“Ey Musa, Asanı At!”[1]
Arşiv Genel Yazarlar

“Ey Musa, Asanı At!”[1]

Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a, salât ve selâm nebilerin sonuncusu ve resullerin efendisi Hz. Muhammed’e, onun ehl-i beytine, bütün ashabına ve kıyamet gününe kadar iyilikte onlara uyanlara olsun.

Allah’a hüsn-ü zannın tam olduğu, içinde hiçbir şüphenin bulunmadığı makam, tevekkül makamıdır. “Tevekkül ettim” ile bitmeyen, sağlam bir inancın sonucunda elde edilen teslim olma hâlidir.

Hayat serüveninde, hayatımızın bir parçası ve mücadelemizin azığı olan tevekkül, Müslüman için sakinleştirici etkiye sahiptir.

İnsanlara dini tebliğ ettiğimizde, iş kurduğunuzda, evlilik aşamasında, sınava hazırlıkta; yani yaptığımız ya da yapacağımız bütün işlerimizin sonucunu Allah’a bırakırız. Kibir yoktur, “Ben yaptım” yoktur. Her şeyin maliki olan Allah’a güvenip sonucu O’nun iradesine bırakmak, tevekkülün mümincesidir.

Tevekkül, dillerde slogan değil; kalplerde teslimiyettir. Onlarca kitabın yazıldığı, âlimlerin mürekkebinden kâğıda aktığı tevekkül, kolay anlaşılacak bir mesele değildir.

İmam Gazâlî’ye göre tevekkül, kalbin yalnızca Allah’a güvenmesi ve ondan başkasına dayanma hissinin tamamen yok olmasıdır. Yine Gazâlî, İhyâu Ulûmiddîn kitabında “Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplerin yaratıcısına güvenmektir.” der.

Tevekkül, Müslümanın hayata bakış açısına İslami bir yön kazandırır ve âhiret inancını kuvvetlendirir. Çünkü tam bir teslimiyet, dünya ve âhiret saadetini kolaylaştırır.

İslam’dan uzaklaşan, dünyanın çöplüğüne dalan biz gaflet topluluğu, tevekkülün derinliğini unutmuş; dilde sloganlaştırmış hâlde yaşıyoruz. Dünya çöplüğünün sevgisi bizi Allah’a karşı teslimiyeti unutturmuş, çöplüğün efendilerine ruhlarımızı teslim etmişiz.

Allah’tan uzaklaşan ruhları endişe kapladı; üzerine karabasan gibi çöktü. Allah unutuldu, her şey şansa bağlandı. Hâlimiz, tarlada bırakılmış, güneşin altında çürümeye yüz tutmuş mahsul gibi. Rızık endişesi, gelecek endişesi, “Ne olacak?” endişesi bizi asıl olmamız gereken bizden fersah fersah uzaklaştırdı.

Heyhat! Ne oldu Muhammed’in ümmetine? Biz ki âhiret heybesini doldurmak için yemeden içmeden kesilen, dünyayı üç talakla boşayan, at üstünden inmeyen, kıtalara tevhidi götüren bir ümmet idik.

Zillet içinde yaşadığımız bu dünya hayatında endişe bizi gölgemiz gibi takip ediyor. Yaptığımız her işin sonucunu endişe ile beklemekteyiz. İşte bu yüzden tevekkül anlayışı hem dünya hem de âhiret saadetimiz için çok önemlidir. Tevekkülü olmayanın sonucunda, psikolojik yönden harabeye dönmüş bir ruh kalır.

Endişe, kulu Allah’tan uzaklaştırır. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisinde:

“Kim sabah akşam dünyalık endişesiyle meşgul olursa Allah onun kalbine fakirlik korkusunu yerleştirir ve işlerini darmadağın eder. Fakat kim âhireti gaye edinirse Allah onun kalbini zengin kılar ve dünya ona istemeden gelir.” (Tirmizî) buyurmuştur.

Tamamlanmamış bir tevekkül anlayışıyla yani endişe ile dünyayı kazanmaya çalıştık. Elimizde ne dünya kaldı ne de âhiret. Hepsini harap ettik. Kâmil bir tevekkül ile dünyamız cennet bahçelerinden bir bahçe, âhiret ise saadetimiz olur. Mesele, meseleyi idrak etmekte yatıyor; bir matematik işleminin formülünü anladığımızda rakamların çok da önemi yoktur.

Kalbimizin zırhı olan tevekkülü asla bırakmayalım. En zor zamanlarda bile olsan, içinde Rabbine teslimiyetin tam olsun. Çünkü O, seni asla yalnız bırakmaz. O, bizim Mevlâmızdır. O, bizim sevgilimizdir. O, kapısından mümini geri çevirmez. O, cömertler cömerdi, sultanların sultanıdır. O, el-Fettâhtır; sana bir kapı kapandı mı, diğerini açar.

“Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez” (Bakara, 286). Allah, bize dayanma gücü veriyor. Tevekkül ile bu dayanma gücünü anlamlı hâle getirip endişeyi tamamen hayatımızdan çıkartabiliriz.

İbn Kayyım, “Kalbini Allah’a bağlayan kimsenin endişesi azalır, çünkü bilir ki hiçbir şey Allah’ın izni olmadan gerçekleşemez.” der. (Medâricu’s-Sâlikîn)

Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplerin yaratıcısına güvenmektir. Belki diyebiliriz ki bize, yani çağımızda tevekkülü amelleriyle gösterecek öncü bir nesil yok diye düşünüyorduk; ama artık bu bahanemiz de kalmadı. İki yıldır direnen bir avuç Müslüman Gazze halkı var. Allah’a tam bir tevekkül ile siyonistlere karşı direniyorlar. O yiğit mücahitler, ellerindeki bütün imkânları kullanıyor, Rablerine tevekkül ediyorlar.

“Ey Mûsâ, asanı at.” (Tâhâ, 19) ayeti misali, tam bir tevekkül ve teslimiyettir.

Şimdi bu soruyu kendi nefislerimize soralım: Benim atacak bir asam var mı?

Rabbim, okuduklarımız ve yazdıklarımız ile amel etmeyi nasip etsin.

Rüstem AYILMAZDIR

[1] Taha, 19

GRUBA KATIL