Nübüvvet Kervanı: Hz. Yakub (as)
Gündem Son Sayımız Yazarlar

Nübüvvet Kervanı: Hz. Yakub (as)

“Yakub, oğullarına: ‘Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?’ diye sormuştu. Onlar da ‘senin ilahın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz ona teslim olanlarız’ dediler.” (Bakara suresi 135)

Hz. Yakub (as)

Hz. Yakub (as), Ulu’l-Azm peygamberlerinden olan Hz. İbrahim’in oğullarından İshak (as)’ın oğludur. Kur’an’da anlatılan Yakub (as)’un kıssası, yine bir peygamber olan oğlu Yusuf (as) ile iç içe geçmekte ve kavmiyle herhangi bir mücadelesinden veya etnik olumsuzluklara değinilmeden sadece inanç yönünde açıklamalara ve mesajlara dayanan ayetlere yer verilerek bahsedilmektedir. Zira Kur’an’ın maksadı, Yakub’un ve onun ataları hakkında tarihi ve biyografik bilgiler vermek değil, muhatap olduğu kesime onların akidevi vasıfları hakkında bilgi vererek mesajını ulaştırmaktır.

kervan

Yakub (as), Hz. İshak’tan sonra oluşan ve ilk önceleri İsrailoğulları daha sonra da Yahudi olarak anılan etnik ve dini bir kavmin oluşumunu anlayabilmek açısından oldukça önem teşkil etmektedir.

Hz. Yakub’un soyu Kur’anda bahsedildiği üzere, Hz. Nuh’tan başlamakta, İbrahim (as) ile devam etmekte ve İshak (as) ile kendisine ulaşılmaktadır.1 Kur’an’da Hz. İbrahim’e bir müjde olarak belirtildiği üzere, Yakup (as), Hz. İbrahim’in, Hz. İshak’tan olma torunudur.

“Biz de ona İshak’ı, İshak’ın ardından da (torunu) Yakub’u müjdeledik.” (En’am, 84)

Burada şunu belirtmek gerekir ki, Kur’an’da Yakub (as)’un verilen soy silsilesi onun soyunun etnik yapısı değil, akidevi özelliklerini ön plana çıkartarak, Yakub’un olduğu gibi ataları İbrahim, İshak ve kendisinden sonra gelen peygamberlerin ortak özelliklerini hatırlatarak hepsinin islam peygamberleri olduklarını, dolayısıyla İslam inancına vurgu yapmaktır. Bu amaçla Yakub (as)’un kıssası zikredilirken, Yahudi ve Hristiyanlarla ortak bir noktada buluşulması temin edilmektedir. Zira süreç içerisinde oluşan Yahudi ve Hristiyan dini ayrımına temas edilerek peygamberler arasında yapılan ayrımın yanlış olduğu vurgulanmakta ve ilahi vahyi bildirmek üzerek gönderilen tüm peygamberlerin ortak bir amacı olduğu ve aralarında bir ayrımın olmadığı vede hepsinin islam üzere olduğu vurgulanmaktadır. Nihayetinde Kur’an’ın İsrailoğulları kavramıyla zaman içinde oluşan Yahudi ve Hristiyan olarak ayrılan inançlar ve toplumu yeni ve son olarak gönderilen evrensel mesaja yönlendirmektir.

Kur’an’da Yakub’un soyu hakkında bilgi verilirken, doğumu, çocukları ve yaşadığı dönem hakkında Hz. Yusuf kıssasında yer alan bilgiler haricinde bir bilgi verilmemektedir.

