Gelin Bu Sene Ramazan Bizi Tutsun
Arşiv Genel Yazarlar

Gelin Bu Sene Ramazan Bizi Tutsun

Ramazan; şükür, infak, arınma, tövbe, istiğfar, yenilenme, muhasebe, tefekkür, terbiye, ibadet, dua, yardımlaşma, dayanışma, takva, cihat, mücadele, oruç, Kur’an ayıdır.
Ramazan ayı; ibadet, infak, yardımlaşma, ayıdır. Bu güzel faaliyetler, ramazan ayının bitmesi ile bir dahaki ramazana kadar rafa kaldırılmaktadır. “Nerede kalmıştık?” dercesine günlük meşgalelere dalıp gidiyoruz. Bu güzel faaliyetlerin ramazana has kalmaması lazımdır. Diğer on bir ayda da bu güzel faaliyetler devam etmelidir. Bu sebeple ramazanı, on iki aya yayma düşüncesini anlatmaya çalışacağız.
1. Ramazan, Kur’an Ayıdır
Kur’an, ramazan ayında indirilmiştir. Ramazan ayını önemli kılan, Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olmasıdır. İnsanlar, güzel günlerde kutlama yaparlar: Sünnet düğünü, evlilik, çocuk doğumu, bayramlar, müjdeli bir haber gelmesi kutlama sebebidir. Bu günlerde bolca ikramlar olur, yenilir, içilir.
Allah (cc), Kur’an’ın indiği bu ayda, neden bizleri aç bırakıyor? On bir ay bedenimizi doyurduk, bedenimizin arınmaya ihtiyacı var. Bunun yanında ruhumuz, on bir ay aç kaldı. Ruhumuzun bir ay boyunca doyurulmaya ihtiyacı var. Ramazan, ruhumuzun doyurulma, ruhumuzun kutlama ayıdır. “Ramazan öyle bir aydır ki insanlara yol gösteren, doğrunun belgelerini içeren ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’an, o ayda indirilmiştir.” (Bakara, 185) “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.” (Kadir, 1-5)
Ramazanı değerli kılan, Kur’an’ın bu ayda inmeye başlaması ve Kadir Gecesi’ni barındırmasıdır. Bu sebeple Kur’an’ı, hayatımızın yol göstericisi yapmalıyız. Rabbimizin bizlere gönderdiği bu mesajı anlayabilmek için Kur’an’ı, mealiyle birlikte okuyalım. Anlamını da işin içine katarak, düşünerek, tefekkür ederek okuyalım.
Ramazan ayında Kur’an okumada çok iyiyiz. Fakat “Rabbim bizlere ne diyor, bizleri neyden sakındırıyor?” bunları bilmiyoruz, bilmek de istemiyoruz. Ramazan sonunda bayramı kutlayıp on bir aya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ramazan, bizlerde hayırlı değişim, dönüşüm oluşturmuyor.
Yirmi üç senede Arap yarımadasının dışına taşan İslamiyet, milyonları değiştirip dönüştürmüşken günümüzde değişim gerçekleştirmiyor. ABD ve Avrupa’da İslam’la yeni tanışan kimselerde değişim yaşanırken bizde neden etki oluşturmuyor? Bizde değişim olmamasının sebebi, İslam’ı bildiğimiz kanaatini taşımamız ya da bilmek istemememiz. Çünkü bilmek, yükümlülük getiriyor.
2. Oruç; Yemeyi, Içmeyi Bırakmaktır. Başka Neleri Bırakmaktır?
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin ” (Bakara, 185) Gıybet, faiz, dedikodu, suizan, kul hakkı, malayani işler… Bunları ramazanda bırakmaz isek, bunların da orucunu tutmaz isek ramazan, ramazan olur mu? Ramazan sadece yemeden içmeden kesilmek midir? Elbette hayır!
Orucu tutacaksın ama ağzın küfür dolu olacak. Faizle meşguliyetin devam edecek, kul hakkı yiyeceksin, dedikoduya devam edeceksin, sonra da “Allah kabul etsin orucumuzu.” diyeceksin.
Ramazan ayında Kızılay Meydanı’na gitsen veya alışveriş mekânlarına girsen oruç tutan yok sanırsın. İftar saatine yarım saat kala, trafikte isen aman Allah’ım, trafik terörü dehşet, sanki herkes oruçlu, birbirinin önüne kıranlar, kornalar, hakaretler, sinirler gergin… Ramazan, bizleri tutamıyor. “Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin şerli olanları zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir münadi (melek) şöyle seslenir: “Ey hayır isteyen, ibadet ve kulluğa gel, ey şer dileyen, günahlarından vazgeç. Allah’ın (bu ayda) ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve ramazan boyunca her gece, böyle devam eder ” (Tirmizi, Savm, 1). Hadiste, ramazan ayında şeytanların ve şerli cinlerin bağlandığı aktarılıyor. Peki, ramazanda bu agresiflik, bu asabiyet neden? Onların da bir dahli yoksa nefislerimizin bu azgınlığı neden? İşte ramazan, bu azgın nefisleri terbiye etmek için var.
