İttihatçılar, I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında savaşa girmişlerdir. Filistin cephesi ise Almanya’nın isteği üzerine açılmış bir cephedir. 1915’te birinci,1916’da ikinci kanal harekâtı düzenlenmiştir. Amaç, Osmanlı İmparatorluğunun Süveyş Kanalı’nı ele geçirmesi ve Mısır’a yeniden sahip olmasıydı. Başarılı olunursa İngilizlerin Uzak Doğu’daki sömürgeleri ile bağlantısı kesilmiş olacaktı.
İngilizler ise Araplar arasından para, altın karşılığında çok sayıda iş birlikçi devşirmişti. Bu iş birlikçiler kanalıyla hem istihbarat topluyor hem de paramiliter güç oluşturuyordu. Buna bir de Filistin’e göz dikmiş Yahudileri eklersek Osmanlının karşı karşıya kaldığı tehdidin boyutu daha iyi anlaşılmış olacaktır.
Kadim bir geçmişe sahip olan Yahudi aleyhtarlığı, 19. yüzyıl sonlarında kurumsal bir nitelik kazanmış ve kıta Avrupa’sını etkisi altına almıştır. Birçok ülkede baskı ve zulme maruz kalan Yahudiler, bulundukları ülkeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Yahudilik âlemi, Avrupa’da şiddetlenen Yahudi aleyhtarlığına bir çözüm olarak Siyonizmi dünya siyasetine sokmuştur. Siyonistlere göre Yahudiler, ancak “arz-ı mevut” (vadedilmiş topraklar) olarak adlandırdıkları Filistin’de bağımsız ve millî bir devlet kurarak huzura erebilirdi. 1880’lerden itibaren Filistin’de kolonizasyon faaliyetlerine başlayan Siyonistler, özellikle Yahudi iş adamı Edmond De Rotschild’in finansal desteğiyle binlerce dönümlük arazi satın almış ve burada çok sayıda yerleşim yeri kurmuştur.
Yahudiler, İngiltere’nin yanında yer almıştır.
1914 Kasım’ında patlak veren Birinci Dünya Savaşı, Siyonistlerin Filistin planlarında bir umut ışığı olmuştur. Başlangıçta Almanya ile İngiltere arasında tarafsız kalan Siyonistler, Rus Yahudisi Haim Weizman’ın yönlendirmesiyle İngiltere bloğunda karar kılmıştır. Yahudi âleminin bilinen finansal gücünden faydalanmayı planlayan İngiltere, bu ilgiyi karşılıksız bırakmamıştır. Siyonistlere göre İngiltere savaşı kazanırsa Filistin, Osmanlı egemenliğinden kurtulur ve burada bağımsız Yahudi devletinin önünde bir engel kalmazdı. Şayet Siyonistler, İngiltere’nin doğal bir müttefiki olduklarını ispatlayabilirse Filistin’de bekledikleri düzenlemeleri yaptırabilirdi. Bundan böyle Siyonistler, İngiltere’nin savaşı kazanması ve Osmanlı devletinin çökmesi yönünde faaliyetlere girecektir.
Nili Casusluk Örgütünün Kuruluşu
Siyonistler, İngiltere’den adı ‘Siyon Katır Alayları’ olan bir Yahudi birliği ile Çanakkale’ye gönderilmiştir. Ancak Siyonistlerin İngiltere’ye en büyük katkısı ise Suriye-Filistin cephesinde yürüttükleri istihbarat çalışmaları olmuştur. Siyonistlerin kurdukları ve adı çok bilinmeyen örgüt, NİLİ casusluk örgütüydü. Bu örgüt, 1915 yılı Kasım ayında Osmanlı devleti hakimiyeti altında bulunan Filistin’de (Hayfa kentinde), Aaron Aaronsohn, kardeşi Alexander Aaronsohn, kız kardeşi Sarah Aaronsohn, Avshalom Feinberg ve Belkent kardeşler tarafından kurulmuştur. Filistin’in Atlit köyünde merkezi olan NİLİ Yahudi istihbarat örgütü, Mısır’ın Kahire şehrinde bulunan İngiliz istihbarat karargâhı ile ilk defa 1917 şubat ayında temasa geçmiştir. İki örgüt arasındaki bağlantı deniz yoluyla sağlanmış ve İngilizler NİLİ’den aylarca çok faydalı bilgiler almışlardır. (Kahana s. XIX) İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın temelini de NİLİ istihbarat örgütünün oluşturduğu kabul edilmektedir (Kahana S. İntroduction XLI). Örgütün adı, ajanlarının kendi aralarında kullandığı “İsrail’in sonsuzluğu yalan olmayacak.” anlamına gelen İbranice “Netzach Israel Lo Ishakare” parolasının kısaltmasından gelmektedir. Örgütün Filistin’deki faaliyetlerini; Aaron’un kız kardeşi Sarah, Le Tzion yerleşiminden Naaman Belkind ve Güney Filistin’de HAMAGAN adlı istihbarat örgütünü kuran eski HAŞUMER üyesi Yosef Lishansky yürütmekteydi.
