Davete Kimin İhtiyacı Var?
Arşiv Genel Yazarlar

Davete Kimin İhtiyacı Var?

Yaratılış gayemiz Allah’a kulluk etmektir ve bunu değiştirecek hiçbir güç yoktur. Allah’ın emirlerine, peygamberine ve Kur’an’a karşı gelenler ise davete muhtaçtır. Günümüzde birçok kimse İslâmî davet ile tebliğ kavramlarını birbirine karıştırmaktadır. Bu durumu kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Kur’an’daki eğitimle ilgili olduğu düşünülen tebliğ kavramı, İslâm öğretisinin tüm insanlara ulaştırılması anlamına gelir. Davet ise Müslüman olmayanların hiçbir zorlama olmaksızın dine çağrılması için kullanılan bir kavramdır. Yani tebliğ ile davet ayrıdır; karıştırılmamalıdır. Davet sadece kâfir olanlara güzel bir üslupla, zorlama olmadan yapılmalıdır.
Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Firavun’a git. Çünkü o iyice azdı.” (Tâhâ, 24)
Nitekim Hz. Musa Firavun’a gitti ve onu Allah’ın dinine davet etti. Firavun, Allah’ın dinini sihir olarak görmek istese de hakikati değiştiremezdi. Büyük kâfirler hakikatleri görmek ve işitmek istemezler. Firavun hakikati son anda anlamış ve secdeye kapanmış olsa da artık çok geç olmuştu. Firavun’dan daha büyük kâfir ise Ebû Cehildir; ölüm anında bile İslâm’a olan kini geçmemiş, hiçbir daveti kabul etmemiştir. Velîd b. Mugîre ile Ebû Cehil, kendi kabilelerinden olmayan birinin peygamberliğini hazmedemedikleri için Hz. Muhammed’e inanmayacaklarını açıkça söylemişlerdir ve büyük kâfir olarak cehenneme doğru yol almışlardır.
Peygamberlerin hepsi dönemlerindeki insanları Allah’ın şeriatına davet etmişlerdir. Asla bıkma ve usanma göstermemişlerdir. Peygamberlerden Hz. Nuh (a.s.) 950 yıl yaşamış ve bu süre boyunca daveti hiç bırakmamıştır. 950 yıl boyunca Allah’ın dinini anlayanların sayısı çok azdı; hatta kendi oğlu bile hakikatleri anlayamamıştı.
Bugün ise Müslümanların sayısına bakınca çok kalabalık görünseler de işlev, yaşantı ve uygulama açısından çoğunun sadece “söylem Müslümanı” olduğu görülmektedir. Hem Müslümanım diyorlar hem de tağutlara meylediyorlar. Şirki önemsemiyorlar. Namaz kılmayı bırak, namazın nasıl kılındığını dahi bilmiyorlar. “Allah dünya işlerine karışmaz.” diyerek Allah’ın hükmüne başkaldırıyorlar. Yani Allah, insanların isteklerini versin ama insanlar kendi düzenlerine Allah’ı karıştırmasın istiyorlar.
Bugün dünyadaki Müslümanların birçoğu kâfirlere özenmekle meşguldür ve o yolu kurtuluş ve çağdaşlık olarak görmektedirler. Müslümanlar ifsat, fitne, fesat, kaos ve kargaşa içinde nereye gittiklerini bilmeden kimlik bunalımı yaşamaktadır. Dünyanın birçok yerinde Müslümanlar aşağılanmış, değersizleştirilmiş, horlanmış, katledilmiş, ezilmiş ve sömürülmüştür. Şahsiyetleri, gururları, ırz ve namusları ayaklar altına alınmıştır. Müslümanlar Allah’ın dininden uzaklaştıkça kâfirlere meyledip onlardan medet umar hâle gelmişlerdir.
Bugün Müslümanlar davetçi olması gerekirken tam tersine davete muhtaç hâle gelmiştir. Allah’ın dininin temsilcisi olması gerekirken kendilerini bile temsil edemez duruma düşmüşlerdir. Başta söylediğim gibi normalde İslâmî davet kâfirlere yapılırken bugün Müslümanların davete daha çok ihtiyaçları vardır. Çünkü yaşadığımız ortamda ve İslâm coğrafyasında Müslümanlar maalesef dinlerini unutmuş ve sadece dünya merkezli bir yaşantı içine girmişlerdir. Müslümanlara İslâm’ın kurallarını anlattığımızda anında kendimizi tartışmanın içinde bulmamız da bundandır. Allah’a, peygambere ve kitaba iman ettiğini söyleyen birçok Müslüman Allah’ın ayetlerini kafalarına göre yorumlamakta, Peygamber’in sünnetini ve hadislerini yok saymaktadır.
Bugün davete muhtaç olan bu “Müslümanım” diyenlere önce İslâm’ı anlatmak gerekmektedir. Çünkü inandıkları dini bilmez durumdadırlar.
Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e Furkan’ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah yüceler yücesidir.” (Furkan 1–2)
Hiç kimseye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi olan Allah’a başkaldırmak; bir gün mutlaka O’na döneceğinin farkında olmadan yaşamak, davete muhtaç olan insanların -hatta Müslümanların- acınacak durumunun göstergesidir. Hâlbuki davet bir ibadettir ve sürekli olması gerekir.
Rabbimiz başka bir ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Bunların gidişatı tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar da Allah’ın ayetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür; O’nun cezası şiddetlidir.” (Enfâl 52)
Rabbimizin uyarıları korkunç ve dehşet vericidir. Aldırış etmeyenler bu ayetlerin muhatabıdır. Bu uyarıların muhatabı olmamak için Allah’ın dini için mücadele etmeliyiz. Mücadelemiz tevhid üzere olmalıdır. Tevhidsiz bir mücadele boştur ve her daim yıkılmaya mahkûmdur.
Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.” (Saff 9)
Son olarak, İslâm’ı önemsemeyenler bilmelidir ki Rabbimiz nurunu tamamlayacaktır. İslâm’dan yüz çevirenler ve kâfirlerin yanında mutluluk arayanlar, davete muhtaç hâle gelenler, pişman olacakları günü mutlaka göreceklerdir.
Rabbim ayaklarımızı dini üzere sabit kılsın. Âmin.
Emrah DOĞRU

GRUBA KATIL