Ebu Hureyre şöyle naklediyor: “Nice oruç tutanlar var ki aç kalmaktan başka bir kazançları yoktur. Ve nice namaz kılanlar var ki yorgunluktan başka, namazından elde ettiği bir şey yoktur.” (İbni Mace, Sıyam, 21). Rabbim; namazlarımızı, oruçlarımızı kabul etsin, bir anlık kızgınlıkla emeklerimizi heba etmeyelim. İnşallah, bu tavrımızı ramazandan sonra da devam ettirelim.
3. İhtiyaç Sahibi İle Duygudaşlık Kurmak (Empati)
“Sadakalar, (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekât memurlarına, kalpleri İslam’a ısındırılacak kişilere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir.” (Tevbe, 60) “Mallarını Allah yolunda harcayanların misali, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bitiren bir tek tohumun hâli gibidir. Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir. Çünkü Allah, lütfu pek geniş olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 261) Ramazan ayı; bereket, yardımlaşma, zekât borcunu hesap edip fakirlere ulaştırma ayıdır.
Hırsızlık oranı yüksek ülkeler sıralamasında (100.000 kişide) 1. sırada 4228 ile Uruguay. 2. sırada İsveç, 3352. 3. sırada Danimarka, 3178. 4. sırada Yeni Zelanda, 2853. 5. sırada İngiltere, 2694. 6. sırada Avustralya, 2332. 7. sırada Fransa, 2136. 8. sırada Finlandiya, 1954. 9. sırada Belçika, 1900 yer almaktadır (Kaynak: doğruveri.com/10). Hırsızlık olaylarında gelir seviyesi yüksek ülkelerin ilk sıralarda olması, ne kadar ilginç değil mi? Genel suç oranları sıralamasında; Myanmar, Meksika, Brezilya, Kolombiya gelmektedir. Hırsızlık, gasp olaylarının gelişmiş ülkelerde yüksek olmasının sebebi; fakirin, zenginlerin malında gözü olmasıdır. Zenginler, zekâtlarını verselerdi fakirlerin zenginin malında gözü olmazdı. Zekât ve infaklar; fakirin, zenginin malında gözü olmasını engeller.
4. İslam, Senin Beyanını Esas Alır, Gelir Gider Defterini Değil
Türkiye vergilendirme sisteminde fatura, gelir gider defteri, bordro esastır. Gelirleriniz kayıt altında ise devlet, ona göre sizden vergi ister. Muhasebeciler, yıllık gelirinizi çıkarır ve vereceğiniz vergi miktarını size bildirir. İslam’da ise devlet, senin altınını, malını araştırmaz; “Mümin isen malının 40’ta birini ver.” der. Senin beyanını esas alır. Zekâtını, sana soran var mı? Yok. Sadakana, fitrene karışan var mı? Yok. Aleni yiyip içmiyorsan oruç tutup tutmadığını takip eden yok. Seni araştıran yok. İslam, senin beyanını esas alır. Eksik verdin ise ahirette hesabını rabbine verirsin, vermedin ise yine hesabını ahirette rabbine verirsin. Rabbim, kulunu takvası ile sınar.
5. Mutluluk, Maddi Çoklukta Değildir
Gelir seviyesi yüksek ülkelerde intihar olayları, daha fazla görülmektedir. İntihar sayısında Güney Kore 10. sırada, Belçika 23, Japonya 26, Finlandiya 35, İsveç 46, ABD 48, Fransa 54, Avusturya 67, Hollanda 98, Almanya 105, Danimarka 106, Türkiye 112, İngiltere 123. sırada yer almaktadır. Toplam 183 ülke arasında, 100.000’de bir oranına göre alınmıştır. Gelir seviyesi Türkiye’den çok yüksek ülkelerde intihar olayı, daha fazla görülmektedir (İngiltere, bizden alt sırada gelmektedir.) İntihar sebeplerine bakıldığında yalnızlık, çalışma şartlarının zorluğu, pandemi, aile bağlarının zayıf olması, inanç sisteminin zayıf olması gelmektedir. Türkiye’de intihar olaylarının, gelir seviyesi yüksek ülkelerden daha az çıkmasının sebebi, aile bağlarının henüz kopmamış olmasıdır, İslami duyarlılığı yüksek kimselerin zekât, fitre, sadaka vermeleri ve vakıfların, derneklerin aktif olmasıdır.