Aaron, 1876’da Romanya’da dünyaya gelmiştir. Aaron’un babası, Siyonist bir çiftçi olan Eprahim Fishel, annesi de Malka idi. Aaron’un beş kardeşi dünyaya gelmişti. Bunlar; Zvi, Samuel, Alexander, Sarah ve Riwka idi. Aaron’un ailesi, Doğu Avrupa’da alevlenen Yahudi aleyhtarlığının ardından 1882’de Osmanlı devletine sığınmıştır. Aile, Hayfa’nın güneyinde Rotschild’in kurduğu Zicron Yakov kolonisine yerleştirilmiştir. Aaron, 18 yaşına geldiğinde Rotschild’in bursuyla Fransa’daki bir tarım okulunda öğrenim görmüştür. Okul yıllarında Filistin’de Yahudi kolonizasyonunun genişletilmesi ve bir Yahudi yurdunun kurulması yönünde Siyonist fikirlere kapılmıştır. Mezuniyetinin ardından Rotschild’in, Galile Tepelerinin yukarısında Lübnan sınırında bulunan Metullah yerleşim yerinde ziraat uzmanı olarak görevlendirilmiştir. Fakat Siyonist fikirleri Osmanlı idarecileri tarafından fark edilen Aaron, Anadolu’da bir çiftliğe sürgün edilmiştir. Burada yaptığı en önemli keşif, 1906’da adının duyulmasını sağlayan Filistin’de yaban buğdayının keşfi olmuştur. Aaron Aaronsohn, kendisine küresel bir itibar sağlayan buğdayın keşfini, Alsaslı fakir bir Hristiyan kadından çalmıştı. Şöhreti kısa zamanda dünyaya yayılan Aaron, ABD Tarım Bakan¬lığından bir davet almıştır. 1909’da ABD’ye ulaşan Aaron’a, Califor¬nia’daki Berkeley Üniversitesi, bir ziraat profesörü olarak çalışma¬sını teklif etmiştir. Fakat Filistin’deki ideallerini gerçekleştirmek isteyen Aaron, bu teklifi geri çevirmiştir. Bu seyahatinde Aaron, meşhur hukuk¬çu Brandeis, Tarım Bakanlığından Dr. David Fiertschild ve Yahudi Yayın Cemiyeti başkanı Henrietta Zold’la tanışmıştır. Amerika çevrelerinde olumlu izlenimler bırakan Aaron, kurmayı düşündüğü bir tarım deneme istasyonu için gerekli para ve teşvik belgeleriyle birlikte Filistin’e dönmüştür. 1910’da Athlit’te bir tarım deneme istasyonu (The Jewish Agricultural Experiment Station) kurmuştur. İstasyon, New York eyalet kanunlarına göre kurulmuştur. Bu istasyon, aynı zamanda NİLİ’nin istihbaratının toplandığı ve ilgili birimlere dağıtıldığı merkez durumundaydı.
Sürgünden Cemal Paşa’nın Danışmanlığına
Aaron Aaronsohn, savaşın başında IV. Ordu’da Cemal Paşa’nın danışmanlığına getirilmiş ve çekirgelerle mücadele ofisinde görevlendirilmiştir. Kendisine bilimsel araştırmalarda bulunmak üzere Osmanlı polisi tarafından bir “seyahat vesikası” sağlanmıştır. Bu sayede Filistin, Suriye ve Lübnan’daki askerî ve mülki makamlarla bağlantılar kurmuştur. Ayrıca Berlin, Viyana ve İsviçre gibi Avrupa ülkelerine kolayca seyahat etme imkânı bulmuştur. Cemal Paşa’ya yakınlığını kullanan Aaron, 1916 başlarında Osmanlının Arap eyaletlerinin savunma planlarını ele geçirmiş ve bu hayati bilgileri Londra’daki istihbarat servisiyle paylaşmıştır. NİLİ, İngiliz istihbaratının Birinci Dünya Savaşı’nda, Filistin’de kullandığı en önemli casusluk örgütü olmuştur. Örgütün casusluk faaliyetleri, kısa sürede tüm Filistin ve Suriye’yi içine alan geniş bir sahaya yayılmıştır.
