – 132. Ayetler )

Görüldüğü üzere bu bölümde faiz ayeti öncesinde “göklerin ve yerin sahibi Allah’a”, sonrasında ise “Allah’a ve Rasulü’ne itaat ve akıbet ile ilgili olarak cehenneme vurgu” vardır.

Buna göre her işimizde olduğu gibi, malın ve servetin de Allah’ın hükümranlığı ve mülkiyeti altında bir kulluk programı vardır. İlahi iradeden arındırılmış ve yalıtılmış bir mal muhasebesi düşünülemez. Her işin sonu ahirette görülecek, ebedi rıza cennet veya cehennem olarak tecelli edecektir.

2- Nisa 161: “Kendilerine yasaklanmış olmasına rağmen faiz yedikleri ve her türlü hilekârlığa başvurarak insanları sömürdükleri için, onlardan inkar edenlere, can yakıcı bir azap hazırladık.”

Öncesi ve sonrası ile okunduğunda ilahi mesaj şöyle özetlenebilir: “Sahip oldukları şeyleri Allah’ın iradesi dışında kullanmaları ve bu şekilde zulmetmeleri nedeniyle Yahudilere bazı helal olan şeyler de haram kılınmış, kulluk sınavları ağırlaştırılmıştı. Kendilerine açıkça haram kılınan faiz yasağına rağmen, türlü hilelere başvurarak bunu da aşmışlar ve acı azabı hak etmişlerdir. Fakat kendilerine indirilene iman ettikten sonra namazı kılan, zekâtı veren ve ahiret sorumluluğu taşıyanlara büyük bir mükâfat vardır.” ( bkz: Nisa 160 – 162. Ayetler )

Görüldüğü üzere faiz ayeti öncesinde “Yahudilerin ağırlaştırılmış kulluk sınavına”, sonrasında ise “iman ve salih amel bütünlüğünde büyük mükâfata” vurgu vardır.

Buna göre malın ve servetin yapısı da kullanılış biçimi de Allah Teala’nın iradesine göre şekillenmelidir. Faiz, formu gereği bu yapıya ters bir uyarlamadır. Faizden uzak durup iman – salih amel bütünlüğünde namaza ve zekâta sahip çıkanlara cennet mükâfatı vardır.

3- Rum 39: “İnsanların ( ticaret ) malları içinde artacağını düşünerek verdiği faiz ( li borç ) Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için verdiğiniz zekât ise, işte ( ödüllerini ) kat kat artıranlar bunlardır.

Öncesi ve sonrası ile anlam bağı oluşturulduğunda ilahi mesaj şöyle özetlenebilir: “Allah Teala rızkı dilediğine bol, dilediğine ölçülü ve idareli verir. Öyleyse rızkı bol olarak verilenler fakirleri ve ihtiyaç sahiplerini görebilmelidirler. Bol rızıkla yetinmeyip, servetini faiz esaslı ekonomik işlemlerle katlamak isteyenlerin de, yaptıkları işlerin de Allah Teala katında hiçbir değeri yoktur. Allah Teala, yasaklarını çiğneyen ve emirlerini başka yasalarla değiştirip ortak koşanların yaptıklarından beridir. ( bkz: Rum 37 – 40. Ayetler )

Görüldüğü üzere faiz ayeti öncesinde “Allah’ın rızkı dilediğine, dilediği gibi verdiğini”, sonrasında da “Allah Teala’nın ilahlığına ve rablığına eş tutanlardan beri olduğunu” görüyoruz.

Buna göre Allah Teala’nın takdiri ile, toplumu oluşturan bireyler farklı ekonomik statüde bulunurlar. Fakat sermayeyi elinde turan çevreler, iş gücüne dayalı rızık peşinde koşanları, sermayelerini daha da katlamak amacıyla sömürmemelidirler. Yoksulları kazançlarının ötesinde borçlandırarak faiz tabanlı işlemlerde köleleştirmemelidirler. Allah Teala’yı yok sayarak bu Karunlaşma çabaları, Allah Teala’nın rububiyetine ve uluhiyetine meydan okumaktır.

4- Bakara 275 – 280: “Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır. Allah, günahkâr kâfirlerin hiç birini sevmez. İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekâtı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.”

