her-canlı-ölümü-tadacaktır

Esselamu Aleykum  Ve Rahmetullahi  Veberakatuhu. Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi Üzerinize Olsun.

Rabbimiz ayetiyle “Her Canlı Ölümü Tadacaktır.” (Zariyat Suresi 56.Ayet) mesajını iletiyor bize. Peki biz bu mesajı hiç açıp okuduk mu? Açtık diyelim üzerinde hiç düşündük mü? Düşündüysek Ahiret için azığımızı hazırladık mı? Hazırladık diyelim azıklarımızı hazırlarken Rabb’imizin rızasını gözetebildik mi?

Hiç bu soruları kendimize sorduk mu? Sorduysak işte o zaman bir adım daha yaklaştık Rabb’imize. Ama eğer sormadıysak ilk işimiz kendimizi sorgulamak olsun. Çünkü ölüm her an her dakika her saniye kavuşabilir bizlere.. Kime nerde, ne zaman, nasıl, ne şekilde geleceğini bilmeden yaşamaktayız. Ölüm sadece yaşlılara, büyüklere gelmez; bebeklere, çocuklara, gençlere de gelir… Hele ki hiç beklemediğin anda; çok özlediğin birisini görmek için can atıyorken , günlerdir onu göreceğin tarihin sevincini  yaşarken.. Ölümün geleceğini hiç düşünmezken.. Öyle bir haber gelir ki bütün hevesin, özlemin kursağında kalır. Kelimeler boğazında düğümlenir. Ne yapacağını da bilemezsin..  Rabb’inin mesajıyla kendine gelirsin..“İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun” (O’ndan geldik O’na döneceğiz)..

Toprağa emanet ederken en sevdiğini henüz anlamazsın onun bir daha yanında olmayacağını. Sonra sonra anlarsın ki artık o yoktur. Ondan kalan hatıralar vardır, onlara sarılırsın özlemle. En sevdiğini göremedin belki ama Cennet’te kavuşabilirsin Allah’ın izniyle, bu ümitle sürdürürsün yaşamını zaten..

“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.’’ (Tevbe Suresi, 111.Ayet)  Hâlâ bir sevinç var öyleyse..

Cennet’i kazanmak için kıyasıya yarışmak gerek. İslam düşmanlarının sözlerine aldırmadan hem de. Rabb’imiz bizden çok bir şey istemiyor ki: Kur’an’ı Kerim’in ve Peygamberimiz (S.A.V)’in Sünnetine uygun yaşamamızı istiyor. Kitabımız belli hadislerimiz belli; onları okuyup, düşünüp, onları uygulamak çok mu zor? Hayır değil aslında ama bizleri engelleyen tek bir nokta var “nefsimiz”.. En büyük düşmanımız.. Düşman dediklerimizi sevmeyiz aslında, onlarla hep savaşmak isteriz, savaştığımızda da galip olan taraf olmak isteriz. Ama söz konusu nefsimiz olduğunda, işte orada sıkıntı yaşıyoruz..

Bu dünya geçici ve biz hala Ahireti unutup bu dünya için çabalıyoruz. Nefsimize uyup kardeşlik duygularımızı yıpratıyoruz. Anne-babamızı üzüp kırıyoruz. Oysaki bir Hadiste; “Her kimde üç haslet bulunursa, Allah o kimsenin üzerine himayesini yayar ve onu Cennet’e girdirir: Güçsüzlere yumuşaklık, anne-babaya şefkat ve el altında bulunanlara iyi muamele.”(Tirmizi)

Anne-babamızı yahut diğer kardeşlerimizi üzdüğümüz bir anda, hatamızı telafi edemeden ölümle karşı karşıya kalabiliriz. O yüzden her anımızı sabırla sürdürmeliyiz. Konuşmadan önce iki kez düşünmeliyiz. Hiç değilse bu konularda başarılı olabilelim, Rabb’imizin rızasını gözeterek hareket edebilelim.. Günümüze değinecek olursak eğer: İnsanların olaylar karşısında sessiz kalması “onun saflığı, korkaklığı, karşılık veremeyişi” olarak şeklinde savunulmakta. Fakat o kişinin düşüncelerini bilemeyiz ki; ya kırmak istemediği için susuyorsa, ya Allah Rızasını gözettiği için tepkisiz kalıyorsa? İşte bunları bilmediğimiz için yorum yapmak doğru değildir, zararda olan kişi savunan kişidir. Artık bu düşüncelerden arınmak gerekmektedir. Çünkü ölüm ansızın kapımızı çalabilir.. Rasulullah (S.A.V) şöyle buyuruyor: ”Sen müminleri, merhamet ve muhabbetli, birbiriyle dertleşen bir bünye olarak görürsün. Bünyenin bir uzvu sancı hissetse bütün bünye uykusuz kalır ve hastalanır.” Hani nerde bu dayanışma? Hani nerde kardeşlik? Biz böyle mi başaracağız bir bünye olabilmeyi? ..

