Gazze’de Gönüllü Bir Nefroloğun Kaleminden
Arşiv Genel Yazarlar

Gazze’de Gönüllü Bir Nefroloğun Kaleminden

Gazze’de gönüllü doktorluk yaptığım dönemde hissettiğim öfke, suçluluk ve çaresizlik bende derin izler bıraktı.
Gazze’de “ateşkes” ilan edileli bir aydan fazla oldu. Bu, elbette Filistinlilere yönelik katliamların durduğu anlamına gelmiyor. Bu durum sadece katliamların uluslararası medyanın görmezden gelebileceği bir orana düştüğü anlamına geliyor.
Böylece dünya büyük ölçüde bu hikâyeden uzaklaştı. Ama ben uzaklaşmadım.
Temmuz 2024’te Gazze’de bir sağlık misyonuna katıldım ve orada 22 gün geçirdim, hastanelerde gönüllü olarak çalıştım. Geri döndüğümde ise neyle karşılaştığımı kolayca açıklayamıyorum.
Ailemin tanıdığı adam, birlikte güldüğü oğul, kardeş ve koca, çocuklarıyla oynayan baba, şimdi tamamen değişti.
Ona “önceki Talal” diyorum.
Çocuklarım, eşim, kardeşlerim, anne babam, arkadaşlarım ve meslektaşlarım, hepsi değişimi görüyor. Sessizleştiğimi ve bazen ulaşılması zor biri olduğumu söylüyorlar. Duygularım, kelimelerin çoğu zaman ifade etmekte başarısız olduğu şekilde karmaşık. Hissettiğim, tek bir duygu değil, “ateşkes” haberlerine ve “yeniden yapılanma” güvencelerine rağmen, benden uzaklaşmayan bir duygu yığını…
Tarifsiz boyutlarda bir insanlık trajedisine tanık olduktan sonra, hâlâ tüm bunların adaletsizliği karşısında kabaran bir öfke, savunmasızları geride bıraktığım için suçluluk ve bu yok oluşu durdurmak için bir şey yapamamanın sürekli, acı dolu bir çaresizliğini hissediyorum.
Gazze’de insanların açlıktan ölmeye devam ettiğini bilerek önümdeki masada görkemli bir açık büfe yemek gördüğümde hâlâ kendimi huzursuz hissediyorum.
Tanık olduğum yüzler ve sahneler, kafamda hiç bitmeyen bir film gibi oynamaya devam ediyor: İskelete indirgenmiş aç çocuklar, sevgili çocuklarının vücut parçalarını tutan ebeveynler, tamamen kömürleşmiş insanlar, insan vücut parçaları için kefen olarak kullanılan battaniyeler, bombalanmış bir hastane, molozlarının altında gömülü çürüyen bedenlerin kokusunu yayan yerle bir edilmiş binalar.
Hâlâ yapmak zorunda kaldığım seçimler beni rahatsız ediyor: Yeterli diyaliz makinesi olmadığı için hangi hastayı tedavi edeceğim ya da bir çocuğa ebeveyninin neden uyanmadığını açıklamak için hangi kelimeleri kullanacağım.
Gazze beni bir nefrologdan gazeteci, hikâye anlatıcısı ve insan hakları savunucusuna dönüştürdü. Geri döndüğümden beri makaleler yazdım, camilerde ve üniversitelerde konuşmalar yaptım, bağış toplama etkinliklerinde konuşmalar yaptım, yürüyüşlerde yer aldım ve milletvekilleriyle görüşerek Gazze’nin mazlum halkını elimden geldiğince savundum. Gazze Şeridi’ne tıbbi görevlerde bulunan diğer meslektaşlarım gibi, Gazze’nin unutulmaması için tanıklığı eyleme dönüştürmeye çalıştım.
Birkaç kez geri dönmeyi denedim. Her seferinde İsrail bana giriş izni vermedi. Her reddetme, kalbimin acısını daha da derinleştirdi.
Burada yapabildiklerim ile orada ihtiyaç duyulanlar arasındaki mesafe dayanılmaz geliyor. Sürekli kendime “Yeterince yapıyor muyum? Başarısız mı oldum?” diye soruyorum.
