Modern Çağda Korkunç Zulüm Altında Sessiz Bir Çığlık: Dr. Afîye Sıddıkî
Arşiv Genel Yazarlar

Modern Çağda Korkunç Zulüm Altında Sessiz Bir Çığlık: Dr. Afîye Sıddıkî

Giriş
Kişiler, roller, coğrafyalar, zamanlar değişse de Dünyada nice despot zalimler onların itaatkâr (!) destekçileri ve yerli işbirlikçileri hep olmuştur. Tarihi kaynaklar, zalim diktatörlerin, acımasız liderlerin ve adını kanla tarihe yazdırmış devletlerin nasıl toplu katliamlar ve acımasız zulümler yaptıklarını ibretle anlatmaktadır. Sömürgecilik zihniyeti ve kölelik dönemi bitmedi. Günümüzde ise maalesef bu vahşet bayrağını devralan, ülkeleri terörize eden, modern barbarlıkta sınır tanımayan ve dünyanın sömürü düzenini elinde tutan emperyalist ABD, siyonist terör rejimi İsrail ve onların destekçileri/işbirlikçileri olmuştur. Bilhassa Müslümanların yaşadığı toprakları kan gölüne çevirenlere bakıldığında senaryoyu İngiltere/Birleşik Krallık yazmakta, ABD ise sahada uygulamaktadır. Tabii tüm bunlar küresel ideoloji olan siyonizmi, tüm fraksiyonları ve yönelimleriyle dünyayı kontrol altına almak için yapılmaktadır. En son Gazze soykırımında Müslümanların nasıl en son teknolojik silahlarla katledildiğine, bombalarla paramparça edildiğine, sistematik bir şekilde topyekûn aç bırakıldığına tüm dünya şahit olmuştur. Küresel zorbalık haline dönüşen Amerikan emperyalizmi dünyanın her tarafını ablukaya almış jandarma gibi davranmaktadır. Özellikle Müslümanların gerçek liderlerini ve entelektüel kişiliklerini türlü komplo ve entrikalarla ya ortadan kaldırmakta ya da zindanlarda çürütmektedir. Maalesef bunun çok trajik bir örneği de Afîye Sıddıkî’dir. Pakistanlı bir entelektüel, tıp doktoru ve bilim adamı olan Afîye Sıddıkî hayali ve uydurulmuş suçlamalar, yalan iddialar, önceden kurulmuş oyunlarla ve örtbas edilen gerekçelerle 2003 yılında kaçırıldı ve ABD hapishanelerinde on yıllardır tecavüz, işkence ve akıllara gelebilecek her türlü çirkin muameleye tabii tutularak cezalandırıldı. Ve bu bitmeyen vahşet hala devam etmektedir. Afîye Sıddıkî’nin hikâyesi korkunç, acı dolu ve yürek parçalayıcıdır. Hayatını İslam’ın yüce öğretilerine ve bilime adayan, en karmaşık bilim alanlarından biri olan nörobilimde en yüksek dereceleri elde eden bu Pakistanlı kadın, Pakistan’da kaçırılmış ve Amerikan istihbarat ajanları tarafından en korkunç psikolojik ve fiziksel işkencelere maruz bırakılmıştır. Ve hala ABD’nin modern zindanında mazlum bir esirdir.
Afîye Sıddıkî, dini açıdan bir kız kardeş ve Pakistanlı bir Müslüman olmasının ötesinde en temel ve dokunulmaz olan yaşam hakkına sahip bir insan değil mi? Peki, ne suç işlemişti? Güya tek başına ABD askerlerine silah çekmiş, onları öldürmeye çalışmıştı. Bu tiyatroya inanacak biri varsa o ya çoktan akıl melekelerini kaybetmiştir ya da ABD adına çalışan bir ajan konumundadır. Ne demek istediğimiz çalışmada ayrıntılarıyla anlatılacaktır. O zaman neden hedef seçildi? Çünkü Afîye Sıddıkî Amerikan emperyalizmine hizmet etmeyi reddettiği, onların modern kölesi olarak çalışmak istemediği ve onlara bir Müslüman kadın olarak meydan okuduğu için başına gelmeyen kalmamıştır. Bununla birlikte Afîye Sıddıkî’nin gördüğü emsalsiz zulmün en az ABD kadar, Afganistanlı olsun Pakistanlı olsun bu işte payı olan Afîye Sıddıkî’ye sahip çıkmayan, kayıtsız kalan yetkilileri ve işbirlikçi güvenlik elemanlarını da tarih yazacak ve asla affetmeyecektir.
