13 Mart 2016 tarihinde Ankara–Kızılay’da meydana gelen bombalı saldırıda henüz 21 yaşındayken şehid olan Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 4. sınıf öğrencisi Feyza Acısu kardeşimizin anısına, hakkında kaleme alınan duygu yüklü yazıları, şehadetinin beşinci yıl dönümünde siz okurlarımızla paylaşmak istiyoruz. Ve Yüce Allah’tan şehadetini kabul etmesini tekrar tekrar niyaz ediyoruz.

 

 Nazife Acısu (Annesi):

Rabbim Hangi Amelini Sevdi?

Önden gidişinin 5. yılı doluyor.

Aklıma her geldiğinde merak ettim.

Rabbim acaba hangi amelini sevdi, dedim.

O kısa ömründe her şeyinle ölçülü oluşunu mu?

Salih amellerini mi? “Rabbim! Girilecek yere doğrulukla girmemi, çıkılacak yerden de doğrulukla çıkmamı sağla, bana tarafından yardımcı bir güç ver!” diye dua edişini mi?

Allah’a kalpten boyun eğişini mi?

Bizi razı etmeden evden ayrılmayışını mı?

Okuduğun Kur’an’ı iyi anlayışını mı?

Kur’an meallerini hediye edişini mi?

Kitapları bırakmayıp tane tane okuyup işaretleyişini mi?

Ne kadar yoğun olursa olsun yine de kitap okumayı ihmal etmemeni mi?

Neler bildiğini söylemek yerine yaşayarak anlattığını mı?

Olaylar karşısında “Ben hüsnü zan beslemeliyim” demeni mi?

Ya da “Ben tesettürümden taviz vermem” deyişini mi?

Mütevazı oluşunu mu, dosdoğru oluşunu mu? Kimsenin hakkına girmeyişini mi?

Acaba her seferinde karşındakinin iyiliğini tercih edişini mi?

Hayânı ve iffetini mi? Övgüyü duyunca utanışını mı? Başını öne eğip yürüyüşünü mü?

Sevinçlerini abartmadığını, üzüntülerini büyütmediğini mi?

Çalışkan ve güzel ahlaklı oluşunu mu?

Gördüğün kötülüğe iyilikle cevap verişini mi?

Gülümsemenin sünnet olduğunu göstermeni mi?

Yardımsever, fedakâr, naif oluşunu mu?

Asla yalan söylemeyişini mi?

Yoksa insanları kıskanmayışını mı?

Başkalarının arkasından konuşulmasına müsaade etmemeni mi?

Bize ve kardeşlerine merhametli oluşunu mu?

Arkadaşına okulda nasıl abdest almayı öğrettiğini mi, namaz kılmayı öğretişini mi, bir yıl boyunca bıkmadan sabah namazına kaldırışını mı?

Rabbim, biz, yavrumuzu sağ iken sana emanet ettik. Şimdi de sana emanet ediyoruz. Sen, emanetleri zayi etmezsin. Sen, her şeyi hakkıyla en iyi bilensin. Feyza’mın şehadetini kabul buyur. Firdevs cennetinde buluşmayı nasip et. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.

“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar, ne güzel arkadaştır!” (Nisa, 69).

 

Zeynep TEMEL (Arkadaşı):

Ebedi Birliktelik İçin Kısa Bir Ayrılık

Şehid olabilmek için şehid gibi yaşamak lazımdı ya; işte bu sözün, ispatısın sen. Örnek hayatın ve huzur veren gülümsemen ile şehadetin kapısını yaşayışınla aralamıştın bile. Canım ablam, güzel yüzüne, hassasiyetine, karakterine, ince düşüncene hayranlığımın ne kadar olduğunu ancak Allah bilir. Allah yolundaki fedakârlığın, anneyi razı etmenin ve İslamca yaşamanın haysiyetini, senin şehadetinden bir kez daha öğrenmiş olduk.

“Kalbini güzelleştir ki kabrin de güzelleşsin”i şimdi anlıyorum. Meğerse kabrin nurunu kalbimizde taşıyormuşuz. Sen, kabrinin nurunu kalbinde taşıdın. Mezarının cennet bahçelerinden bir bahçe olması da dünyanda yetiştirdiğin güller sayesinde.

 

Sümeyye ARSLAN (Arkadaşı):

Feyzam’a…

Kimseyi incittiğini, kimseye itiraz ettiğini görmedim. Hem okul hem de dergideki çalışmalara bir hafta bile gelmediğini bilmem. O kadar yoğunlukta Rabbimiz için yaptığımız çalışmalara vakit ayırırdın hep… Şahidiz biz kardeşim, şahidiz.