Mü’min olmak demek kardeşini sözleriyle yaralayan değil, onu incitmemek için sözlerini seçip konuşmaktır.. Onun arkasından konuşmak yerine derdini ,sancısını en derinden hissetmek demektir..

Bizler bir Müslümanın derdini, sancısını gönlümüzün en derinliklerinde hissedebiliyor muyuz? Bir bünye olmanın gerekliliklerini sık sık hatırlıyor muyuz? Hala ne için bekliyoruz ki? Sanki ölümün bizlere ne zaman kavuşacağını biliyormuşuz gibi hareket etmekteyiz. Hayır, bizler Mü’minleriz! Savunmamız gereken bir davamız var ve bu dava için Allah yolunda birlikte yürümemiz gereken kardeşlerimiz var. Silkelenip kendimize gelmemiz gerek!  Artık birbirimize kin tutmak değil de; karşımızdaki kardeşimizi düzeltemiyorsak; bizim davranışlarımızı düzeltmemiz, o bizi kırsa bile sessiz kalmamız, sabretmemiz gerek. Ve bunu insanların sözlerine aldırmadan sadece ve sadece Allah için yapmamız gerekmektedir.. Öfkeni kinini bir kenara bırak ve artık ölüm için hazırlıklara başla! Çünkü ölüm habersiz gelir..

Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rabb’inizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan Cennet’e koşun. Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedendir. Allah, iyilik edenleri sever.”(Al-i İmran 133-134)

Peygamber Efendimiz (S.A.V)  ise bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Kuvvetli olan, insanları mağlup eden değildir. Kuvvetli olan, ancak kızgınlık anında nefsine\öfkesine hâkim olandır.”

Her şey açık ve net sadece anlamak ve yaşamak için çabalamalıyız.. Herkese cevabını verdiğimizde kazandığımızı düşünmek yerine Allah Rızası için ne yapmalıyım da karşımdakini kırmamalıyım diye kendimizi sorgulamamız lazım. Çünkü gerçekten hiçbir şeyin garantisi yok ve ölüm bize adım adım yaklaşmakta. Hem bu dünya geçici, Ahiret ise sonsuz.. Hala neden farkına varamadık ki? Bu dünyanın güzellikleri bizi aldatmasın artık, gerçek olanın ne olduğunu iyice kavrama vakti; Oturup kendimizi düzeltebilmek için dua vakti; kötü huylardan arınma vakti…

“Ve kullarım sana beni sorunca, şüphesiz ki Ben çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da benim davetime icabet etsinler. Bana ibadet etsinler. Ta ki doğru yola ulaşmış olalar”…(Bakara Suresi 186.Ayet)

Belki tekrar tekrar okuyoruz bu ayetleri, ama bir kez daha kavrayabilmenin mutluluğu sarsın içimizi..

Gerçek mutluluğun ayetleri okumak, anlamak ve Allah için yaşamakta olduğunun farkına varmadan ölüm bize geldiğinde Allah korusun her şey için geç kalmış olabiliriz. O yüzden artık bir adım değil on adım atmalıyız Rabbimiz’e koşarken. O adımları ne kadar fazla atabilirsek o kadar kazançta olmuş oluruz. Ki böylece ölüm bize geldiğinde ona da koşarak gidebilelim…

Rabbim kalbimizi ve ayaklarımızı İslam dini üzere sabit kılsın. Kalbimizi bütün kötü düşüncelerden arındırsın İnşaAllah. Yaptığımız her şeyi Allah rızası için yapabilmemiz ve ölüm için hazırlıklarımızı tamamlayabilmemiz duasıyla.. Rabb’ime Emanetsiniz…