Amaç ve Metodoloji
Bu çalışmada amacımızı düşünürken Sevgili Peygamberimizin; Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir hadisi ve Hz. Ali’ye atfedilen; Bir zulme engel olamıyorsanız, onu duyurun sözü, bir Müslüman olarak sorumlu olduğumuzu yeniden hatırlatmıştır. Maalesef bu ilanat üzerinden on yıllar geçmiştir. Ama ne azından kimin safında olduğumuzun, kimin yanında durduğumuzun, zulmü asla kabul etmediğimizin, zalimlerin sonuna kadar hasmı olduğumuzun bir numunesi olarak bu çalışmanın kayıtlara geçmesi ümidindeyiz. Afîye Sıddıkî’ya yaşatılan emsalsiz dramı araştırdıkça/öğrendikçe, bu kadar zulüm ve adaletsizlik olur mu? Bu zulmün yakın tarihte ve sözüm ona modern dünyada eşi ve benzeri görülmüş mü? diye kendi vicdanınıza soruyorsunuz. Çünkü cehalet ve kötü niyet yoksa bir kişinin bu zulüm hakkında sessiz kalması mümkün değildir.
Bu çalışmada, belirli bir konu hakkındaki mevcut araştırmaların kapsamlı özetlerini sunma imkanı sağlayan betimsel literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma süresince, konuyla ilgili ulusal/uluslararası makaleler, raporlar, yorumlar, röportajlar ve dünya medyasından haberler gibi online veri kaynakları incelenmiş ve analiz edilmiştir.
Kavramsal Çerçeve
Afîye Sıddıkî’nin Kaçırılması, Tutuklanması ve Mahkûm Edilmesi
Dr. Afîye Sıddıkî 1972 yılında Karaçi’de doğdu. Babası Muhammed İngiltere’de nöroloji eğitimi almış ve annesi İsmet ise sosyal bir aktivisttir. Babası doktor olduğu için kızının eğitimine özel önem vermiştir. İlköğrenimini (Gülistan Şah Latif okulu) tamamladıktan sonra, 1990 yılında öğrenci vizesiyle ABD’nin Teksas eyaletine, ağabeyinin de orada Ar-Ge eğitimi aldığı yere gitti. Ayrıca araştırmaları için ABD’den beş bin dolarlık bir ödül aldı. 1995 yılında anestezi uzmanı Amjad Muhammad Khan ile evlendi. Ölümcül (kimyasal/biyolojik) silah üretimine ilişkin bir formül icat etti?! Bugüne kadar kimse ondan bu formülü öğrenemedi. Bu formülü Pakistan’ın veya İslam dünyasının iyiliği için kullanmak istiyordu. ABD ise bu formülü kendisine vermesini istiyordu; ancak Sıddıkî, Amerika’nın formülünü İslam’a ve Müslümanlara karşı kullanmasından korktuğu için bu teklifi kesin bir dille reddetti. Eğitimi ve araştırmaları ABD’de tamamlandığı için, oradaki bilim insanları bu araştırmadan haberdardı. ABD iç istihbaratı (FBI), Afîye Sıddıkî’nin Pakistan’ın eline geçmesi halinde ABD’ye karşı kullanacağı yönünde bir araştırma yaptığını bildirdiler. 2002’de Pakistan’a döndü, ancak ne yazık ki Pakistan yönetimi o dönemde onu desteklemedi. 2003 yılında kimliği belirsiz kişilerce evinden kaçırıldı . Bu, Pervez Müşerref dönemiydi. Müşerref daha sonra, ABD tarafından aranan kişileri yakalayıp dolar karşılığında ABD’ye teslim ettiğini itiraf etti . Kaçırıldıktan sonra uzun süre Afganistan’daki Bagram gizli hapishanesinde tutuldu. Oradan bir mahkûm serbest bırakıldığında, hapishanede bir kadının çığlıklarının duyulduğunu söyledi. 1 Ağustos 2008’de, Birleşik Krallık Lordlar Kamarası üyesi Nazir Ahmed, Sıddıkî’nin Londra’daki Pakistan büyükelçiliği önünde tutuklanmasını protesto etti ve bu da Sıddıkî’nin Bagram’daki en gizli hapishanede bulunmasına yol açtı. Bu olay her yerde büyük bir kargaşaya neden oldu. Asya İnsan Hakları Komisyonu, 8 Ağustos 2008’de Dr. Afîye Sıddıkî’nin gözleri kapalı, dudakları şiş ve burnu kırık halde kambur yatarken çekilmiş bir fotoğrafını yayınladı. Fotoğrafta yıllarca süren fiziksel şiddet açıkça görülüyordu. Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı), daha sonra 650 numaralı tutuklunun varlığını kabul etti, ancak onun Dr. Afîye Sıddıkî olmadığını, ülkesine sınır dışı edilen başka bir kadın olduğunu söyledi. Bagram’dan serbest bırakılan bir mahkûma Dr. Afîye Sıddıkî’nin fotoğrafı gösterildiğinde, bu kadının 650 numaralı mahkûm olduğunu güvenle kabul etti. Bu mahkûmun ceza ve işkencenin yanı sıra aşağılanmaya da maruz kaldığını söyledi . Afganistan’daki bir hapishanede, askerler Afîye’yi iki kez vurarak tedavi bahanesiyle ABD’ye gönderdiler. Hakkında uydurma suçlamalar getirildi ve Yargıç Burman, Eylül 2010’da Afîye’yi 86 yıl hapse mahkûm etti. Afîye’nin avukatı, Dr. Fevziye (ablası) ve Senatör Mushtaq Ahmed ile birlikte Teksas eyaletindeki Fort Worth hapishanesine gittiler ve Afîye’nin serbest bırakılması için onunla görüştüler. İlk olarak Fevziye, Afîye ile görüştürüldü. Afîye, Fevziye ve senatör Mushtaq Ahmed ile görüştürüldüğünde hapishaneden cehennem diye bahsediyordu. Sürekli olarak Allah’ım beni bu cehennemden kurtar diyordu (Han, 2023).
3 Şubat 2010’da ABD Savcılık Bürosu tarafından yapılan basın açıklamasında, Sıddıkî’nin Afganistan’da tutuklandığında bomba yapımı talimatları ve birçok Amerikan mekânının haritalarını da içeren birkaç nota sahip olduğu belirtildi. Massachusetts merkezli günlük gazete olan Boston Globe, 19 Ocak 2010’da tutuklamayı şu şekilde haberleştirdi; Gazne’de (Afganistan) bir dükkân sahibi garip bir manzara gördü. Burka giymiş bir kadın elinde bir harita ile oturuyordu. Dükkân sahibi, bu bölgedeki kadınların okuma yazma bilmediğinden şüpheleniyordu. Harita ile oturan bu kadın kimdi? Dükkân sahibi, kadının yerel dili bile konuşamadığını ve yanında hiçbir erkek olmadığını, sadece bir çocuk olduğunu görünce şüpheleri arttı. Polise bunları anlattı. Böylelikle Afîye yakalandı ve üzerinde iki kilo ölümcül zehir (sodyum siyanür) bulundu. Ayrıca, bomba ve ölümcül virüslerin formüllerini ve Amerikan insansız hava araçlarını düşürebilecek makinelerin formüllerini içeren yüzlerce el yazısı not da bulundu. Bu açıklamalar, Amerikan mahkemesindeki duruşmada da ortaya çıktı. Mahkemede ayrıca kadının intihar saldırısı düzenlemek için geldiği söylendi. Caminin dışında bir adam şüphelenerek tutuklandı. Şimdi burada birkaç soru ortaya çıkarmaktadır; 1- Dükkân sahibi, bu kadının şüpheli bir şekilde hareket ettiğini nasıl anladı? Eğer Afîye bir terörist olsaydı ve intihar saldırısı için belirli bir yer arıyor olsaydı, bir dükkân sahibini bile şüphelendirecek bir şekilde arama yapar mıydı? 2- Dükkân sahibi Afîye’nın yerel dili bilmediğini nasıl biliyordu? Eğer Afîye bir terörist olsaydı, bir dükkân sahibiyle sohbet edip yerel dili bilmediğinden şüphelendirecek kadar saf mıydı? 3- O bir terörist (!) ve El Kaide bağlantılıydı! Peki, yanında kimyasal bomba formüllerini içeren yüzlerce not taşıyacak kadar saf mıydı? ABD’de eğitim görmüş bir kadın bu tür şeyleri nasıl saklayacağını bilmiyor muydu? 4- İki kilo zehir (sodyum siyanür) taşımak da akıl almaz bir suçlama değil mi? 5- İntihar saldırısı yapmaya geldiyse, neden oğlunu da yanında getirdi? Anne annedir, intihar saldırısı yapacak olsa bile, neden oğlunu da yanında feda etsin? 6- Eğer El Kaide üyesiyse, El Kaide üyeleri yüksek eğitimli bir kadınla neler yapılabileceğini bilemeyecek kadar saf mıydı? Böylesine önemli bir kadını intihar saldırısına gönderirler miydi yoksa bir yerden bir yere iki kilo zehir (sodyum siyanür) taşıması için mi tutarlardı? Neticede Sıddıkî’nin tutuklanma hikâyesinde birçok çelişki vardır (Mahmud, 2018).