Öncesi ve sonrası ile anlam örgüsü şöyle özetlenebilir: “Mallarımızı gece –  gündüz, gizli – açık her şekliyle Allah yolunda harcamalıyız. Fakat sermayeyi ele geçirip ekonominin dizginlerini ellerinde tutanlar, ticaret gibi gördükleri paradan para kazanma yoluyla yoksul borçluları ezmekte ve böylece daha büyük servetler peşinde koşmaktadırlar. Ancak öyle bir gün vardır ki herkes Allah Teala’nın huzuruna çıkacak, herkese ne kazanmışsa tastamam ödenecek ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.’’

Görüldüğü üzere faiz ayetleri öncesinde “Sahip olduğunuz malların Allah yolunda harcanması gerektiğini”, sonrasında ise “Yaptıklarımızın karşılığının eksiksiz olarak verileceği ahiretin varlığını” görüyoruz.

Buna göre sahip olduğumuz malları ahiretimizi kazanmak için, Allah yolunda harcamalıyız. Mal sevgisi haddi aşmamıza, Allah’ı ve ahireti unutmamıza neden olmamalıdır. Faizli bir ekonomik yapı veya sistem Allah’a ve peygamberine savaş açmak anlamına gelir.

II- Hadislerde Faiz

1- İbn Mesud’ dan “Allah Rasulü faiz yiyen, yediren ve şahitlik yapanlara ve bu muameleyi yazana lanet etmiştir.”(Müslim)

2- Ebu Hureyre’ den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Faiz yetmiş büyük günaha tekabül eder ki bunların en hafifi, kişinin annesi ile cinsel ilişki kurmasıdır.” (İbn Mace)

3- Ebu Hureyre’ den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen kimse kalmayacak. Doğrudan yemeyen kişiye ise buharından ulaşacaktır.” (Ebu Davud)

4- Süleyman b. Amr’ dan, Allah Rasulünü veda haccında işittim “Dikkat edin cahiliyye faizlerinden her faiz iptal edilmiştir. Size mallarınızın aslını almak vardır; bu şekilde ne zulüm eder ne de zulme uğrarsınız” buyuruyordu.

Daha pek çok rivayet faizin ne olup olmadığına işaret ederken, büyük günahlardan biri olup dünyada tüm sosyal ve ekonomik dengeleri bozacağını, ahirette ise pişmanlık ve azap olarak karşımıza çıkacağını bilmek gerekiyor.

B- ZEKÂTI ANLAMAK

Zekâtı kimlerin, hangi mallardan ve ne oranda vereceği gibi bilgiler bu çalışmanın sınırları dışında olacağından biz zekât ve sadakanın Kuran ve sünnette genel olarak nasıl değerlendirildiğine bakacağız.

I- Kur’an’ da Zekât/Sadaka

1- Bakara 43: “Namazı kılın, zekâtı verin ve boyun eğenlerle siz de boyun eğin.”

Hakkı batıla bulayıp ne olduğu belli olmayan bir ucube haline getirmeden hakikatlere sahip çıkılmalı, hayatımıza namazımız ve sahip olduklarımızdan harcadığımız zekâtımız hâkim olmalıdır. İyiliği emredip kendimizi unutursak akıllıca bir iş yapmış olmayız. (bkz: Bakara 42-44. Ayetler)

2- Bakara 271: “Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”

Şeytan, sahip olduğumuz malları Allah yolunda harcadığımızda bizleri fakirlikle korkutacaktır. Allah’ın ise bağışlama ve cennet vaadi vardır. Yaptığımız tüm işlerden haberi olan Allah Teala’ya bize verdiği bu vaade rağmen nankörlük etmek büyük zulümdür. Sadakalarımızı gösteriş yapmadan açıktan veya riya illetine bulaşmadan gizlice verebiliriz. Mükâfatımız Allah’tandır. İnsanları hidayete ulaştırmak bizim elimizde değildir. Çaba bizden hidayet Allah’tandır. (bkz: Bakara 268-272. Ayetler)

3- Nisa 77: “Kendilerine “Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve “Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?” dediler. De ki: “Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ‘bir hurma çekirdeğindeki ipince bir iplik kadar’ bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.”