Yakub (as), Tevrat’ta anlatılan bilgilere göre peygamberlik verildiği dönemde, güreş yaptığı bir kişiyle yenişemeyip, uyluk kemiğini incitmiştir. Onun güreş yaptığı bu kişi Yehova (tanrı)’dır. Dolayısıyla “Tanrıyla güreşen, Tanrı ile uğraşan” anlamında “İsrail” (Yisrael) lakabını almıştır ve onun çocukları da “İsrailoğulları” (Bney Yisrael) olarak tarihe geçmiştir.2

Kur’an’da da, Yakup (as)’un adının İsrail olduğu şu ayette zikredilmektedir:

“Tevrat’ın indirilmesinden önce, İsrail’in (Yakub) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrailoğullarına helal idi.” (Al-i İmran 93)

İslam tarihçileri ve müfessirler; Arapça olmayan İsrail kelimesine, Tevrat’ta yüklenen manadan başka bir anlamlar yüklemişlerdir. Yahudi kaynaklarında bu kelimenin anlamı konusunda verilen bilgiler İslâm’ın ulûhîyyet ve peygamberlik inancıyla bağdaşmadığı için Müslüman bilginler bu hususta farklı açıklamalar getirmişlerdir.

“İsrail kelimesinin anlamı Allah’ın kulu (Abdullah)’tır.”3

İbn. Abbas der ki: “İbranicede “İsra” kul demektir, “il” de Allah demektir. “İsra” kelimesinin Allah’ın seçtiği, “il” kelimesinin ise Allah demek olduğu söylendiği gibi “İsra” kelimesinin sağlam yapmak ve bağlamaktan geldiği de söylenmiştir. Buna göre İsrail, Allah tarafından sağlam bir şekilde güçlü olarak yaratılmış gibi bir anlam ifade eder. Bunu el-Mehdevî zikretmektedir.

Es-Süheylî der ki: Hz. Yakub’a, İsrail adının verilmesi, onun yüce Allah için hicret ettiği vakit bir gece yürümesinden dolayıdır. Bundan dolayı ona “İsrail” adı verilmiştir, yani: Yüce Allah’a geceleyin giden ve yürüyen, anlamındadır. Bu son açıklamaya göre ismin bir bölümü İbranice bir bölümü de Arapların söyleyişine uygun olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.” 4

Netice itibari ile İbrahim (as)’in iki oğlundan birisi olan İsmail peygamberden soyu günümüze Hz. Muhammed (sav) vasıtasıyla devam etmiştir. Diğer oğlu İshak peygamberden ise torunu Yakub peygambere lakabından dolayı İsrail denmiş ve buna istinaden onun soyundan gelenlerde İsrailoğulları olarak nitelenmiş ve günümüze kadar devam edip dini ve etnik grup olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. İsrailoğullarına Rabbimiz o kadar büyük nimet ve mükâfat vermiştir ki Kur’an’da bahsedildiği üzere peygamberlerin büyük bir kısmı bu zümreye gönderilmiş, firavunun zulmünden kurtarılmış ve sayısız nimetler bahşedilmiştir. Fakat buna rağmen İsrailoğulları denen bu kavim, Rabbimizin kendilerine sunmuş olduğu nimetlere her seferinde nankörlük etmişler, gönderilen peygamberleri yalanlamışlar, hatta bazılarını öldürmüşler ve yeryüzünde müstağnileşmişlerdir. Kur’an-ı kerim de de yapmış oldukları bu inkâr ve zulümlerden dolayı lanetlenen tek kavim olmuşturlar.

Yakub (as), Kendisine peygamberlik görevi verildikten sonra Kenan ilini bırakmış ve Mısır’a giderek orada tebliğini sürdürmüş ve çocuklarıyla hayatını ikame etmiştir. Yakub (as) doğumu ve peygamberliği daha önceden dedesi İbrahim’e müjdelenmiş olan bir peygamberdir. Kur’an da şöyle bahsedilmektedir:

“Biz ona (İbrahim’e) İshak’ı, İshak’ın ardından da (torunu) Yakub’u müjdeledik.” (Hud 71)

Kur’an’ın birçok yerinde onun çeşitli faziletlerinden bahsederek peygamberliği zikredilmiştir. Ayeti kerimede:

Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah’ın dışında taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman, biz ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir şan, şöhret nasip ettik.” (Meryem 49-50)

Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebur’u vermiştik.” (Nisa 163).