İngilizlerin dikkatini çeken Aaron, G. H. Fitzmaurice ve Mark Sykes gibi İngiliz devlet adamlarıyla sıkı bir Filistin pazarlığına girmiştir. Aaron, İngilizlerin savaş sonunda Filistin’de kurulacak bir Yahudi egemenliğini tanıması şartıyla savaşta kendilerine istihbarat desteği sağlayabileceğini vurgulamıştır. Nihayet İngilizleri ikna eden Aaron, Yahudilerin İngilizler lehine yürüteceği istihbarat faaliyetlerini organize etmek amacıyla Kahire’deki İngiliz üssünde görevlendirilmiştir.
NİLİ, İngiliz istihbaratının Birinci Dünya Savaşı’nda, Filistin’de kullandığı en önemli casusluk örgütü olmuştur. Örgüt, 23’ü üst düzeyde bulunan ve yaşları 24 ile 27 arasında değişen onlarca üyeye sahipti. Kısa sürede büyüyen örgüt, sayıları binleri bulan geniş bir casus ağına sahip olmuştur. Örgütün casusluk faaliyetleri, başlangıçta Athlit’le sınırlıyken kısa sürede tüm Filistin ve Suriye’yi içine alın geniş bir sahaya yayılmıştır.
NİLİ Örgütünün Faaliyetleri
NİLİ, Filistin ve Suriye’de konuşlanmış olan Osmanlı birliklerinin asker sayısı, cephe durumu, lojistik ve destek yapısı, mevzileri, yer değiştirmeleri, birliklerin kullandığı kara ve tren yolların durumu vb. birçok konuda istihbarat toplamaya başladı. Örgüt, “arz-ı mevut” ve “bağımsız İsrail” idealizmiyle efsunladığı genç ve cazibeli Yahudi kızlarını, müttefik subaylarına ulaşmada kullanmaktaydı. Kadın ajanlar, askerî otoritelerle kurdukları ilişkiler sayesinde müttefik orduları hakkında hayati bilgilere ulaşmaktaydı. NİLİ’nin kadın casusları, müttefik subayların yoğunlukta olduğu Kudüs, Şam ve Beyrut gibi şehirlerin gözde otellerinde cirit atmaktaydı. Kudüs’teki Fast Otel ile Şam’daki Damascus Otel kadın casusların gözde mekânlarıydı. Bu kadınlardan bazıları güzellikleriyle dikkat çekmiş ve halk arasında birer efsane hâline gelmişti. 1937 yılında Hatay davasının kızıştığı günlerde, Halep ve Şam’ı ziyaret eden gazeteci Feridun Kandemir, Simi Simon adındaki NİLİ ajanının buralarda hâlâ hatırlandığını, efsane hâline gelen güzelliğinin dilden dile dolaşmaya devam ettiğini belirtmektedir.
NİLİ’nin kadın ajanları içerisinde güzelliği ile efsane hâline gelen, Feridun Kandemir’in de bahsettiği kadın, Matmazel Simon’dur. Cevat Rıfat Bey, bu ajanla Şam’ın, savaş zamanındaki en ünlü ve modern oteli Damaskus Palas Oteli’nde tanıştığını söylemektedir. Cevat Rıfat, bu ajanın güzelliğini, etkileyiciliğini öve öve bitiremiyor. Bu ajanın güzelliğine kendini kaptırdığını söyleyen Cevat Rıfat Bey, tanışmasını da şöyle anlatmıştır: “Beni takdim ettiler, elimi sıkarken bir elektrik cereyanının vücudumu sarstığını hisseder gibi titriyordum. Uzun ve kıvrık kirpiklerini yüzüme çevirdi, hafifçe güldü. Onu seyretmekten korkuyordum çünkü hislerimle şuurum birbirine dolaşarak beynim uyuşmağa başladı. Hayatımda hiçbir güzellik bana bu derece sıcak, bu kadar heyecan verici gelmemişti. Daha sonra evine gittim, görüşme esnasında yanımda bulunan Yasin Bey’e, Karargâh Maan’a gidiyormuş, sizin de gideceğinizi duydum ve üzüldüm; acaba hareketiniz ne zaman?” Yasin Bey, gayet sakin,
– Bundan haberim yok, diye cevap verdi ve kalktık.
Hakikaten karargâh cenuba hareket edecek, ben de şubemle birlikte Şam’da kalacağım.”