İnananlar Allah yolunda, kâfirler ise tağutları yolunda savaşır. Müslümanların şeytana ve dostlarına karşı durması gerekir. Ancak savaş her zaman bir yöntem değildir. Namaz ve zekâtla Allah Teala’nın iradesinin hâkim olduğu bir coğrafyada insanları Allah Teala’ ya çağırmak gerekir. Savaş kaçınılmaz olmuşsa namaz ve zekât yürekli Müslümanların ayaklarını düşmana karşı sabitlemesi gerekir. Her nerede olursak olalım ölüm bizleri bir gün bulacaktır; sağlam kalelere saklansak bile. Peki bu ölüm niçin bizleri yaratan Allah Teala için olmasın? (bkz: Nisa76-78)

4- Maide 55: ”Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Rasulü’dür ve boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.”

Müminler Allah Teala’ya verdikleri sözde ısrar edenlerdir. Allah Teala’yı seven, kendi aralarında merhametli ve fakat kafirlere karşı onurlu bir toplum oluşturup, Allah Teala’nın yolunda cihat edecek neferler yetiştirmek en büyük vazifemizdir. Bu yolda en büyük azığımız gönlümüzün nuru namazımız ve fedakârlığımızın en büyük görüntüsü zekât ve sadakalarımızdır. Allah Teala’yı, Rasulü’nü ve müminleri dost edinip mücadele azminde olan Müslümanlara da Allah tarafında yer almak (Hizbullah) yeterlidir. ( bkz: Maide 54 – 56. ayetler )

5- Tevbe 5: “Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekâtı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”

Müşrik veya kâfir güruh ile bir anlaşma yapılmışsa, anlaşmaya her ne olursa olsun sadakat gösterilmelidir. Onların anlaşmaya olan bağlılıkları elbette bizim de tavrımızı belirleyecektir. Hiç kimse Müslüman cemaati, savaştan korkan, dünyayı seven ve şirk sistemleri içinde solucan gibi yaşayan insanlar grubu olarak görmemelidir. Allah Teala’nın iradesinin hakimiyeti için Müslümanlar tüm gayretleri ile cihat etmelidirler. Namaz kılan, zekâtı verenler ise artık İslam toplumundan kabul edilir. Müslümanlar ne zaman sabredecek, ne zaman karşı eyleme geçecek bunu bilmelidirler. ( bkz: Tevbe 4 – 6. ayetler )

6- Tevbe 18: “Allah’ın mescidlerini, yalnızca Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.”

Müşrik ve kâfir tayfasının mescid / cami yapmaya, bu yollu itibar devşirmeye hakları da yetkileri de yoktur. Çünkü onların yaptıkları hayır bile olsa boşa gitmiştir. Mescid ve camiler Allah Teala’ya kulluğun sembol mekanlarıdır. Cami yaptırıp cihadı, Allah Teala’nın iradesinin her alana hakimiyeti için mücadele etmeyi gölgelemeye çalışanlara, namazı kılıp zekatı hayata hâkim kılmaya çalışan müslümanlar izin vermemelidirler. ( bkz: Tevbe 17 – 19. ayetler )

7- Tevbe 58: “Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır. Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar.”

İslam toplumu içerisinde yaşayıp, Müslümanlardan olduklarına dair yemin etseler bile münafık oldukları için kalpleri hep kaçacak bir delik arayan hasta ruhlu insanlar, hadlerini aşıp müslümanların işlerine bile karışabilirler. Müslümanın ruhu bu konuda rahattır. Allah’a ve Rasulü’ne imanı, zekât ve zekât mallarının ilgili yerlere dağıtımı konusunda müslümanı emniyet içerisinde tutacaktır. ( bkz: Tevbe 55 – 59. ayetler )

8- Tevbe 103: “Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için ‘bir sükûnet ve huzurdur.’ Allah işitendir, bilendir.”

Tembellik edip islam toplumunun imar ve inşasında, tebliğ ve davet çalışmalarında, savaş ve barışında aktif görev alamayan Müslümanları kazanmak gerekir. Mallarından sadak / zekât almak ve onlara içten yakarışlarla dua etmek, onları islam toplumuna kazanmak için en büyük çaba olacaktır. Allah Teala’nın mağfireti her şeyi kuşatmıştır. ( bkz: Tevbe 102 – 104. ayetler )

9- Hacc 41: “Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekâtı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.”

