Tereddütsüz İman ve Allah (c.c.)’a Tam Güven
Genel Gündem Son Sayımız Yazarlar

Tereddütsüz İman ve Allah (c.c.)’a Tam Güven

kopmak-uzere-halat-ip-dostluk

Evet, bu sözün hayatımızdaki yerine bakmaya çalışacağız beraberce inşaAllah.

Allah (c.c.) bize yeter o ne güzel vekildir, hasbinAllahu ve niğmel vekil.

Bizler Allah (c.c.)’a yeterince güveniyor muyuz? Allah (c.c.) bize yeter diyebiliyor muyuz? diye sizlere bir soru yöneltsem cevap aslında çok farklı olmaz. Tabi ki güveniyoruz diyeceğiz ben de dâhil. Fakat hayatımıza baktığımızda bu söz ne kadar yerine oturuyor buna bakmak gerekiyor.

Bizim önderlerimiz, örneklerimiz bu sözü nerelerde kullanmış, bu söz onlar için ne ifade ediyor bakalım.

Rasul (s.a.v.) Mekke’de o kadar bunaldı ki Taif’deki akrabalarının yanına teselli bulmaya gitti. Taife gittiğinde umduğunu bulamadığı gibi çok farklı bir durumla karşılaştı. Rasul (s.a.v.)’un Taif’e sığınmasını kabul etmeyi bırakın Taif’liler O’nu sokaktaki çocuklara taşlattılar. Rasul (s.a.v.) yaralandı. Zeyd r.a ile beraber Taif’in dışına zor çıktılar. Şehrin dışında tefekküre daldı, kendisine yapılanları düşündü. Bu ara Cebrail (a.s.) geldi, O’na yapılanların intikamını Allah (c.c.)’ın alacağını, Taif’lilerin üstüne dağları indirip helak edeceğini söyleyince bakın Rasul (s.a.v.) ne dedi?

Hayır dedi Rasul (s.a.v.) belki bunlar değil ama belki bunların çocuklarından iman eden olur dedi.

Cebrail a.s gittikten sonra Rasul (s.a.v.) bakın ne diyordu:

Allah’ım zayıflığımı, insanların beni horlayışını, çektiğim sıkıntıları sana şikayet ediyorum, sen merhametlilerin en merhametlisinin, sen errahumurrahiminsin, Allah’ım beni kime bıraktın, beni uzaktaki düşmanın eline mi bıraktın, ama eğer Allah’ım benim bu halim seni memnun edecekse şikayetçi değilim, yeter ki sen benden razı ol, sen benden razı ol ben hiçbir şeyden şikayetçi değilim dedi.

Evet, biz bu durumlarda diyebildik mi Rasul (s.a.v.) gibi bir kenara çekilip Allah (c.c.) bize yeter diyebildik mi? İşimizde sıkıntıya girdiğimizde Allah (c.c.) bize yeter diyebildik mi? Yoksa farklı yollar mı aradık? Evde huzurumuz bozulduğunda Allah (c.c.) bize yeter diyebildik mi? Patron bizden gayri İslami bir şey istediğinde işi bırakıp hasbinAllahu ve nimel vekil diyebildik mi? Yoksa patronu memnun etmeye mi çalıştık? Çocuğumuzu evlendireceğiz; saz, çalgı getirmezsen kimse gelmez diyen akrabalarımıza Allah (c.c.) bize yeter diyebildik mi? Allah (c.c.) bize yeter, hiç bir yük bana ağır gelmez diyebildik mi?

Rasul (s.a.v.)’in yaptığı bu dua, Müslümanın her, dara düştüğünde bunaldığında, hastalandığında, zayıf düştüğünde, işlerimizin iyi gitmediği zamanlarda, ailemizin huzurunun dağıldığı zamanlarda, her zaman yapması gereken bir duadır. Bilmemiz gerekir ki Allah (c.c.) bizimle. Yeter ki biz ona hakkıyla tevekkül edelim, ona sığınalım.

Allah (c.c.)’a itimat edebildik mi? Güvenebildik mi?

Allah (c.c.) İbrahim a.s’ın hayatını, onun ateşe atılmasını bize, çocuklara hikâye anlatalım diye mi gönderdi? Veya çizgi film konusu olsun diye mi anlatıldı?

Ateşe atılan İbrahim a.s mancınığın ağzında iken hasbinAllahu ve nimel vekil diyordu. Allah (c.c.) bana yeter diyordu, Rabbim sana güvendim diyordu, ateşi gördüğü o anda.

O peygamberdi, ama bize örnekti. İşte Allah (c.c.)’a güven bu idi, Allah (c.c.) da ona yetti, ateş onu yakmadı ve huzurlu bir bahçeye dönüştü. İşte Allah (c.c.)’a dayanırsan ateş seni yakmaz ama Allah (c.c.)’a güvenemezsen ateşsiz yanar gidersin hayatta. İllaki insanın yanması için ateşe atılması gerekmiyor. İnsan yapmış oldukları ile kendini ateşe atabiliyor.

Bir örnek de Musa a.s.’dan verelim.