Cevat Rıfat Bey, kurmay başkanına verdiği raporda karargâhı götürecek tren için tedbir alınmasını rapor ettiğini ancak trenin elektrikli bomba ile devrilmesi sonucunda ölen ve yaralananlar olduğunu söylemişti. Cevat Rıfat Bey, Matmazel Simon’un trenin hareket gününü sormasının, canını çok sıktığını söylemiş, bir gece yine Matmazel’in evine gitmiş ve bir hayli oturduktan sonra kalkmak üzere iken Matmazel: “Bu kadar çabuk mu, burada kalmanızda bir mahsur yoksa her türlü istirahatinizi temin etmek benim için ayrıca bir zevk olacak, dedi. Gözlerinden dolup taşan aşk ve şehvet ifadesini bana ihtar etmek için, bakışlarını gözlerimden ayırmıyordu.”
Daha sonra üç gece üst üste Matmazel’in evine gittiğini, bütün uğraşlarına rağmen ağzından ufak bir sır alamadığını, “Bu şaheser kadının korkunç bir casus şebekesinin ileri gelenlerinden biri olduğunu bütün mevcudiyetimle hissetmekte idim fakat bu kadar üstüne düşmeme rağmen, hâlâ esaslı bir ipucu elde edemiyordum.” demiştir.
Nihayet bir gece Matmazel Simon; kim olduğunu, niçin yetiştirildiğini, aşklarını anlatmış: “Türk ve Alman subaylarına peşkeş çekiliyor ve onların ağzından malumat almağa memur edilmiş bulunuyordum. İstediklerini yapmazsam vücudumu bir anda ortadan kaldıracağını ihsas etmişti. Hayatta ilk defa Allah’tan korkmayan bir mahluk karşısında kaldım. Tanıştığım subaylar arasında o derece temiz insanlar vardı ki bunlar ve bunlar gibi binlerce günahsız ve mert kimselerin kanlarına girmek için hiçbir makul sebep bulamıyordum. Hatta bu subaylardan bir tanesini sevdim bile.”
Daha sonra ağlayarak “Yahudi olup olmadığımı dahi bilmiyorum, hayatta da yapayalnızım. Benim için vatan, millet kaygısından ziyade gönül, aşk kaygısı var. Dünyada aşktan gayri bir düşüncem olmadığına sizi inandırabilsem bana o kadar acıyacak, beni o kadar seveceksiniz ki… Ne çare ki münasebetsiz bir şüphenin her an saadetimi kemirmekte olduğunu hissediyorum.”
Casusluk şebekesi çözüldükten sonra Cevat Rıfat Bey, Matmazel Simon’u karargâha getirtir ve kendisine şöyle der: “Bu gece hiç itiraz etmeden beni dinleyeceksiniz. Ve dediklerimi de harfiyen yerine getireceksiniz. Tahmin ettiğiniz şekilde, Kampeas ifadelerinde, sizi tamamıyla temize çıkaracak tek bir kelime dahi söylemedi. Bilakis her fırsatta sizinle sıkı sıkıya temasta olduğunu söyledi. Onun gibi azılı bir casusla daimî münasebette bulunmanın ne müthiş bir suç teşkil ettiğini izah etmeyi lüzumsuz görürüm. Bundan başka Madam Rabinoviç gibi korkunç bir casus tarafından bu işler için yetiştirilmiş olmanız, Kudüs’te ve Şam’da Türk subaylarıyla düşüp kalkmanız gözden kaçmamıştır. Fakat bütün bunlara rağmen, hakikaten aleyhimize çalışarak ihanette bulunduğunuza dair, sizi idama mahkûm edecek derecede mühim deliller elde edilememiştir. Divanıharp, hakkınızda sürgün cezası verdi. Yarın sabah erkenden Konya’ya hareket edeceksiniz. Bu gece sizi son bir defa daha görebilmek ve vedalaşmak üzere buraya çağırmış bulunuyorum. Hakkınızdaki hükmü sükûnetle karşılamanızı ve yarın sabah için hazırlanmanızı rica ediyorum.”
Cevat Rıfat Bey, Matmazel’e Konya valisi Samih Rifat Bey’in, ağabeyi olduğunu ve oradaki hayatının oldukça rahat geçebileceğini de anlattığını söyledikten sonra Matmazel: “Demek talihsizliğim hâlâ bitmedi. Şimdi de diyar diyar dolaştırılarak sürüneceğim. Bütün sevdiklerim, bir türlü çözemediğim sebeplerle beni kendilerinden uzaklaştırdılar. Bugün de siz, tertemiz aşkıma ayni suretle mukabeleden çekinmiyorsunuz.” şeklinde cevap vermiştir.