Müslümanlar tarihin farklı dönemlerinde “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için çok ciddi zararlar görmüşlerdir. Buna rağmen aynı Müslümanlar coğrafyaya ve insanlara hâkim olduklarında, namazlarını kılarak, zekâtlarını vererek sahip olduklarına Rableri’nin hâkim olduğunu gösterirler. Asla kulluklarında gaflet etmezler, intikam peşinde koşmazlar. ( bkz: Hacc 40 – 41. ayetler )

10- Nur 37: “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.”

Allah Teala göklerin ve yerin nurudur. Tüm yaratılmışlar varlıklarını Allah Teala’ya borçludurlar. Allah Teala dilediğini kendi nuruna eriştirir. Allah Teala’nın bu nuruna özellikle mescidlerde, camilerde ve Allah Teala’nın zikredildiği evlerde ulaşmak mümkündür. Bu nurun aydınlattığı yiğitler dünyalık herhangi bir menfaatle Allah Teala’dan gaflet etmez; namaz, zekat, zikirden vazgeçmez. Çünkü onlar ahiret gününün çetin hesabından korkarlar. Bu bilinç içerisindeki kullarına Allah Teala’nın lütfu çok büyüktür. ( bkz: Nur 35 – 38. ayetler )

11- Ahzab 33: “Evlerinizde vakarla oturun (evlerinizi karargâh edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”

Peygamberimizin eşleri, müminlerin anneleri ümmetin hanımlarına en büyük örnektir. Onların yapacakları yanlış, telafi edilemez hatalara neden olabilir. Onlar sorumluluklarını bilip, cilveli konuşmayacaklar, kötü niyetlileri uyandırmayacaklar, ev merkezli bir hayatın talibi olup namaz kılacak ve zekât verecekler ki ümmetin hanımları da bu doğrultuda hareket edebileceklerdir. ( bkz: Ahzab 31 – 35. ayetler )

12- Münafikun 10: “Sizden birinize ölüm gelip de: “Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam” demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.”

Malımız, mülkümüz ve çoluk çocuğumuz bizleri Allah Teala’yı anmaktan alıkoymamalıdır. Ölüm anında yaşayacağımız pişmanlık daha hayattayken bizlere mallarımızı Allah Teala yolunda harcamamız için kılavuz olmalıdır. Ölüm kıyametimizdir, amellerimizin sonudur. ( bkz: Münafikun 9 – 11. ayetler )

II- Hadislerde Zekât / Sadaka

1- İbn Ömer’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” ( Buhari )

2- Ebu Eyyub’den, bir adam Allah Rasulü’ne “Beni cennete götürecek bir amel söyle” dedi. Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı gözetirsin.” ( Buhari )

3- Cerir b. Abdullah şöyle demiştir: “Ben Allah Rasulü’ne namaz kılmak, zekât vermek ve tüm müslümanların iyiliğini istemek üzere beyat ettim.” ( Buhari )

4- Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Yalnız iki kişiye gıbta edilir. Biri Allah’ın mal verip hak yolda harcamaya muvaffak kıldığı kimse, diğeri de Allah’ın kendisine ilim verip onunla amel eden ve bunları başkasına öğreten kimsedir.” ( Buhari )

5- Ebu Hureyre’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Altın ve gümüşü bulunup da zekâtını vermeyen kimse için kıyamet gününde ateşten levhalar hazırlanır ve zekâtı vermedikleri o altınla gümüş kızartılıp onun yanı, alnı ve arkası dağlanır. Bu levhalar soğudukça, miktarı elli bin sene olan bir günde tekrar ( kızdırılarak ) iade edilir. Kullar arasındaki mahkeme bitinceye kadar bu böyle devam eder. Sonra ya cennete gider ya da cehenneme.” ( Müslim )

6- Ebu Hureyre’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Malının zekâtını verdiğin zaman, üzerindeki borcunu ödemiş olursun.” ( Tirmizi )