The Guardian’da 24 Ocak 2009’da yayınlanan Dr. Aafia Siddiqui’nin gizemi başlıklı makalesinde Dickin Walsh, Sıddıkî’nin ABD’deki eski profesörüne gönderdiği bir e-postadan bahsetmiştir. Bu e-postayı, Karaçi’deki Aga Khan Üniversitesi’nde çalışırken 1 Mart 2003’te göndermişti. Bu e-postada profesöre, onun eğitim geçmişine sahip bir kadın için burada çok az fırsat olduğunu ve ABD’ye gelip çalışmak istediğini yazıyordu. Bu e-postadan Petra Bortosiewicz de makalesinde söz etmiştir. Şimdi şu soru akla gelmektedir; 1 Mart’ta, Aga Khan Üniversitesi Karaçi’de kendisi gibi yüksek eğitimli bir kadın için iş imkânının az olduğunu ve ABD’ye gelmek istediğini dile getiren bir kadın, bu e-postadan birkaç gün sonra neden çocuklarıyla birlikte Afganistan’a gidiyor? Anekdot niteliğindeki kanıtlar, Afîye Sıddıkî’nin Afganistan’da El Kaide vb. için çalışarak geçirdiği tüm bu zamanı ve anlatılan şekilde tutuklandığını reddetmektedir. Sıddıkî, 30 Mart 2003’te kayboldu. O günden, iddia edilen tutuklanmasına kadar serbest kaldığına ve Afganistan’daki El Kaide için çalıştığına nasıl inanılabilir? ABD böyle iddia ediyor, ancak iddiayı çürüten başka kanıtlar da bulunmaktadır. 6 Ağustos 2008’de BBC.com, Siddiqui’nin Kayboluşunun Sırrı başlıklı bir haber yayınladı. Haberde, Afîye Sıddıkî ‘nin muhtemelen 30 Ağustos 2008’de Karaçi Havalimanı’na giderken yakalandığı belirtiliyordu. Ertesi gün yerel gazeteler, bir kadının terörizm suçlamasıyla tutuklandığını da bildirdi. BBC’ye göre, olaydan iki gün sonra motosikletli bir adam Afîye Sıddıkî ‘nin evine geldi. Kask takmıştı ve kaskını çıkarmadan Sıddıkî ‘nin annesine, kızının güvenli bir şekilde dönmesini istiyorsa sessiz olması gerektiğini söyledi . Aynı BBC haberinde, İçişleri Bakanı Faisal Saleh Hayat’ın, kız kardeşi Fevziye’ye, Afîye’nin yakında serbest bırakılacağını ve geri döneceğini söylediği aktarıldı. US Today, 22 Nisan 2003’te Sıddıkî ‘nin tutuklandığını çok açık bir şekilde yazmıştır. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan iki federal kolluk kuvveti yetkilisi, başlangıçta 31 yaşındaki Afîye’nin yakın zamanda Pakistanlı yetkililer tarafından gözaltına alındığını söyledi. Burada önemli bir nokta da, ABD’ye göre Afîye Sıddıkî’nin 2008’de tutuklanmış olması, Uluslararası Af Örgütü’nün ise Haziran 2007’de Afîye ‘nin kayıp olduğunu ve büyük ihtimalle ABD gözetiminde olduğunu açıklamasıdır. Pakistan İnsan Hakları Komisyonu Başkanı I.A. Rehman, ABD’nin Afîye’nin tutuklanmasına ilişkin tutumunun bu yüzyılın en büyük yalanı olduğunu söylerken bu delile dayanıyordu. Bu açıklama 6 Ağustos 2008’de The Guardian gazetesinde yayınlanmıştır. Nitekim gerçekler, Afîye’nin 2008’de tutuklanmadığını, daha önce de ABD gözetiminde olduğunu göstermektedir (Mahmud, 2018).
