Bir ailenin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesinin temel koşullarından biri, aile içi etkileşim ve iletişimin yeterli/kaliteli biçimde devam etmesidir. Bu sebeple yüz yüze iletişim, aile ve ailenin varlığı için son derece önemli bir gerekliliktir. Ancak günümüzde sosyal medya ve onun mecralarında geçirilen uzun süreler, aile içi iletişimi olumsuz etkilemektedir. Özelikle akıllı telefonların yaygınlaşması ile bu uzun süreler katlanmış ve katlanmaya devam etmektedir. Ülkemizde günlük ortalama internet kullanım süresi, 7 saatin üzerindedir. Bu zamanın 3 saatine yakını da sosyal medya dediğimiz mecralarda tüketilmektedir.

Herkesin sınırsızca her şeyi paylaşabildiği, söyleyebildiği kontrolsüz bir alan olan sosyal medyanın bireylerin zamanını bu denli işgal etmesinin; insana, aileye ve topluma birçok negatif etkisinin olması kaçınılmazdır. Çocuklarımızla, eşimizle ilişkimiz, nasıl oturmamız ya da nasıl konuşmamız gerektiği, neleri sevip nelerden hoşlanmamamız gerektiğine kadar ailemizi şekillendiren bilgiler sosyal medya tarafından sürekli pompalanıyor ve aileyi de içine alarak toplumu yozlaştırmaktadır. Sadece sağlıklı aile içi iletişimin olmazsa olmazlarından olan aile bireyleri arasındaki göz temasının azalması bile ailede çok büyük tahrifatlar oluşturmaktadır. Çünkü çocuk, annesiyle babasıyla kurduğu göz temasıyla kendisini güvende hisseder, onunla bağ kurar; fakat sosyal medya, internet vb. araçların aileyi teslim almasıyla artık aile içi sohbetler, paylaşımlar gitgide azalmakta ve aynı ev içerisinde birbirlerinin günlük yaşamını sosyal medyadan takip eden, mesajlaşma programıyla birbirine meramını anlatan aileler ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu durumla bireyin eğitiminde çok büyük yer kaplayan aile içi eğitimin bu görevi, kontrolsüz ve sınırsız sosyal medyaya devredilmektedir. Bunun sonucu olarak da geleneksel aile değerleri, sınırsız enformasyon ve veri bombardımanından etkilenerek hızlıca yok olmaktadır.

Sosyal medya ile toplumun bazı değerleri önemsenmemeye başlanmış; teşhir, abartı, kurgu ve mahremiyetin önemsizleşmesi, bu alanın normları haline gelmiştir. Alçakgönüllülük, kanaatkârlık gibi değerlerin ortadan kaybolduğu, bireyciliğin çok daha fazla öne çıktığı, bireysel başarının ve bireysel mutluluğun önem kazandığı görülmektedir. Mahremiyetin değeri toplumda çok azalmış, eskiden aile içerisinde gerçekleşen iyi ya da kötü olayların dışarıyla paylaşılmasının bir sınırı varken günümüzde bu sınır kalkmış durumdadır. Bugün, aile içerisinde yaşanan sorunların, mutlulukların ve hatta çok mahrem sayabileceğimiz anların dahi sosyal medyada paylaşıldığına şahit olmaktayız. Ancak sosyal medyanın, mahremiyeti bu denli ortadan kaldırmasıyla aile daha kırılgan ve dışarıdan gelecek her türlü etkiye açık hale gelmiştir.

Kişi, ne kadar çevrimiçi olacağını ya da hangi platformları kullanacağını kendinin belirlediğini düşünse de mecraların içine daldıkça ya da çevresindeki kullanıcı sayısı arttıkça kullanılan platform sayısı ve geçirilen süre artmaktadır. İnsanlar, sosyal medyayı “sınırsız özgürlük alanı” olarak tanımlayarak bu mecralara teslim olmuştur. Söz konusu mecraları bağımlılığa dönüştüren temel sebeplerden birisi, sosyal medyada insanın olduğundan güçlü/cesur davranabilmesidir. Örneğin; kişi, bir devlet başkanına direk yazabilir, onunla etkileşime girebilir ya da kişinin görüşleri birden trend/ünlü olabilir. Fakat bu bağımlılık, son tahlilde aile içi iletişimi bitirme noktasına getirmiştir. Kişi, ailesinin yanındayken onlarla yapacağı uzun bir sohbet yerine onlardan çok uzaklara gidip “kendi balonu”nda zaman geçirmektedir. Annesini, babasını, dost ve akrabalarını aramaktan, görüşmekten imtina eden insanlar, sosyal medyada binlerce arkadaşa sahip olarak yakınlarından uzaklaşmaktadır.

Özetle sosyal medya, gerçek iletişimin/sosyalliğin en büyük düşmanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu büyük bir çelişkidir. Her yanımızı sarmış olan bu mecralarda kişinin sürekli iletişim hâlinde olduğu binlerce arkadaşı, grupları, yüzlerce “beğeni” alan paylaşımları olabilir; fakat dışarıda akan gerçek hayattan ve yüz yüze iletişimin samimi havasından nasiplenmeden sosyalleşen insan, bu sanallıkla gitgide yalnızlaşmaktadır.

İnsan, kontrolsüz kullandığı sosyal medya ile zaman gibi değerli bir nimeti boş ve faydasız şekilde heba etmektedir. Diğer taraftan ailesini ihmal ederek anne baba, eş ve çocuklara vakit ayırmayarak büyük bir vebalin altına girmektedir. Çünkü “Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Şu halde her hak sahibine hakkını ver!” (Buhârî, Savm, 51) hadisinden de görüleceği üzere ailemizin her bir ferdinin de kişi üzerinde hakları vardır. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.), bir diğer hadisinde, “Kim, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikramda bulunsun. Kim, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, akraba ilişkilerini sürdürsün (…)” (Buhari, Edeb, 85) demekte ve hatta “Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez.” (Müslim, Birr, 19) diyerek sıla-ı rahîmi terk etmeyi, cennete giremeyecek kadar kötü bir yere koymuştur.

Sosyal medyanın temelinde bulunan beğenilme, öne çıkma ve ünlü olma gibi kavramlar, İslam’ın ahlak anlayışında yerilerek mütevazı ve alçakgönüllü olmak tavsiye edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Mütevazı olun, öyle mütevazı olun ki biriniz diğerine karşı övünmede bile bulunmasın.” (İbn Mâce, Zühd, 16) demektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.), tevazuu öğütlerken, övünmekten ve kişiyi yüzüne karşı övmekten de “Birbirinizi (aşırı şekilde) övmekten sakının. Çünkü bu, (bir nevi) öldürmektir.” (İbn Mâce, Edeb, 36; İbn Hanbel, IV, 93) hadisiyle men etmiştir.

Peki; ailemiz, çocuklarımız ve kendimiz için ne yapmalıyız? Bu konuda dinimizin inanç ve değerleri, davranışlarımıza yön vermelidir. Zira dinimiz, hayatımızın her alanında, sosyal medya da dâhil esas almamız gereken ölçüyü koyuyor önümüze. Bu ölçü; insan her hareketiyle, sözüyle ve tavrı ile insanların değil, Allah’ın (c.c.) beğenisini, rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için bu mecralarda bulunmalıdır. İnsanın amacı Allah rızası olursa kendini ve ailesini korumuş olur.

[1] 10 Şubat Perşembe günü, online yapılan “Günümüzde Aile” başlıklı panelde sunulan tebliğin özet metnidir.