Musa a.s ve kavmini firavun kovalarken önlerine deniz çıkınca Musa a.s.’a dediler ki yakalandık, sen başımıza bu işi açtın. Önümüz deniz arkamız firavunun ordusu dediler.

Bakın Musa a.s’ın cevabı ne oldu: “asla asla böyle değil, ben Allah (c.c.)’la beraberim, o bana bir çare gönderir,” dedi. İşte Musa a.s.’ın cevabı. Bakın Allah (c.c.)’a güvene Allah (c.c.)’a teslimiyete. Sigortasından, diplomasından, parasından, makamından, ailesinden daha çok Allah (c.c.)’a güvenenlerin sözüdür Musa a.s.’ın cevabı. Öyle bir teslimiyet ki Rabbine “Rabbim bana bir çıkış yolu gösterecektir” diyor ve bundan bir an bile teredütü yok.

O gün Musa a.s.’ın kavmini firavun ve ordusu kovalıyordu. Bugün ise Müslümanları bak iş sıkıntısı kovalıyor, namaz kıldığın için işten atılacaksın diyor, bak kapandığı için kızın evde kalacak diyor, düğünlerine gitmediğin için sana küstüler, bak yalnız kaldın gibi daha onlarca imtihan gelecek bunlara. Allah (c.c.) bana yeter diyebildin mi?

Niye Kızıldeniz’i yaran Rabbim, ateşi gül bahçesine çeviren Rabbim, senin sıkıntını mı gideremeyecek!!! Şüphesiz giderir Rabbim sıkıntılarımızı, yeter ki biz düzgün bir şekilde sahih bir niyetle Allah (c.c.)’a güvenelim.

Rabbimiz Furkan suresi 58.ayette; “ölümsüz ve daima diri olan Allah (c.c.)’a güvenip sığın” buyuruyor. Bizlerin güvendiği, sığındığı acaba diri ve ölümsüz olan mı?

İşte bu ayette de Rabbımız güvendiğimiz, sığındığımız adresin neresi olması gerektiğini bize ifade ediyor. Bugün bakıyorsunuz bir insana güvenseniz size yanlış yapabiliyor, fikirleri değişebiliyor veya ölebilir değil mi? Ama ölmeyen, daima diri olan bizim tüm ihtiyaçlarımızı giderecek olan Allah (c.c.)’dır.

Hani Hz. İbrahim yıldızlara bakıyor; bunlar benim Rabbim diyor; sonra yıldızlar kaybolunca kaybolan benim Rabbim olamaz diyordu; güneşe bakıyordu, işte benim Rabbim diyordu; sonra o da kaybolunca Rabbini buluyordu: Benim Rabbim kaybolmayan ve daima olan Allah (c.c.)’dır diyordu.

Rasul (s.a.v.) sık sık şöyle dua ederdi:

“Allah (c.c.)’ım! Sana teslim oldum, ben sana inandım, sana dayandım. Yüzümü gönlümü sana çevirdim, senin yardımınla düşmanlara karşı mücadele ettim.

Allah (c.c.)’ım beni saptırmadan yine sana, senin büyüklüğüne sığınırım ki senden başka ilah yoktur. Ölmeyecek diri yalnız sensin. Cinler ve insanlar ise hep ölümlüdürler.

Bizler bir işe başlarken, işimizi yaparken de Rabbımıza güvenip dayanmamız gerekir.

Âli İmran Sûresi 159. ayette Rabbımız; “bir işe azmettiğinde artık Allah (c.c.)’a güven” buyuruyor.

Müslümanın imanında tereddüte düşmesi mümkün değilse Allah (c.c.)’a olan güveninde de tereddüte düşmemesi gerekir. Bir işe başladığı zaman tedbiri alıp takdiri Rabbımıza bırakması gerekir.

Bu demek değil ki tedbir almayacağız, oturduğumuz yerden hasbinAllahu ve nimel vekil diyeceğiz. Sabah işimize gideceğiz, besmele ile dükkânı açacağız, dürüst bir şekilde malımızı satmaya çalışacağız, hiç iş olmasın önemli değil, çünkü Rabbim benimledir.

Ömer İbnül Hattab’dan rivayetle Rasul (s.a.v.) buyuruyor ki “Eğer siz Allah (c.c.)’a gereği gibi güvenseydiniz, Allah (c.c.) kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı, kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam doymuş olarak dönerler.”

Bakın Rasul (s.a.v.) burada şartlar ne olursa olsun Allah (c.c.)’a karşı sürekli bir güven içinde olmamız gerektiğini vurgulamaktadır. Rızkı verenin insanın çevresi, patronu, makamı değil, Rabbımız olduğunu bilmesidir. Hud suresindeki ayette de geçtiği gibi: “Yeryüzündeki bütün canlıların rızkını ancak Allah (c.c.) verir.”

Aynı zamanda burada bir çaba da anlatılmaktadır, kuşlar sabah boş kursaklarla çıkarlar, nereye? Rızıklarını aramaya, yani bir çaba ifade edilmektedir. Boş oturarak tevekkül, teslimiyet değildir kesinlikle.