Kur’an-ı kerimde yine Yakub (as)’dan bahsedilirken kuvvetli, basiretli ve samimi bir kişiliğe sahip olduğu anlatılmaktadır. Ayeti kerime de:

Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özeliğiyle temizleyip, kendimize hâlis kul yaptık.” (Sad 45-46)

Kur’an-ı kerimde Yakub (as) ve peygamberliği ile ilgili ayetlere baktığımız zaman, onun Ulul-azm peygamberleri gibi kavmiyle bir mücadelesine ve tebliğini sunarken karşılaştığı zorluklara ve peygamberliği döneminde geçirdiği süreçler hakkında bilgi verilmemektedir. Yine kendisine herhangi bir kitap ve şeriat verilmemiş, kendisinden önceki şeriate göre hareket etmekle yükümlü olarak kavmine tebliğle görevlendirilmiştir. Yakub (as)’un tebliğinin içeriği hakkında ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır:

“Onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik.” (Enbiya 73)

Hz. Yakub (as) peygamberliği sırasında halkına, ataları Nuh, İbrahim, İsmail ve İshak’ın yapmış olduğu tevhidi tebliğinin istikametinde, kendilerini yaratan Rabbin tek olduğuna, eşi ve benzerinin olmadığının, ona kulluk etmeye ve herhangi bir şeyi ona ortak koşmamaya davet etmiştir. Ayeti kerimede:

Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz.” (Yusuf 38)

O, diğer peygamberler gibi Allah’ın hidayetine erdirilen ve güzel davranan yüce bir kişiliğe sahip idi. Kur’an’da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

“Biz ona (İbrahim’e) İshak’ı ve İshak’ın oğlu Yakub’u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh’a ve onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyûb’e, Yusuf’â Musa’ya ve Harun’a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz” (En’am 84)

Yakub (as), kendisine peygamberlik görevi verildikten sonra insanlara İslami tebliği sunarken öncelikle kendi aile efradından başlamış ve oğullarına söyle hitap etmiştir:

“İbrahim de bu dini oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi). Yoksa Yakub son nefesini verirken siz orada mıydınız? O sırada Yakub, oğullarına: ‘Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?’ demişti. Onlar da: ‘Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz biz ancak ona teslim olmuşlarız.’ dediler.” (Bakara 132-133)

Hz. Yakub’un hayatı oğlu Yusuf ve diğer oğulları ile birlikte iç içe geçmiş bir peygamberdir. Kendisine Allah tarafından rüya tabiri öğretilmiş ve rüyaların yorumu yapabilme özelliği verilmişti. Bu durum kur’an da söyle geçmektedir:

“Hani bir zaman Yusuf babasına: Babacığım, ben rüyamda on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlardı. Babası (Yakub) ‘Yavrucuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır. Böylece Rabbin seni seçecek ve sana rüyada görülen olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Yusuf 4-6)

Yakub (as), evlat acısı ve hasretiyle ömrü geçmiş bir peygamber olmakla beraber aynı zamanda evlat ihanetiyle imtihan edilmiş de bir peygamberdir. Bununla beraber oğullarının yapmış oldukları bu ihanet ve çektirdikleri acıya isyan etmemiş, onlara kötü söz söyleyerek yüz çevirmemiştir. Oğullarının çektirmiş oldukları onca acı ve kedere isyan yerine Allaha güvenip dayanarak vakarla sabır göstermiştir ve sabrın timsali bir peygamber olmuştur.

Evlatlarından bir kısmının kendisine ihanet ederek, kardeşleri Yusuf (as)’u kıskandıklarından dolayı ‘babacığım biz geziye gideceğiz, Yusuf’u da bizimle gönder’ diyerek babaları Yakub’u kandırmışlar ve Yusuf (as)’u bir kuyuya atarak babalarına ‘Yusuf’u kurt yedi’ diye kandırmaya çalışmışlardır. Böylece babaları onların yaptıkları hileyi Allah tarafından bilmesine rağmen onlara kötü söz söyleyerek onlardan yüz çevirmemiş acısını ve hasretini içine atarak “artık bana güzelce sabretmek gerekir” (Yusuf 18) demekten başka bir şey yapmayarak sabretmiş ve Allah’tan ümidini asla kesmemiştir. Ve bu acı Yakub peygamberi gözlerinden etmiş ve gözleri göremez olmuştur. Aynı şekilde Yusuf’tan sonra küçük oğlu Bünyamin de de aynı tavrı sergilemiştir.