Cevat Rıfat Bey kitabının sonunda şöyle der: “Nitekim o zaman da çok kuvvetli bir düşman casusunun, yaldızlı vaatlerle dolu tuzağına düşerek sahte bir istiklal uğruna, hakiki istiklallerini ve hürriyetlerini kendi elleriyle satan bu kavmin feci hâlini, atalarımız mezarlarından kalkıp da seyredebilseler onları sürünmekten kurtarmak için sarf ettikleri emeklere lanet ederek müteessir olacaklar: ‘Eyvah! Biz bunlara bu refahı, bu hürriyeti, sonunda bir düşman casusunun emellerine alet olarak rezil etmek için mi bahşettik?’ diye hazin bir inkisar-ı hayale uğrayacaklar. Bu inkisar beşeriyet için ne büyük bir ders!
Osmanlı ordusunda bulunan, Türk olmayan bazı subaylar, gizli yollardan NİLİ’ye istihbarat sağlamaktaydı, NİLİ’nin üst düzey yetkililerinden Naaman Belkind’in bilgi kaynağı, ordudaki Arnavut subaylardı.
NİLİ, tarafsız devletlerde yaşayan Yahudi teşekkülleriyle kolaylıkla irtibat kurmaktaydı. Değişik amaçlarla yurt dışından İstanbul’a gelen Yahudiler, örgütün casusluk hizmetlerine destek vermekteydi.
NİLİ’nin Filistin’deki en yüksek otoritesi Sarah Aaronhson, kimi zaman Kudüs, Hayfa, Taberiye, Nasıra ve Şam gibi askeri hareketliliğin yoğun olduğu şehirlere istihbarat amaçlı seyahat etmekteydi. Sarah, bu seyahatlerinde Türk ordusunun hareketi, birliklerin durumu, ahalinin morali vs. hususlarda bilgiler toplamaktaydı. Bunlardan birinde Yosef Lishansky ile birlikte 12 günlük Filistin seyahatine çıkan Sarah, özellikle genç subayların uğrak yeri olan Kudüs ve Şam’ın gözde otellerinde önemli bilgilere ulaşmıştı.
Toplanan istihbarat bilgileri, İngilizlerin Filistin’deki istihbarat üssüne, oradan da Mısır’daki İngiliz İstihbarat Ofisi’ne gönderilmekteydi.
NİLİ, casusluk faaliyetlerinin yanı sıra Osmanlı aleyhinde propaganda faaliyetleri de yürütmüştür. İngiltere ve ABD’de bulunan NİLİ ajanları, Londra’da Arnold Toynbee’nin propaganda biriminde geliştirilen Türk karşıtı propagandaları yayarak ABD’yi İngiltere safında savaşa sokmaya çalışmıştır. Örgüt, dünya kamuoyuna Osmanlı devletinin Filistin’de yaptığı sözde Yishuv zulmü ile ilgili kendi uydurduğu hikâyeleri servis etmiştir. 1917’nin sonlarında Ermeni ajanlar ile iş birliği yaparak Cemal Paşa’nın, Osmanlı hükümetine karşı bir darbe hazırlığında olduğunu ve bu hususta İngilizlerle bir antlaşma yaptığı söylentisi yaymıştır. Örgütün propaganda faaliyetleri, Türk-İngiliz savaşlarının kızıştığı Filistin-Suriye Cephesi’nde de etkili olmuştur. NİLİ ajanları, savaştan bıkan Filistin halkı arasında panik çıkarmak, halkın moralini bozmak ve halkı hükümete karşı isyana davet etmek yönünde psikolojik savaşın en ince hünerlerini kullanmıştır.
NİLİ’nin casusluk faaliyetleri, Filistin’deki etkili bazı Yahudi örgütleri arasında tepkiyle karşılanmıştır. Bunların başında HAŞUMER (İbranica “koruyucu”) cemiyeti gelmekteydi. 1909 yılında Filistin’de bir işçi hareketi olarak kurulan HAŞUMER, Filistin’de yerleşik Yahudilerin tarımsal faaliyetlerinde güvenliğini sağlıyordu. Aynı zamanda Yahudilerin Filistin’de, muhaliflerine karşı da kurduğu ilk savunma örgütüydü. Sonradan İsrail ordusunun çekirdeğini oluşturan HAGANAH’ın temelini teşkil etmiştir. HAŞUMER, NİLİ’nin İngilizler lehine yürüttüğü casusluk faaliyetlerinin Filistin’deki Yahudi yerleşimlerini riske attığını düşünmekteydi. Bu hususta NİLİ’nin liderlerini sert bir dille uyaran HAŞUMER, zamanla NİLİ’yi ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerde bulunduysa da bunda başarılı olamamıştır. (Devam edecek…)

Follow