Gayba İman Etmek
Arşiv Genel Yazarlar

Gayba İman Etmek

Gayb; görülemeyen, elle tutulamayan, duyularımızla bilinemeyen varlıklar, ilişkiler, oluşumlar âlemidir. Allah, melek, kader, ruh, ahiret, cennet, cehennem, bunlardan bazılarıdır.
İmanın temeli, gayba imandır. Rabbimiz, yarattıklarını görünür kıldı. Kendini gizli tuttu. Dünyamızı görünür kıldı, ahireti gizli tuttu. Bedenlerimizi görünür kıldı, ruhları gizli tuttu. Eşyaların değerlerini bilinir kıldı, amellerin değerini gizli tuttu. İman etmenin esası, gayba iman etmektir. Rabbimiz, bizlerin sebeplere mi yoksa kendisine mi inandığımızı görmek istiyor. Her şey aleni aolsa idi inanmayan kimse kalmazdı. O zaman inanan ve inanmayan, iman eden ve iman etmeyen nasıl ayrılacaktı?
“Eilf, lâm, mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gabya inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.” (Bakara, 1-3).
Rabbimiz, Bakara suresinin başında Kur’an-ı Kerim’in üzerinde şüphe olmadığından ve inananlar için yol gösterici olduğundan bahseder. Sonra bu kitapta gaybdan haberler olduğunu ve bizlerin, bunları duyu organlarımızla, aklımızla bilemeyeceğimizi, inananların bunlara da inanması gerektiğini söyler.
Rabbimiz, Bakara suresinin 3. ayetinde gayba iman etmemizi söylemektedir. Kur’an-ı Kerim’de, genel görüşe göre 6236 ayet vardır (Bir başka rivayet 6666). Ve Rabbimiz, Bakara 3. ayette gayba iman edin, demektedir. Rabbimizin Kur’an’ın hemen başında, ikinci sure olan Bakara’nın 3. ayetinde gayb’a iman etmemizi söylemesi, manidardır.
Kendi şahsıma aklıma gelenleri sizinle paylaşmak isterim. Rabbimiz, inanacağımız bu dinin esaslarının çoğunun, bizin için gaybi bilgi olduğundan idrak edemeyeceğimizi, yine de iman etmemiz gerektiğini söylemektedir. Yani zatımı göremezsiniz, melekleri göremezsiniz, gönderdiğim kitabı görürsünüz ama vahiy yolunu göremezsiniz. Ahireti göremezsiniz; mizan, kabir, ruh, cennet, cehennem, cinler, sizler için gaybdır. İman ediyorsanız bunlara inanmalısınız, demektedir.
Gayb; elle tutulamaz, gözle görülemez. Fakat gayb yoktur, diyemeyiz. Ortada bir masa, bir koltuk varsa “Bunu yapan bir ustası vardır.” deriz. “Eser, ustasını açıklar.” Yörüngesinde kusursuzca, asırlarca seyreden yıldızlar varsa bunu yapan bir usta vardır. Mükemmel varlıklar varsa bunu yapan usta vardır. Bizler; Allah’ın (cc) vasfını, mahiyetini, mekânını kavrayamasak da eserlerine bakarak varlığını bilebiliriz.
Ortada mükemmel bir nizam vardır, Kâinat, hassas hesaplara bağlıdır, canlılar mükemmel bir anatomiye sahiptir. Toprak, su ve güneşle bizlere bin bir çeşit meyve, sebze vermektedir. Yer çekimi, hassas fizik kurallarına bağlıdır. Böyle bir tabloda insanoğlunun, bunlar tesadüfen olmuştur, deme şansı yoktur. Eser bağırarak “Beni yaratan bir Allah (cc) var.” demektedir. Bizler için gayb olan yaratıcı kavramı, gayb olmaktan çıkar ve iman olarak karşımıza çıkar.
Rabbimiz, başka resullerine kitaplar ve sayfalar göndermiştir. Bunların hiçbirini görmedik. Rahiplerin yazdığı muhtelif İnciller vardır. Bunlar da birbirleri ile çelişki içindedir. Tevrat diye bilinen kitap -tekvin, levililer, tesniye, çıkış- hahamların farklı üsluplardaki sözleridir. Zebur’dan bilgi, yok denecek kadar azdır. Bizim için gaybdır. Fakat Rabbimiz, bizlere tahrif edilmemiş kitaplarına iman etmemizi söylüyor, biz de iman ediyoruz.
Kur’an’da adı geçen 25 peygamber vardır. Hadislerde, 124 bin peygamber geldiği aktarılıyor (Müsned, 5/265-266). Bizler hiçbirini görmedik. Rabbimiz, bizler için gayb olan resullerine de iman etmemizi söylüyor, bizler de iman ediyoruz.
Melekleri, cinleri, ruhlar âlemini, İblis’i, ahireti vb. gaybi bilgileri Rabbimiz bizlere bildirdi, biz de kabul ettik. İman, bunu gerektirir.