Seni Rabbimize emanet ettikten sonra üçüncü günümüzde, ben bir rüya gördüm. Bir ablamızla birlikte seni arıyorduk; bembeyaz, boş bir yerde bulduk seni, ağlıyorduk sadece. Sonra sen, “Ölmedim ben çok şükür, üzülmeyin” dedin, sarılıp tekrar ağladık sonra. Biliyordum aslında şehid olduğunu ama daha bir rahatladım, daha bir ikna oldum o günden sonra. Ümidimiz cennette kavuşmaya…

Senden sonra anladım ki boş geçirebilecek vaktimiz olmamalı bizlerin.

Ölüm, bizler için bir son değil, yepyeni bir başlangıç ki sen bu başlangıçta şehadet şerbetini içtin. Şehadetin mübarek olsun kardeşim!

 

Sare DURGUN (Arkadaşı):

Feyza Acısu’ya

Hani gözünü açtığından beri hayatında olan insanlar vardır ya! Nerede, ne zaman, nasıl tanıştığını hatırlamadığın? İşte öyleydik biz seninle, hep vardın. Bunu, sen, Rabbime kavuşunca anladım. Programlar, paneller, konferanslar, sohbetler, kamplar, şehir içi-dışı etkinlikler derken Amerika’daki arkadaşlarımız bile ortaktı. Zaten arkadaş grubumuzda okul branşımız bile benzer olan sadece ikimizdik, yine.

 

Sümeyye İMAMOĞLU (Arkadaşı):

Sevgili Dostum Feyza Acısu

Ecel, seni hain bir patlamada buldu. Daha önceki gün görmüştüm seni, yine tebessümlü yüzünle. Zaten tebessümün sadaka olduğunu bildiğinden midir bilmem, hep güler yüzlüydün, güzel ahlaklıydın, yardımseverdin, kızmazdın, insanların arkasından konuşmak istemezdin. Derdini anlatanı başından savmazdın, ufak bir dert bile olsa ciddiye alıp çözümler sunardın.

Öğretmenlik sunumlarına hazırlanıyordun, en güzel şekilde yapabilmek için. Ve evet, güzel bir öğretmen oldun bizlere. Senin vesilenle Allah, ölümün yaşa bakmadığını, hazırlıklı olmamız gerektiğini bir kez daha öğretti bize.

Ben, kardeşliğinden razı oldum, Allah da senden razı olsun. Kabrini aydınlık etsin, güllerle donatsın, şehid olarak cennetine alsın.

Hainlere bir şey söylemek gerekirse de… “İlahi adalet vardır ve tahmin ettiğimizden çok daha tatmin edicidir.”

 

Ayşe Merve ADANUR (Arkadaşı):

Ölüm, Ruhumuzun Yaşadığı Bir Sarsıntı Gibi, Kanımıza İşleyen Dondurucu Soğuk Gibi…

 Biz, onu kaybettik” demiyorum “O, artık yok” demiyorum. Biz, onu ebedî ikametgâhımıza uğurladık. Hepimizin döndürüleceği yere, kendisinde korkunun ve üzüntünün olmadığı asıl yurdumuza uğurladık.

Biz biliyoruz ki Feyza, En Yüce’ye kavuştu ve o artık hiç mahzun olmayacak. Ölümün mahzun kıldığı ise biz, geride kalanlarız. Çünkü Feyza, en güzel gidişle gitti. Hayatını, Allah rızası doğrultusunda yaşadı.

Fedakârdı, naifti, kibardı, kimsenin hakkında kötü konuşmaz, incitici söz söylemezdi. Naifliği, konuşmasına da yansımıştı, tane tane alçak sesli konuşurdu.

Sakindi, oturaklıydı. Kitap okumayı çok severdi. Birkaç yıldır yürüttüğümüz bir kitap okuma çalışmamız vardı. Ne kadar yoğun olsa yine de “Okuyalım, devam edelim” derdi. Biz şahidiz ki o, tertemiz gitti.

O, yüreklerimizde kapanmaz bir yara açarak gitti. Biz, onu unutmayacağız. Tekrar buluşacağımız güne kadar, bizi karşılayacağı güne kadar, o ardında bıraktığı temiz ismi ve anılarıyla aramızda var olmaya devam edecek. Allah’a hamd olsun ki biz, yeniden bir araya geleceğiz; o, bize gelemeyecek belki ama biz ona gideceğiz. Ve yine Allah’a hamd olsun ki ölüm, son değildir; inanan ve iyi işler yapanlar için “Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır.”

