Hâl ile Tebliğin Metodolojisi – Evde Başlayan Nur
Arşiv Genel Yazarlar

Hâl ile Tebliğin Metodolojisi – Evde Başlayan Nur

Hâl ile Örnekliğin Ailede Başlayan Sessiz Fetihleri
Söz, bazen fazla gürültülüdür; hakikat ise çoğu zaman sessizlikle filizlenir. İşte Müslümanın daveti, bu sessiz filizin aile toprağında boy vermesiyle başlar. İnsan, kelimelerin gücüne güvenir oysa kelime, ancak sahibinin hâliyle desteklenince kök salar. Hakikat, önce kalpte yanmalı, evin duvarlarına sirayet etmeli, sonra sokaklara taşmalıdır. Davetin en kuvvetli dili, Müslüman’ın hayatında, hâlinde ve ailede görünür.
Aile: İlk Medrese ve İlk Ayna
Ev, insanın ilk medresesi, aile ise karakterin ilk aynasıdır. Çocuğun gördüğü ilk yüz, duyduğu ilk söz, hissettiği ilk güven, onun tüm hayatının seyrini, ritmini ve güzergâhını belirler. Sofrada helal lokma, evin köşelerinde sabır, anne-babanın birbirine gösterdiği muhabbet-merhamet; hepsi birer katre gibi düşer, yıllar sonra nehir hâlinde topluma akar. Toplumun düzelmesi üzerine konuşurken genellikle temel gerçeği öteleriz: Toplum, evlerin toplamıdır. Evlerin ışığı sönükse meydanları aydınlatmak faydasızdır. Huzur ocağında sükûn ve sükût yoksa meydanlarda yüksek sesle konuşmak hiçbir şeyi güzelleştiremez.
Hâl ile Örnekliğin Sessiz Kudreti
Hâl ile davet, bir duruşun yankısıdır. Babaların haksızlığa karşı sakinliği, annelerin evin köşesine serptiği sabır, çocukların nazarında unutulmaz izler bırakır. Hâl, bazen bir tebessümün ışıltısı, bazen öfkeyi yutmanın ateşten imtihanıdır. Çoğu zaman da kimsenin görmediği iyiliklerin ardında bırakılan kokusuz izdir. İnsanlar, bu izleri takip ederek hakikate yaklaşır. Bugünün dünyasında maalesef söz çok, hâl azdır.
Ailenin Tevhidî Davet Yükü: Anne ve Baba Sorumluluğu
Aile, İslâmi literatürde sadece biyolojik bir yapı değil; bir manevi laboratuvar, bir ahlak mektebi ve şuur akademisidir. İnsan, tevhidî maya ile yoğrulduğu ilk ortamda, yani evde hem Allah’a karşı sorumluluk bilincini hem de toplumsal adalet ve merhamet değerlerini öğrenir. Bu nedenle davet sorumluluğu, aile bireylerinin her hareketi ve her hâli üzerinden hikmetle, tecrübeyle ve örnekliğe dayalı olarak tezahür eder.
İslâmi literatürde annenin sorumluluk alanı sadece çocuk bakımı ile sınırlı değildir. O, çocuğun kalbini şuurla ve hikmetle tezyin edip şekillendiren ilk öğretmendir. İbn-i Abbas’ın rivayetine göre Peygamber Efendimiz (sav), bir çocuğun karakterini evin iklimine bağlı olarak değerlendirir. Bu bağlamda anne, çocuğun kalbinde rahmet, ihlas, sabır ve adalet tohumlarını eker. Tirmizî’de geçen: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” hadisi, anneye düşen bu yüksek sorumluluğun hem sembolik hem fiili önemini gösterir.
Baba: Adalet ve Rehberlik Örneği
Baba, aileyi hem maddi hem manevi olarak ayakta tutan rehber ve sorumluluk figürüdür. Ebu Hureyre’den rivayet edilen hadiste Peygamber Efendimiz (sav) buyurur: “Her kim ev halkına karşı adaletli davranırsa Allah ona rahmet eder.”