Ebu Hureyre r.a.’dan rivayet edildiğine göre Rasul (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki onların kalpleri kuş kalbi gibi ince ve güven içindedir.” İmam Nevevi bu hadisi kuş kalplilerden maksadın Allah (c.c.)’a güvenen ve tevekkül edenler olduğunu söylemiştir.

Cabir ibni Abdullah’dan rivayet edildiğine göre, Rasul (s.a.v.)’la Necide tarafında bir gazvede bulunmuştuk. Dönüşte bir ağaçlıkta mola verdik, mücahidler ağaçlık alana dağıldılar. Rasul (s.a.v.) bir ağacın altında idi. Sonra bize seslendiğini duydum, gittiğimizde yanında bir müşrik vardı. Rasul (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış olarak bunun elindeydi. Bana ‘seni benim elimden kim koruyup kurtaracak,’ dedi. Ben de üç defa Allah (c.c.) cevabını verdim. Cabir r.a diyor ki Rasul (s.a.v.) adamı cezalandırmadı, yanında oturuyordu.

Bakın en zor anda bile Rasul (s.a.v.) bize tevekkülü öğretiyordu bu sözleriyle.

Bakın Hz. Ebubekir bile bile korkuya kapılmıştır, değil mi hatırlayalım. Hicret sırasında mağarada saklanırlarken -hepimizin bildiği olay- müşrikler mağaranın tepesinde dolaşırlarken Hz. Ebubekir onların ayaklarını görmüş ve “Ey Allah (c.c.)’ın elçisi eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür,” dedi. Rasul (s.a.v.) üçüncüleri Allah (c.c.) olan iki kişiyi sen ne zannediyor ve haklarında neler düşünüyorsun Ebu Bekr? Onlar ele geçer mi diye teselli etmiştir.

Kur’an-ı Kerim bu olayı anlatırken “üzülme endişelenme Allah (c.c.) bizimledir” tesbitiyle vermektedir. Bu olaydan da bizim de korkuya kapılabileceğimiz, hataya düşebileceğimiz fakat hemen Allah (c.c.)’a hicret etmemiz ona dayanıp güvenmemiz gerektiğini bilmemiz gerekir.

Bakın peygamberler hata yapar mı? Tabi ki yapmaz onların hatalarını Rabbimiz düzeltir, onlar sadece zelle denilen ufak yanlışlar yapar. Böyle iken Rasul (s.a.v.)’in sabah evden çıkarken ettiği duaya bakalım:

“Allah (c.c.)’ın adıyla çıkıyorum, Allah (c.c.)’a güveniyorum. Allah (c.c.)’ım doğru yoldan sapmaktan, saptırılmaktan, hataya düşmekten ve düşürülmekten, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahilce davrananlarla karşılaşmaktan sana sığınırım.”

Sonuç ne olursa olsun Allah (c.c.)’a güvenmemiz gerekiyor, yani “Allah (c.c.) bize yeter, o ne güzel vekildir” demek gerekiyor.

Rabbımız Enfal Sûresi 2. ayette; ”Gerçek mü’minler o kişilerdir ki Allah (c.c.) anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah (c.c.)’ın ayetleri okunduğunda bu ayetler onların imanlarını pekiştirir de sadece Rab’lerine güvenip dayanırlar” buyuruyor.

Bakın ayetin ilk bölümünde “Allah (c.c.) anıldığı zaman gerçek mü’minlerin kalpleri titrer” buyuruyor Rabbımız. Bizim bugün kalplerimiz titriyor mu acaba Rabbimizin ayetleri okunduğu zaman, yoksa biz de hiç bir etki göstermiyor mu?

Allah (c.c.)’ın ayetleri okunduğunda bizim imanımızı pekiştiriyor mu?

“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber, beraberindeki mü’minlerle: “Allah (c.c.)’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah (c.c.)’ın yardımı pek yakındır” (Bakara Sûresi, 214) dendiği zaman mü’minler şüpheye düşmediler zaferin, yardımın geleceğinden.

Allah (c.c.) belli gün ve gecelerde hatırlanan değildir, Allah (c.c.) her zaman her yerde hatırlanandır.

İşte bu tereddütsüz imanın bir gereğidir. Bu sözü kulağımıza küpe, parmağımıza yüzük yapacağız, hasbinAllahu ve nimel vekil.

Konuyu inşaAllah (c.c.) Rasul (s.a.v.)’in şu duası ile bitirelim, Ebu Umare ibni Azib’den rivayetle Rasul (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Ey falan! Yatağına yattığında şöyle dua et: ‘Allah (c.c.)’ım kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.’ Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen, iman üzere ölürsün, ölmez de sabah çıkarsan hayra kavuşursun.”

Bera ibni Azib’den yine rivayetle Rasul (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yatağına yatacağın zaman, namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat ve böyle dua et, en son sözün bu dua olsun.” buyurdu.

Demek ki yatmadan önce mutlaka abdest alıp, sağ tarafımıza dönüp dua edip uyumak gerekiyor.

Elhamdülüllahi Rabbil âlemin.