 

Merve EREN (Arkadaşı):

Feyza’ya İthafen…

Hakk’ı hak için, adaletle ayakta tutmayı öğreneceğiz ve öğreteceğiz. Ama her şeyden önce, sizin söylediklerinizi duymamayı öğreteceğiz; ilk önce sizin söylediklerinize aldırmamayı öğreteceğiz. Size benzemeyeceğiz ve size benzememeyi öğreteceğiz. Birimiz bıraktığında, bir diğerimiz devralacak bayrağı. İçimizden nice Feyza’lar yetişecek ve nice Feyza’lar yetiştirecek. Ve sizin gibi nefret kusanların gücü, hepimizi öldürmeye yetmeyeceğinden, siz yeterince sevinemeyeceksiniz. Nice Feyza’lar yetişecek ve yetmeyecek tesellileriniz, kursağınızda kalacak sevinçleriniz.

Biz, Hakk’ı öyle bir haykıracağız ki, sizin zaten kısık olan sesleriniz, hiç duyulmaz olacak. Çağın anneleri, çağın öğretmenleri, çağın önderleri olacağız.

Yeni nesiller için, tertemiz nesiller için koşturup duracağız. Asırlardır nice hayatlar değiştiren kitabımız, kılavuzumuz olacak; hayatlar değiştirmeyi kaynağından öğreneceğiz. En iyiye, en doğruya, en güzele yöneleceğiz; en iyiye, en doğruya, en güzele yönlendireceğiz ve kötülüklerden de alıkoyacağız.

Dünyaya değil, ahirete yol alacak adımlarımız, biz hep öteler için yorulacağız. Cennet özlemiyle büyüttüğümüz çocuklarla cennetleşecek bu dünya. Mus’ab’dan aldığımız bayrağın hakkını vermek için yaşayacağız. Başımızdaki örtülerle başaracağız; siz, başarılarımızı gördükçe kahrolacaksınız.

(Sözcü gazetesinin o günlerdeki yaklaşımlarına karşı yazılan bir yazı.)

 

Sümeyye DİLDAR (Arkadaşı):

Ötelere Yolculuk

O sessiz, masum kız, İslam’ın en büyük temsilcisi olurdu ki, oldu da. Ne çok şey öğrenirdik ondan, daha da öğrenecektik. Ve fark ettim ki insanlar, korkuyorlar bizden bu yüzden; Feyza abla ve onun gibi masum insanların yaşamasını istemiyorlardı. Bu yüzden birer katil olmayı tercih edecek kadar küçük düşüyorlardı.

Allah büyük ya, O her şeyi görüyor. Ve bir şükür sebebi, diyorsun ki iyi ki ahiret var. Kimsenin yaptığı yanına kalmayacak. Feyza ablanın ve diğer tüm şehitlerin hesabı, sorulacak. Bu dünyada yanınıza kalır da ahirette kalmaz ya; bunu bilmek bile muazzam bir rahatlık.

Sen, rahat uyu Feyza abla… Peygamberimize komşu ol inşaallah. Cennette en güzel köşkler senin olsun. Sen bir davanın adısın. Ve bizler, inşaallah o davayı yaşatacağız. Ve inşaallah İslam kazanacak.

 

Nuray ÖZDEMİR (Ablası, Arkadaşı):

Asrın Solmaz, Nadide Güllerinden Feyza’ma…

“İnatçı Kardelenler Solmasın”

Bir kardelendin sen, zulme karşı açan karanlığın bağrında
Dileğimizdi Hakkın zaferi, her duada niyazda
Örtünü bayrak bilip, dalgalandırdın en yüksek burçta
Bayrağı burca diktin, mübarek olsun
Binlerce kardelen yeşerttin haberin olsun

İlahi bir sevdaydı, sırrına erişilemeyen
Kutsal bir emirdi taviz verilemeyen
Çileli bir davaydı gülleri derilemeyen
Derdin sen pembe gülü mübarek olsun
Say ki aldın beratını gözlerin aydın olsun

Mahzun bir laleydin, sanma ki koparıldın
Zulüm karşılıksız kalmaz vaadi var Hakk’ın
Bırak o sefilleri, onlar ki kulları şeytanların
Şeytanın tuzağına düşmedin mübarek olsun
Çıldırttın sen onları gözlerin aydın olsun
Rabbim zillet vermesin giydin izzet libasın
Bu dünya faniydi, ne mutlu aldanmadın
En güzel tohumları sen saçtın, kaybetmiş sayılmazsın
Giydin sen inci tacı mübarek olsun
Şehidler, Sıddıklar yarenin olsun
Davanla sen şeref buldun, müjdeler olsun

“Ne mutlu İslam’ı yaşama yolunda yeri gelince mahzun bir lale, yeri gelince de inatçı bir kardelen olabilenlere.”