ABD Savcılığı’ndan yapılan bir basın açıklamasına göre, 18 Temmuz 2008’de FBI, ABD askeri yetkilileri ve diğerlerinden oluşan 7 kişilik bir ekip, Afîye’nin tutulduğu Gazne Polis Karakolu’na soruşturma yapmak üzere gitti. Bir astsubay silahını odanın sağındaki, perdenin asılı olduğu yere bıraktı. Aniden Afîye Sıddıkî perdenin arkasından belirdi ve subayın M/4 tüfeğini aldı, göz açıp kapayıncaya kadar emniyet kilidini açtı ve askerin başına doğrultarak iki el ateş etti. Her iki seferde de Afîye hedefini ıskaladı. Aynı anda, astsubay tabancasını çekip Afîye’ye iki el ateş etti, karnına isabet ederek yere düşmesine neden oldu denilmektedir. Acaba bir kadının, 7 subayın oturduğu bir odaya bir anda perdenin arkasından girip silahlarını alması ve profesyonel bir askerin farkına varmayacağı bir anda silahın emniyet mandalını açıp ateş etmesi mümkün mü? Bu kadar uzman bir askeri figür müydü? Bu olay muhtemelen eğitimli bir terörist olduğu izlenimini vermek içindi. Ama şimdi soru şu; Eğer tüm bunları eğitimli bir terörist yapıyorsa, iki atışı nasıl ıskalayabilir? Üstelik hedef odada tam önündeyken? Sonra şu soru ortaya çıkmaktadır; Gazne polis karakolu yetkilileri, tutuklunun çok önemli olduğunu ve onu sorgulamak için bir Amerikan ekibinin geldiğini bildikleri halde, Afîye’nin yanında bir polis memurunun olmaması nasıl mümkün olabilir? Amerikan ekibinin aniden gelmediği, aksine Gazne valisinden gelmeden önce sadece birkaç soru sorup geri dönecekleri konusunda izin aldığı kayıtlarda yer almaktadır. Vali düzeyinde bir yetkiliyle görüştürülen tutuklu, aniden ortaya çıkıp silah çekecek şekilde öylece mi bırakıldı? Bu gerçek bir olay mı yoksa anlatılan bir Hollywood filmi mi? Susan Goldenberg’in 6 Ağustos 2008’de The Guardian’da yayınlanan Bagram’ın hayaletinin gizemi işkence mağduru mu yoksa çatışmada mı yakalandı? başlıklı makalede Susan, Afîye’nın silah çekmediğini, aksine Amerikalıların ona ateş açtığını ve intihar saldırısı düzenleyeceğini düşünerek pozisyon aldıklarını açıkladı. Amerikalılar önce Afîye’yi Bagram’da hayalet tutuklu olarak tuttular, sonra sahte bir tutuklama gibi davrandılar, ardından Afgan polisinin soruşturma yapmasına bile izin vermediler ve Afîye’yi silah zoruyla yaralayarak yanlarında götürdüler. New York Times, bu davadaki Amerikan yönetiminin ve tanıkların ifadelerinde çelişkiler olduğunu yazdı. 9 tanık çapraz sorguya çekildiğinde, olay anında odada kaç kişi olduğu, kaç kişinin ayakta, kaç kişinin oturduğu, hatta kaç el ateş edildiği konusunda bile çelişkiler vardı. New York Times’da Jay Hoggs, Afîye’nin yargılanacak veya ifade verecek durumda olmadığını yazdı. New York Times, mahkemede duvardaki bu deliklerin Afîye’nın kurşunundan kaynaklandığının gösterilmesi üzerine, olaydan önce karakolda bir ara hazırlanmış bir videonun sunulduğunu ve videoda da duvardaki deliklerin görülebildiğini yazdı. Böylece, bu deliklerin Afîye’nin kurşunundan kaynaklanmadığı, olaydan önce orada olduğu kanıtlandı. Bu minvalde nefret, önyargı ve intikam ayrı konulardır. Adaletin ölçeğine bakıldığında, Afîye’nin adil değil, haksız muamele gördüğü açıktır (Mahmud, 2018). (Devam edecek…)

Mehmet Akif SEYİTOĞULLARI

GRUBA KATIL