Bu üzüntü mü? Travma mı? Huzur bulmayı reddeden bir vicdan mı? Uygun ifadeyi bilmiyorum.
Bildiğim şey şu: Gazze beni geri alınamayacak bir şekilde değiştirdi ve aksini iddia etmek, gördüklerime ve tanıştığım insanlara ihanet etmek olurdu. Önceki Talal kayboldu ancak bu yeni Talal; daha insancıl, nazik, şefkatli, daha gerçekçi, daha cesur ve sesini çıkaran, Gazze halkının dayanıklılığı ve inancıyla hareket eden biri. Hiçbir tıbbi eğitim beni Gazze kadar “yaşam-soykırım dengesi”ni korumaya hazırlayamazdı.
Yine de şu anda taşıdığım çaresizlik ve acı, Filistinlilerin iki yıldan uzun süredir her gün katlandıklarının sadece bir kısmı. Onlar hayal edilemez dehşetler, işkence, açlık, yaralanma ve ölüm yaşadılar.
Hikâyemi okuyorsanız lütfen sempati göstermek için değil, hatırlamak için okuyun: Gazze’deki soykırım bitmedi ve kuşatma altındaki Gazze halkı hâlâ acı çekiyor. Gazze’deki her istatistiğin ardında insanların ruhları, hırsları, umutları ve onuru var.
Ateşkes, kitlesel bombardımandan geçici bir kurtuluş; gerçek barış ancak işgal sona erdiğinde ve adalet yerini bulduğunda gelecek.
Gazze’deki duygularımı ve deneyimlerimi paylaşırken Sudan’da olanlar da beni üzüyor. Her gün canlı yayınlanan, acı ve kaybın, insan yıkımının trajik bir tekrarını izliyormuşum gibi geliyor.
Beni daha da rahatsız eden şey, dünyanın buna çok kolay alışıyor olması. Bu vurdumduymazlık, yürek parçalayıcı. İnsanlık medeniyeti, ilerleme ve gelişme açısından çok şey başardı ancak şefkat ve insanlık söz konusu olduğunda geri gidiyor gibiyiz.
Bu sözleri insanları harekete geçmeye çağırmak için yazıyorum.
Gazze’de gönüllü olarak çalışan sağlık çalışanları ve insani yardım gönüllülerine şunu söylüyorum: “Dünyanın sırt çevirmesine izin veremeyiz. Gazze’de tanık olduklarımız ve yaşanmaya devam edenler hakkında konuşmayı bırakmamalıyız. Bilgilendirmeye, harekete geçmeye ve Gazze’ye tam insani ve tıbbi erişim sağlanması için ısrar etmeye devam etmeliyiz.”
Amerikalı vatandaşlarıma şunu söylüyorum: Gazze’de yaşananlardan biz sorumluyuz. Ülkemiz bu işin doğrudan içinde ve bu katliam, vergi mükelleflerimizin parasıyla finanse ediliyor. Gözdağı yüzünden sessiz kalmayın. Topluluklarınızda bu konu hakkında konuşun, yazın, yayınlayın ve konuşun. Milletvekillerinizi arayın. Başka bir halkın kitlesel bombardımana uğramasının, işkence görmesinin ve aç bırakılmasının normalleştirilmesine izin vermeyin.
Ve hâlâ özgür ve adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanan tüm dünya insanlarına şunu söylüyorum: “Bunu sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Zamanımızın en büyük ahlaki sınavlarından biri olan ve canlı yayınlanan bir soykırıma tanık olduk. Bu yüzden sessizliğe düşmeyin. Ayağa kalkın. Gazze’de geçici bir ateşkesin veya Sudan’da uzun süren bir savaşın soykırım gerçekliğini gizleyen bir perde olmasına izin vermeyin. Her insan hayatının onuru için şiddetin sona ermesinde ısrarcı olmaya devam edin.”
(Talal Ali Khan, ABD’de yaşayan bir nefroloji uzmanıdır.)
Talal Ali Khan, Al Jazeera,
16.11.2025
Çeviren: İsmail CEYLAN

GRUBA KATIL