Müminin iman ve cihad üzere, İslam Ümmeti’nin aziz, örnek ve şahit olarak yaşayıp, meskenet ve zillet haline düşmemesi için ne yapması gerekir? Çünkü insanı fıtratından, mümini sırat-ı müstakimden uzaklaştıracak birçok enfüsi ve afaki ayartıcılar bulunmaktadır. Bu ayartıcılara karşı nasıl bir halde bulunmak gerekiyor?

  1. “Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” Şems 1-10.
  2. “İblîs dedi ki: Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” Araf 16-17.
  3. “Yûsuf dedi ki: Bu, Aziz’in, yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi. Yine de ben, nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz rabbim, çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” Yusuf, 52-53.
  4. “Hatırla ki kâfirler, seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar, (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların en iyisidir.” Enfal, 30.
  5. “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” Enfal, 60.
  6. “Ey iman edenler! Sabredin, sebât gösterin, sabır yarışında düşmanlarınızı geçin, dâimâ savaşa hazırlıklı olun, uyanık bulunun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa erebilesiniz.” Al-i İmran, 200.

Yukarıdaki mezkûr ayet-i kerimelerde insana enfüs ve afaktan yapılan taarruzlara misaller veriliyor. Vefat edene kadar içten ve dıştan saldırı altında olacağımız görülüyor.

İslam, insanı ve hayatı bir bütünlük içinde algılar. Bütünlüğün parçalanması insanı ve hayatı anlamsızlaştırır ve yozlaşmasına sebep olur. Bu bütünlüğü doğru anlamadan, insana ve hayata yapılan saldırıları anlayamayız. Doğru anlama olmadan da sağlıklı tedbirler alınamaz.

Ayet-i kerimelerin ilkinde, Rabbimizin bütün varlığı yaratan ve ona nizam veren olduğu beyan edilerek insanı yaratanın da O olduğu ve nefsine takva ve fücuru ilham ettiği bildiriliyor. İnsan, ölünceye kadar nefsine yerleştirilen bu iki gücün tazyiki altında varlığını devam ettirecektir. Bu ontolojik bir durumdur, bundan kurtulamayız. Bu hali kabul etmediğimiz zaman varoluşsal bir kriz yaşarız. Krizi çözememenin hayati sonuçları olacaktır. İkinci ayet-i kerimede, âdemoğlunun şeytanla varlığın yaratılışından başlayan ezeli ve ebedi hasımlığından bahsediliyor. Üçüncü ayet-i kerimede, bir insan olarak Yusuf’un, dışarıdan yapılan saldırı ile içeriden harekete geçen hevanın tazyiki karşısındaki durumu anlatılıyor. Dördüncü ve beşinci ayet-i kerimelerde ise kâfirlerin, Resul’e ve müminlere karşı hazırladıkları tuzaklardan ve bu tuzaklara karşı ne yapılması gerektiğinden bahsediliyor. Sonuncu ayet-i kerimede, iman edenlere sabır ve sebat üzere olarak düşmana karşı hazırlıklı olmaları öğütleniyor. Saldırı örneklerini çoğaltabiliriz. Burada önemli olan, bu saldırılara karşı ne yapacağımızdır. Durum tespitini yaptıktan sonra ilk alınacak tedbir, zihnen ve ruhen her dem teyakkuz halinde olmaktır. Teyakkuz, uyanık olma halidir. Mümin, içeriden, heva ve heves; dışarıdan ise ins ve cin şeytanlar tarafından kuşatma ve saldırı altında olduğunu/olacağını unutmadan dünya yolculuğuna devam etmelidir. Bu sebepten, ölüm halinde bile şeytanın boş durmayacağı, insanın mümin olarak ölmesine engel olmaya çalışacağı hatırlatılır, bunun için hazırlıklı olması öğütlenir.

İnsan fıtratı, takva-fücur’un, yeryüzü ise hak-batıl, iman ve küfür’ün çatışma alanıdır. Bu, kıyamete kadar devam edecek bir kaderdir. Bu, vahyin bize öğrettiği bir hakikattir. Bu hakikati değiştiremeyiz. Değiştiremeyeceğimize göre mucibince akletmek ve amel etmek durumundayız.

Günümüzde de fert fert her insan ve ümmet, bu çatışma alanında neler yapması gerektiği üzerinde düşünmek zorundadır. Yoksa hayat zorlaşacak, akıbet hüsran olacaktır. Her şahıs, kendine özgü imkân ve zaaflara sahiptir. İmkânlarını ve zaaflarını doğru tespit edenler, saldırılar karşısında daha korunaklı olur ve imkânlarını kullanarak bunları lehine çevirebilir. Hz. Âdem’in nefsi ve şeytanla olan imtihanında hatasını kabul edip tövbe etmesi, zaafı sonucunda düştüğü zor durumdan onu korumuştur, Allah’ın yardımıyla. Hz. Yusuf’un güçlü şahsiyeti ve nefsine hâkim olması, kadının ve hevasının ayartmalarına karşı ona kalkan olmuştur. Dün Müşrikler, Ehl-i Kitap ve Münafıklar, Peygamberimize (s.a.v) ve ashabına tuzak kurduğu gibi, bugün de onların günümüzdeki temsilcileri Küresel Kapitalizm ve işbirlikçisi Seküler/Laik Ulus devletler, Neo-con Hristiyanlar ve Siyonist Yahudiler, İslam ve Müslümanlara tuzak kurmaya devam ediyorlar. Ümmet’in fertleri, âlimleri, siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel önderleri İslam Ümmeti’ni “insanlık için örnek ve şahit bir ümmet kılmak” için neler yapılması gerektiği üzerinde tefekkür etmeli, ümmetin zaaf ve imkânlarını tespit edip ona göre hazırlık yapmalıdır. Niyeti olmayanın ameli, imanı olmayanın da salih ameli olmaz.

İlahi vahiy, insana kendini tanıtır. İmkân ve zaaflarını, dost ve düşmanlarını gösterir. Huzur ve felaha ermek için nasıl bir yol tutacağını, Resullerin kıssaları üzerinden somutlaştırarak anlatır.

Öncelikle kendimiz ve ümmetin hali ile ilgili bir durum/vasat/bağlam tespiti yaparak işe başlamalıyız. Doğru teşhis, doğru tedavinin başlangıcıdır/temelidir. Vasatın tespitinden sonra, dayanacağımız değerleri/asılları/ilkeleri tayin etmek, asıllarımızdan neşet eden değerleri hayata geçireceğimiz bir usul, bu usulle değerleri hayata geçirecek bir liderlik ve ona itaat eden bir cemaat/kadro, bu liderliğin ve kadronun canhıraş gayretleriyle bir İslam toplumu oluşturmak gerekiyor. Hz. Peygamber’in 23 yıllık mücadele ve mücahedesi, bu söylediklerimizin ete-kemiğe bürünmüş halidir.

Son nefesimize kadar; varlığın ve türümüzün devamını sağlamak, iman ve İslam üzere yaşayıp ölmek, İslam’ın ve Müslümanların izzeti, mustazafların adalet üzere yaşaması için teyakkuz halini terk etmememiz gerekiyor.

Erdal BAYRAKTAR