Baba, evdeki adalet, vakar ve ibadet düzeniyle çocuklara tevhidî bir şuur sunar. Çocuğun gözünde babanın hâli, Allah’a karşı sorumluluğun somut örneğidir. Babaların adaletli, merhametli ve sabırlı hâli, çocuğun topluma karşı duruşunun omurgasını teşkil eder. Bu örnek, İbn-i Hacer ve El-Kurtubi’nin yorumladığı şekilde, ailede başlayan tevhidî eğitim ve toplumsal tebliğin asli zeminini oluşturur.
Davetin İlmi ve Hikmeti
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (Nahl, 125)
Kur’an’ın, “Hikmetle davet edin” emri, salt kelimenin terbiyeli, berceste, beliğ olmasını değil, davet edenin kalbinde yer etmiş hikmetin olmasını da şart koşar. Hikmet, yaşanmışlığın süzülmüş, damıtılmış hâlidir. Hadislerde zikredilen “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olanınızdır.” ifadesi, davetin merkezine aileyi koyar. Bir Müslüman evi numune hâle geldiğinde o ev, çevresine bir kandil gibi ışık saçar. Kandilin dili yoktur lakin karanlığı bağrından yarar
Mus’ab b. Umeyr: Hâlin; Şehri, Medine’ye Çevirdiği Örnek
Yesrib’in çorak kalbini, Medine’nin gülistanına tebdil eden kıvılcım, Mus’ab b. Umeyr’in nazik adımlarında saklıydı. O, şehre bir davetçi gibi değil, üzerine nur konmuş bir sabah esintisi gibi girdi. Kimseye yük olmadı, kimseyi utandırmadı. Bir meclise girdiğinde insanlar onun sözünden evvel, hâlinin güzelliğine hayran olurdu. Mus’ab’ın gönlüne sinen Kur’an nuru, Yesrib’in taş sokaklarına değdikçe şehir yumuşadı; onun merhameti kabile kavgalarının arasına serinlik getirdi. Nihayetinde Yesrib, bir şehir olmaktan çıkıp bir rahmet yurduna, Medine’ye dönüştü. Bu sessiz inkılap, bize şunu vaaz eder ki bir müminin hâli, bazen bir coğrafyanın kaderini bile yeniden tanzim edebilir. Mus’ab b. Umeyr’in örnekliği, davetin sadece sözle değil; hayatla, hâl ve ailedeki devrim-devinim ve terakki ile mümkün olduğunu gösterir.
Modern Dünyada Hâl İle Davet
Bugün Müslüman, gürültünün ortasında sessiz bir savaş veriyor. Gözlerin her şeyi hızlıca tüketime çevirdiği, nefislerin muhtelif ve mübalağalı arzularla çalkalandığı çağda davet, evvela içte başlar. Kişi, içindeki taşkınlıkları, tuğyanı tespit ve terbiye etmeden toplumu ıslah etmeye teşebbüs ederse cümleleri havada asılı kalır. Halbuki yüzündeki vakar, kalbindeki sükût ve yürüyüşündeki ölçü, çoğu zaman uzun ve devamlı konuşmalarından daha keskin ve tesirli etki bırakır.
Sonuç: Ailede Yeşeren Hâl, Toplumda Meyve Verir
(Daveti Çocukların Ulaşabileceği Yerlere Koyun)
Davet, yüksek kürsülerde değil, çocukların gözlerinde başlar. Sofrada edilen bir besmele-hamdele, çocuğun kalbinde bin nasihatten daha değerli dersler bırakır. Anne-babanın alçak sesle konuşması, merhameti evin diline çevirmesi, affetmenin kibirden büyük olduğunu göstermesi; bunların her biri, toplumun geleceğine bırakılan kadim tohumlardır.
Hâl ile yapılan davet, sözcüklerin erişemediği yerlere ulaşır.
Davet neferlerine ve fethin mimarlarına selam olsun.
Kanarya Banu DAĞ

GRUBA KATIL