Yakub (as)’un kendisine hıyanetlik eden çocuklarına sergilemiş olduğu tavır ve örneklik Kur’an’da şöyle dile getirilmiştir:

“Herhalde, nefisleriniz size kötü bir iş yapmaya sürüklemiş, artık bana güzelce sabretmek kalıyor.” (Yusuf 18)

“Babaları şöyle dedi: ‘Hayır nefisleriniz bu hususta sizi aldattı. Bana düşen artık güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz o, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. Ve yüzünü onlardan çevirdi de: ‘Ey Yusuf üzerindeki tasam’ dedi ve tasadan gözlerine ak düştü. Kederini içine gömdü. Dediler ki: ‘Vallahi sen, Yusuf’u ana ana hasta olacaksın yahut öleceksin!” (Yakub onlara): ‘Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a şikâyet ederim ve Allah’tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim’ dedi. (Ondan sonra şöyle devam etti): ‘Ey oğullarım, gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Zira kâfir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf 83-87)

Burada Kur’an’ın vermek istediği mesajlardan bir tanesi de Müslüman aile olarak çocuklarımızı yetiştirirken onlarla olan diyaloglarımızda aralarında herhangi bir ayırım gözetmeden sevgi ve muhabbetimizde mümkün olduğu ölçüde eşit mesafede davranmaya ve sevgimizde ölçülü olmaya çalışmamız vurgulanmaktadır. Zira Yakub (as)’un çocuklarının ağzından, onun çocuklarının yetişmesinde yaptığı hatayı beyan ederek kıyamete kadar tüm Müslümanlara, çocuklarını yetiştirmede ibret almaları gereken güzel bir örneklik sunmaktadır. Yakup (as)’un çocukları ağzından onun çocukları arasında sevgi ve muhabbette farklılık gösterdiği bundan dolayı da diğer çocuklarının nefislerine bu durumun ağır geldiği ve şeytanın kendileri ile kardeşleri arasına girerek öldürme derecesine ulaşabilecek bir hataya sürüklediği vurgulanmaktadır. Kur’an’da bu durum şöyle zikredilmektedir:

“Dediler ki: Yusuf’la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.” (Yusuf 8)

Yakub (as)’un Kur’an’da bildirdiği kadarıyla on iki çocuğu vardı, bunlardan ana bir Yusuf (as) ile küçük kardeşi Bünyamin’e karşı sevgi ve muhabbeti daha fazla idi, bundan dolayı diğer kardeşleri onları çok kıskanıyorlardı. Bu kıskançlıkları da onları hataya sürüklemiş, şeytanın da vesvesesiyle kardeşleri Yusuf’u kuyuya atarak ondan kurtulmak istemişler ki bu sayede babalarının artık kendilerini daha çok sevebileceğini düşünerek, bu düşüncelerini fiiliyata geçirmişlerdir.

Yakub (as)’ın bu kıssasından almamız gereken diğer bir mesaj ise, başımıza gelebilecek her türlü bela ve musibetlerin Allah’ın takdiriyle olduğudur. Fakat buda kuru kuruya her şeyi Allah’a havale etmekle olmayacağı, insani olarak mümkün olan tüm tedbirleri ve önlemleri aldıktan sonra takdiri Allah’a bırakmak olduğudur. Yakub (as)’un oğulları o dönemde yaşanan kuraklık akabinde kıtlıktan dolayı sık sık Mısır’a erzak temini için gidip gelmekte idiler. Kur’an’ın vermek istediği bu evrensel mesajda Yakub (as)’un diliyle şöyle ifade ediliyor:

