Neslime Ne Diyeceğim?
Arşiv Genel Yazarlar

Neslime Ne Diyeceğim?

 

Düşünüyorum…

Yıllar geçmiş. Televizyon haberlerinde alt yazı geçiyor: “Gazze soykırımında hayatını kaybeden 100 bin kişi için onuncu yıl anma etkinlikleri düzenlenecek.”

Torunum haberi duyunca bana dönüyor ve soruyor:

– Dede, soykırım olurken sen yaşıyor muydun?

– Evet yavrum.

– Dede, Filistinliler öldürülürken sen bu olayları televizyondan izledin mi?

– Evet, yavrum, izledim.

– Peki, neden engel olmadınız?

– Gücümüz yetmedi yavrum…

– Dede, o zaman Müslümanların sayısı az mıydı?

– Hayır, yavrum, sayımız onlardan çok fazlaydı.

– Sayınız fazlaysa, neden engel olmadınız?

– Hepimizin kendince sebepleri vardı. Bu soykırımı durdurmak için bir araya gelemedik.

– Dede, 100 bin Gazzelinin ölmesinden önemli miydi bu sebepler?

– Hayır, yavrum, önemli değildi. Ama durduramadık soykırımı…

– Benim gibi çocuklar da mı öldürüldü Gazze’de?

– Evet, yavrum…

– Kadınlar da mı öldürüldü?

– Evet, yavrum…

– Kadın dernekleri bir şey yapmadı mı?

– Sesleri çıkmadı yavrum…

– Dede, sayıları sizden azdı. Peki, bu soykırımı nasıl yaptılar?

– Onları destekleyen büyük devletlerin ve kukla devlet yöneticilerinin yardımıyla yaptılar…

  • Dede, mescidi aksa yıkılırken sen hayatta mıydın?
  • Evet yavrum…
  • Dede, Mescidi Aksa yıkılırken demi bir şey yapmadınız?

…Derin suçluluk sessizliği…

Torunumun soruları burada bitmeyecek. Eminim siz de devamını tahmin edebiliyorsunuz. Bu sorulara bir gün hepimiz muhatap olacağız. Başımız öne eğik, mahcup bir şekilde cevap vermeye çalışacağız. Derin bir utanç ve vicdan azabıyla…

Torunlarımızın suçlayan, yargılayan sorularına cevap vermekte zorlanacağız. “İki milyar Müslüman, neden Gazzelilerin soykırımına engel olamadı?” sorusunun izahı ne biz de olacak ne de onların anlayabileceği bir açıklama kalacak elimizde. İsrail başbakanı eli kanlı Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın altındaki tünellerden videolar paylaşıyor. Demek istiyor ki “Biz elimizden geleni yaptık. Aksanın altını oyduk. Artık yapmamız gereken yıkılmasını beklemek” diyor.

Bir başka Yahudi bakan, daha da ileri gidiyor ve beklemeyelim, “Mescid-i Aksa’yı hemen yıkalım, Süleyman mabedini inşa edelim. Masrafını ben karşılayacağım.” diyor.

İki milyar Müslüman âlemi, derin sessizliğini sürdürmeye devam ediyor…

Kimi Müslümanlar; çözümün, İsrail ve Amerika elçiliklerinin önünde protesto gösterileri düzenlemekle geleceğini düşünerek, “Şimdilik elimizden gelen bu,” diyerek tepkisini ortaya koyuyor.

Kimileri, bu protestoların yeterli olmadığını, çözümün hükümetlere baskı uygulamakla sağlanacağını savunuyor. Ne acıdır ki onlar da sokaklara inip seslerini hükümetlere iletemiyorlar.

Bazıları, İsrail’e destek veren kapitalistlerin anlayacağı dilin boykot olduğunu söylüyor. İsrail ve destekçi markaların ürünlerinin boykot edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu konuda bir miktar ilerleme kaydedildi, ancak boykot tam anlamıyla uygulanamadı. Biraz indirim yapan markaların cazibesine kapılıp boykotu delenler oldu. Deterjanından vazgeçmeyen anneler, kolasından ve sigarasından ödün vermeyen babalar, Starbucks’tan çıkmayan gençler, yanı başında yangın yeri ve kan gölüne dönmüş coğrafyayı umursamayan kahir çoğunluk…

Bazı Müslümanlar ise İsrail ile tüm ticari ilişkilerin kesilmesini savunuyor. 2 Mayıs 2024’te Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini durdurduğunu açıkladı. Ne var ki bazı iş insanları bu ambargoyu delmek için ürünlerini farklı ülke isimleri altında sevk etmeye devam etti:

Filistin, Mısır veya başka ülke isimleri kullanılarak azalsa da ticaret devam ediyor.

Gazzeli kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e yedirmezdik ama içimizden boykotu delenler olmasaydı.

Gazzeli kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e yedirmezdik ama deterjan, kola, kafeterya sevgimiz olmasaydı.

Gazzeli kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e yedirmezdik ama işverenlerimiz kâr hırsına kapılmasaydı.

Gazzeli kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e yedirmezdik ama Müslüman ülke liderlerinin koltuk sevdası olmasaydı.

Gazzeli kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e yedirmezdik ama 55 bin Gazzeli şehidin kanı, bizi bir araya getirebilseydi.

Bugün torunlarımıza cevap veremediğimiz bu soruları, yarın mahşer gününde bizzat âlemlerin Rabbi soracak! O gün, torunlarımızın karşısındaki utancımız, Rabbin huzurunda göreceğimiz azabın bir gölgesi olacak sadece. Torunlarımızın sorularına utanarak cevap verirken, Rabbimizin karşısında vereceğimiz her cevapsızlık, bize ateş olarak geri dönecek.

“Kim ahireti ister ve mümin olarak ahiret için ona yaraşır bir çabayla çalışırsa, işte böylelerinin çabaları karşılık görecektir. Hepsine, bunlara da, ötekilere de Rabbinin ihsanından kesintisiz veririz. Rabbinin ihsanı sınırlı değildir” (İsra Suresi, 19-20).

Gazze konusunda Müslümanların içinde biraz olsun umut bulunsaydı, o umudu gerçekleştirmek için gereken çabayı gösterebilseydik. Sonuç ya zafer olurdu ya da Rabbimizin vaadiyle ahirette cennet. Hatta bunun ötesinde, Rabbimiz bize sınırsız ihsanından vereceğini vaat ettiği zafer ya da ahiret nimetleri olurdu. Ama ne yazık ki, Müslümanlarda umut da tükenmiş durumda. Rabbimizin ihsanlarına olan talep azalmış. Geçici dünya nimetlerine razı olmuşuz maalesef.

Cefai DEMİREL

GRUBA KATIL