Aydınlığın Sanatı: Savaşmak
Arşiv Genel Yazarlar

Aydınlığın Sanatı: Savaşmak

Dünyaya düşmüş yalnızlar, yeniden doğmaya niyetlenen perişan okyanuslar, kelimeleri yutan sayısız erozyonlar… Tamamı, insan denen yaratığın diktiği isli duvarlara kazınmış, silinmeyi bekleyen karanlık lekeler… Bunları yerinden edecek tek bir fiil var ki o da saklandığı yerden çıkarılmayı beklemekte: savaşmak.
Savaşmak, yaşamayı benimseyememiş yüreklere zor gelen bir eylem. Kuytuların çağırdığı mekânlara yüce bir istekle koşan, bilincini avuçlarının arasında ezip yok eden bir neslin asla yanaşmadığı bir ümit. Gökten inen her damlaya karşı kin besleyen topluluklar, inançlarını bilinçlerinde yoğurup haykırmayı deneseler şahitliğin en muazzam örneğini teşkil eden topraklar dillenip her birine cesaret verecek. Fakat mutluluğunu kör duvarlarla sınırlayanlar, bu dağınıklığın götürülerine de katlanmak zorundalar.
İçten içe saklanılmaya çalışılan her şey, gün gelir çürümeye yüz tutar ve yok oluşun başlangıcına ulaşanlar, geriye dönememenin acizliğiyle boyun eğerler. Mücadele edememenin oluşturduğu soluk renkler, kalbin ferini söndürür. Bir amaç uğruna atılan adımlar ise hissiz sözcüklere can verir. Bu iki büyük tezat gün gibi ortadayken insanlığın hâlâ kaybetmeye yatkın tavırları, kendi yok oluşlarını hızlandırmaktadır. Bedenin gösterdiği güç kalpte yer etmediği sürece başarının, kalpte olan arzu bedeni kuvvetlendirmediği sürece de neticenin gelmesi beklenemez.
Manevi kayıplar maddi kayıplardan fazla olduğu sürece, yeryüzü gökyüzünden ayrı kaldığı sürece, nâmeler ağızdan küfürlerden daha yüksek çıktığı sürece; temizlenmek, yaşayabilmek, tereddütsüz nefes alabilmek, zor bir eylem olmaktan öteye gidemeyecektir. Bu nedenle derdini kucaklayan Müslüman, artık derin sulara dalmaktan korkmamalı. Vahyin sunduğu hakikatleri bir bir yerleştirmeli, bozulmuş kalplere ve yerinden etmeli, dünyayı saran tüm kokuşmuş tabloları. Sorguya kelepçe takmalı ve yere çalmalı, haddini bilmeyen soruları.
Şüphesiz, zamanın çetrefilli yollarından geçmek, sonsuzluğa kıdemli bir şekilde ulaşmak, belli hislerin kimliğe yerleştirilmesinden geçer. İnsanın özünde yer etmeyen kelimeler, hayatını da etkilemez ve etkisiz hâle getirilen ruhlar dünya çemberinde yokluğa karışır. Sağlam adımlarla yürümek için, sağlam hedefler gerekir. Sağlam hedeflerin sahibi de tüm yüce kelimelerin İslam’da olduğunu idrak edenlerdir.
Öyle bir nimet ki mümin olmak, topluca yönelinen yerlerden beri olmak, fikirleri özenle seçip ilahına layık olmaya çaba göstermek, rehberinin yolunda ilerleyebilmek, sapmaya meyilli kalpleri onarmak… Zamanın çarkını elinde tutan bir dine mensup olmanın paha biçilmez değeri, ancak bu nimetlerle ölçülebilir.
Savaşmadan elde edilen bir toprak olmadığı gibi, yine savaşmadan kazanılan bir insan da olamaz. İyilikten köşe bucak kaçanlara karşı kötülüğü yok etmeye ant içmiştir Müslüman. Bu yüzden aydınlığın üstünlüğünü gün yüzüne çıkarıp karanlığın koyuluğunu toprağa gömmektedir.
Savaşmak, dünyadaki koyu renkleri ortadan kaldıran muazzam bir detay. Bu detayın altını çizenler ise şüphesiz, karanlık lekelerin üzerine aydınlığın sanatını kazıyanlar olacaktır.
Rüveyde Bera PALA

GRUBA KATIL