“Yakub, oğullarına: ‘Ey oğullarım! Mısır’a girerken bir kapıdan değil ayrı ayrı kapılardan girin, fakat ben yine de sizi Allah’ın takdir ettiğinden koruyacak güçte değilim; çünkü hüküm sadece Allah’ındır. Ben ona güvendim. Güvenlerde yalnız ona güvensinler, dedi.” (Yusuf 67)

Yakub (as)’un oğullarına yaptığı tavsiyesinde de görüldüğü gibi hüküm yalnız Allah’ındır. İnsanlar Allah’ın takdirine hiçbir şekilde engel olamazlar, o ne emretmişse o iş olacaktır. İnsanların başlarına ellerinde olmadan gelen her şey kaderdir, yani insanların engelleyemeyeceği veya kendi isteminin dışında olan her şey kaderdir. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki kuru kuruya bir kader anlayışı yersizdir. Bizlerin beşer olarak alabileceğimiz bütün tedbirleri aldıktan sonra takdiri Allah’a bırakmamız gerekmektedir. Allah’ın Resulü (sav)’ne bir sahabe gelerek: “Ey Allah’ın resulü, devemi bağlayayım mı, yoksa Allah’a mı tevekkül edeyim.” dediğinde Allah resulü (sav)’de “Önce deveni bağla, sonra da Allah’a tevekkül et.” buyurmuştur. İşte Müslümanın tavrı bu olmadır, önce tedbirini alacak sonra takdiri Allah’a bırakacak. Yoksa ne kuru kuruya cahilce bir tevekkül ne de Allah’ın takdirini bir kenara bırakarak sadece tedbir alma.

Son olarak da Yakub (as)’un ölüm kendisine yaklaştığı son zamanında, oğullarına yapmış olduğu şu güzel vasiyetini aktaralım:

“Yoksa Ya’kub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: ‘Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?’ demişti. Onlar da: ‘Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz, biz ancak O’na teslim olmuşlarız.’ demişlerdi.” (Bakara 133)

Kur’an-ı kerimde yer alan Yakub (as)’un bu son tavsiyesi ve vasiyeti tüm etnik yapılardan arındırılmış olarak tamamen tevhidi bir içeriğe sahip olarak, Yakub (as)’un diliyle oğullarına ve gelecekteki tüm nesillere mesaj niteliği taşımaktadır.

Bu vesileyle Yakub (as)’un vasiyetinde olduğu gibi gelecek nesillere bırakılacak en güzel vasiyet ve miras şüphesiz ki sahih bir tevhidi inanç ve güzel ahlaktır. Bu inanç öyle bir hal almalı ki şekerin çaya karıştığı gibi biz Müslümanların hayatına karışmalı ve yaşantımızı ona göre ikame etmeliyiz.

…Selam, hidayete tabi olarak yeryüzünün imarı için çalışan, zulme boyun eğmeden, kula kulluk etmeden sabır ve azimle Allah yolunda yürüyen, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmeyen kulların üzerine olsun…

Allah’ın kahhar sıfatıyla azabı ve helaki, yeryüzünde bozgunculuk yapan, ekini ve nesli yok etmek için uğraşan, kula kulluğu zorlayan, şeytanın izinde giden, kadın, yaşlı ve çocuk demeden insanlara zulmeden, insanlıktan nasip almamış, vicdansızların üzerine olsun…

Ya Rabbi! Bugün Filistin, Suriye, Mısır, Irak, Doğu Türkistan, Burma ve Dünyanın neresinde zulme uğrayan bir Müslüman kardeşimiz var ise, onlardan yardımını esirgeme, sen onlara zaferler nasip eyle, Zalimleri KAHHAR isminle kahreyle, mahfeyle ve perişan eyle… (Âmin)

 

 

Dipnotlar

  1. Nisa suresi 163
  2. Yakub Peygamber ve İsrailoğullarının oluşumu – Cengiz Duman
  3. Tefhim’ul Kur’an; Mevdudi
  4. İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an