“Derken İsrailoğullarını denizin öteki yakasına geçirdik. Firavun ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için onların peşlerine düşmüştü, sonunda firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi: ‘İnandım ki İsrailoğullarının iman ettiğinden başka tanrı yokmuş. Ben de artık Müslümanlardanım.’ dedi” (Yunus, 90). “Kendisine şöyle nida edildi, ‘Şimdi mi?’ Hâlbuki daha önce sen Allah’a baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.” (Yunus, 91). Firavunun buradaki imanı kabul edilmemiştir. “Şimdi mi?” denilerek iman etmekte geç kaldığı bildirilmiştir.
Firavunun İmanı Neden Kabul Edilmemiştir?
Aklımıza şöyle bir soru gelebilir, firavunun imanı neden kabul edilmemiştir? Ölüm meleği kapımızı çalınca, dünya hayatının sona erdiği belli olunca edilen iman kabul edilmez. Gördüğümüzde iman etmemiz, iman değildir. Öyle olsa idi firavun, Kızıldeniz’de helak olurken ben de iman ettim Musa’nın rabbine, demiş fakat kabul olmamıştır. Firavun gayba iman etmemiştir, gördüğüne iman etmiştir. (Daha önce de Mısır halkı bazı belalara uğramış; kurbağa, suların kan olması, fırtına, çekirge vs. yine iman etmemişti.)
Diğer sebep de duyu organlarımızla algıladığımız şeyler, gayb olmaktan çıkar, bilgiye dönüşür. Bilgiye dönüşen olguları herkes kabul eder. Herkesin kabul ettiği bilgi, iman değildir, bilgidir. Önümüzde gördüğümüz masa, sandalye, telefon, kitap… “Bu nedir?” diye birilerine sorsanız herkes, bu nesnelerin ne olduğunu size söyler. Bu, iman değildir, gördüğüne inanmaktır.
Rabbimiz, bizlerden; bilgimiz olmayan, bizler için gayb olanlara inanmamızı istiyor. Gerçek imanın, gayba inanmak olduğunu söylüyor. Burayı biraz açmak istiyorum: Pi sayısının 3,14 olduğu herkes tarafından kabul edilir. Çevre, alan hesaplamaları herkes tarafından kabul edilir. Kimse itiraz etmez. Bu, bizler için bilgidir. Herkesin kabul ettiği bir bilgiyle “Sen cennetliksin, sen cehennemliksin.” denemez.
Bilgi, insanın iman derecesini gösteren bir ölçü değildir. Buna göre firavunun bilgiyi gördükten sonraki imanı, iman etmek değildir. Firavun için gayb kalkmıştır; o, bilgiye inanmıştır.
İman, Gaybı Kabul Etmekle Olur
“O kâfirler yoksa kıyametin ansızın başlarına kopmasını mı bekliyorlar? Onun alametleri şimdiden ortaya çıkmıştır bile. Fakat kıyamet koptuktan sonra, kendilerine yapılan uyarıyı hatırlayıp eyvah, demeleri neye yarar ki?” (Muhammed, 18).
Rabbimiz, bu ayetinde de kıyamet alameti belli olunca hesap defterlerinin kapanacağını, tövbelerin kabul edilmeyeceğini, “İman ettik.” demenin, kişiye bir fayda vermeyeceğini, “Eyvah!” demenin faydasız olacağını söylemektedir. Çünkü gayb, kalkmıştır. Kıyamet bilgisi, belli olmuştur. Bilgi belli olduğu zaman, herkes bilgiyi kabul eder. İman, gaybı kabul etmekle olur.
Rabbim; bizleri, bilgimize göre cennete veya cehenneme koymayacaktır. Yüce kitabımızın anlatacağı konular, bizim için gaybi konulardır. Rabbimiz, Kur’an’ın başında muttakilerin özelliklerinden en önemlisi olarak gayba iman etmeyi göstermektedir. Çünkü bu Kur’an, sizler için gaybi meseleleri ele alır, muttaki iseniz bunlara iman etmeniz gerekir, denmektedir.
Allah’ı (cc), resulleri, ahireti, cennet ve cehennemi görüp bunlara inanıyoruz deseydik bu, iman olmazdı; gördüğümüze inanmak olurdu. Gayb ortadan kalkıp her şeyi görse idik Rabbimiz, mizanda ne ile yargılayıp bizleri cennete veya cehenneme koyacaktı? Kimin imanı daha yüksek olacaktı, cennette yüksek mertebeye kim layık görülecekti? Biz bunlara, Allah (cc) “İnanın.” dediği için, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yazdığı için inanıyoruz. Bunların hepsi, bizim için gaybdır. İman da gayba inanmayı gerektirir.
Cefai DEMİREL

GRUBA KATIL