7- Ömer (R.A.)’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Zekâtın verilmemesi karada ve denizde malların telefine sebep olur.” ( Taberani )

8- Bureyde’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Herhangi bir kavim zekât vermezse mutlaka Allah onlara kıtlık verir.” ( Taberani )

9- Adiyy b. Hatim’den, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Yarım hurma (sadaka) ile dahi olsa ateşten korunun. Bunu da bulamazsanız hoş ve güzel sözle (korunun)” ( Buhari )

10- Amr b. Avf’tan, Allah Rasulü şöyle buyurdular: “Müslümanın sadakası ömrü artırır ve kötü ölümü önler. Allah onunla kibir ve övünmeyi giderir.” (Taberani)

C- FAİZ VE ZEKÂT KARŞITLIĞINDA İLAHİ HİTABI ANLAMAK

Buraya kadar sizlerle faizi ve zekâtı anlamış olduk. Faiz ile zekâtın teknik olarak aynı çatı altında, tek bir sistem içerisinde barınamayacağı açıktır.

Faiz sistemi Allah Teala’ya rağmen, Allah Teala’nın mülkünün, Allah Teala’nın iradesi hilafına kullanılmasından ibarettir. Zekât ise bahsettiğimiz her noktada yetkiyi sahibine verip, Allah Teala’ya teslim olmaktan ibarettir.

  • Dünya üzerinde yaşayan her 9 insandan 1’inin temiz içme suyuna erişimi bulunmamaktadır. Bu da yaklaşık 800 milyon insan demektir.
  • Dünya üzerinde yaşayan her 4 kişiden 1’i elektriksiz yaşamaktadır. Bu da yaklaşık 1 milyar 800 milyon insan demektir.
  • Dünyadaki 85 zengin ve azgın insan, 3,5 milyar insanın toplam zenginliğine sahiptir.
  • Dünya’daki aç insan sayısı yaklaşık 750 milyon iken, obez insan sayısı 650 milyondur.
  • Dünya nüfusunun yaklaşık ¼’ ü günde 1 dolardan daha az bir ücretle çalışmaktadır.
  • Dünya çapında evcil hayvan mamaları için 42 milyar dolar harcanırken, insani yardımların tutarı 20 milyar dolardır.
  • 200 bin tl’ ye ev alacak bir kişinin bankadan çektiği kredinin geri ödemesi yaklaşık 360 bin tl’ dir. Bu da Türkiye’de ortalama bir ücretlinin 160 bin tl faize karşılık yaklaşık 7 yıl yemeden içmeden çalışması demektir.

Bunlar ve daha fazlası aslında sizin, bizim, hepimizin bildiği istatistikler. Fakat kimin umurunda!

Dünyayı parsellemiş firavun, karun, haman ve soytarıları Allah’sız ve ahiretsiz düzenleri için her istediklerini yapmaktadırlar.

Tüm dünya ülkelerinde ekonominin ve siyasetin nabzını kontrol eden bu azgınlara İslam’ın ve müslümanların söyleyeceği çok şey var.

Buraya kadar özelde çağdaş ekonomik düzenin temelini oluşturan faizin ve bu faiz düzenine karşı zekât – sadaka merkezli insanı ve toplumu ihya edecek, dünya ve ahiret dengesini kuracak sistemin karşılaştırmasını yaptık.

Allah’a ve Rasulü’ne itaatin gereği olarak hayatın her alanında olduğu gibi ekonomi alanında da yetkinin Allah Teala’da olduğuna inanan biz Müslümanların tuğyana karşı İslam’ı ayağa kaldırmak için namaz, zekat ve sadaka ile dirilmesi gerekmektedir.

Faiz illeti ile hastalanan tüm ekonomiyi zekât ve sadaka temelli iman ve namaz merkezli bir mücadeleyle yıkmak gerekiyor ki insanlar ile Allah ve Ahiret günü arasına giren her türlü putun yıkılması mümkün olsun.

İslami hareketleri ayakta tutacak iman gücünü namaz ile, finansmanını zekat ve sadaka ile yapacak müslümanlar faiz lobisinin zulüm ile ayakta tuttukları şirk sistemini yıkacaklardır.