6. Muhasebe Yapmak
Bazen yavaşlamak iyidir. “Hayatın koşturmacası içinde hayatım iyiye mi gidiyor yoksa kötüye mi? Zararda mıyım yoksa kârda mıyım?” diye ramazan ayında kendimizi hesaba çekmemiz lazım. Muhasebeciler, iş yerlerinin yıllık gelir gider hesabını yaparlar ve “Bu yılı kârla mı kapattın yoksa zararla mı?” diye iş yerlerinin muhasebesini tutarlar. Bizler de bir yılımızın hesabını yaparak ömrümüzün bir yılını kârla mı geçirdik, cennete mi yaklaştık yoksa yılı zararla kapatıp cehenneme mi yaklaştık, diye yıllık muhasebemizi yapmamız gerekir: “Ben cinleri ve insanları yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)
On bir ay süresince dünyalık peşinde koşarak ömür geçirdik. Kimimizin yirminci, kimimizin otuzuncu, kimimizin kırkıncı ramazanı geçti. Her ramazan bitiminde tekrar eski düzenimize geri dönüyorsak, ramazan sonunda olumlu bir değişim olmuyorsa, ramazan bizlere bir şey katmamış demektir. Bu ramazanda gelin, bir ay ve devamında ramazan bizi tutsun ve diğer on bir ayı da ramazan gibi tutalım. Oruç tutalım, demiyorum; yardımsever, hoşgörülü, saygılı olalım, diyorum. Ramazanın bizleri tutmasına izin verelim, diyorum. Yaradılış gayemize uygun olarak kulluğumuzun gereğini yapalım. “Dünyadan yüz çevirelim.” demiyorum, “Ana gayemiz kulluk olsun.” diyorum.
Geçmiş bir yılımızın muhasebesini yapacak olursak 365 gün, 8760 saat ediyor. Bu zamanın ne kadarını Allah için ve ahiretimiz için harcadık, ne kadarını dünyalık için harcadık? Günlük beş vakit namaz, dualar, tesbihat toplamda 1 saat eder. 24 saatimizin 1 saatini ibadetle geçiriyoruz. Kıldığımız namazlar, tuttuğumuz oruçlar, zekâtlar, infaklar hepsi ahirette kendimiz için, yani borcumuzu ödedik. Şimdi kendimize tekrar soralım: Bu ibadetlerimiz, bizleri cennete götürmeye yeterli midir?
7. Bugün Allah İçin Ne Yaptık?
Allah (cc), Musa’ya (as), “Ya Musa, benim için ne yaptın?” buyurdu. O da “Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim ve seni zikrettim.” deyince Allah teala, “Namaz, oruç senin içindir, benim için ne yaptın?” diye sorar. Musa (as), “Ya Rabbi, senin için ne yapabilirim?” diye sorar. Allah (cc), “Sevdiğimi benim için sevdin mi? Düşmanımı düşman bildin mi?” der. (Mektubat-ı Masumiye) Benzer bir rivayet de Hz. Ömer için söylenmiştir (İhya, IV., s. 728): “İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz, siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir, demişlerdi.” (Mümtehine, 4) Ayetten ve rivayetten anladığımız, kulun, Allah (cc) için bir şeyler yapmasıdır. Allah için Müslümanları sevmemiz, yine Allah için dinine düşman olanları sevmememizdir. Diğer ibadetlerin; namaz, oruç, zekât, infak karşılığını ahirette alacağımız için, onları Allah için yapmış olmuyoruz.
8. Emelimiz Uzun Olabilir, Ecel de Çok Yakın
Allah resulü (sav), bir gün sahabelerinin yanına geldi, elinde iki taş vardı. Birini uzak bir mesafeye attı. Diğerini ayağının ucuna bıraktı. Sahabeler anladılar ki Resulullah (sav), kendilerine bir şeyler anlatmak istiyor. Sordular: “Ey Allah resulü, o attığın taş nedir?” “O taş emelinizdir. Ayağımın ucundaki taş ise ecelinizdir.” buyurdular.
İnsanoğlunun dünyalık hedefleri, amaçları, beklentileri çoktur. Fakat ecel, yanı başımızdadır. Dünyalık emellerimizin peşine takılıp gidersek ecel, ansızın kapımızı çaldığında ahirette heybemizde ne kalır? Gelin bu ramazanda ahiret heybemizi, infaklar ile, ibadetler ile, yardımseverlik ile doldurup boş bırakmayalım.
Dünya hayatımızda bir suç işlemiş olsak, misal hırsızlık yapsak, dünyadaki cezası on yıldır. Adam öldürsek bu fiili işlemek beş dakikadır, cezası otuz veya kırk yıldır. Dünyada işlediğimiz günahların da karşılığını ahirette, katbekat ödeyeceğimizin bilincinde olmalıyız. Suç, cezasız kalmıyor. Onun için günahlara yaklaşmayalım.
9. İtikaf, Rabbimizle Irtibatı Sağlamlaştırmaktır
Cami girişlerinde hoşuma giden bir yazı var: “Hak ile irtibatta iken halk ile irtibatı kesiniz.” Budist rahipler, kötülüklerden uzaklaşmak için yüksek dağların tepelerinde ibadet yerleri yaparlar, Hristiyan rahip ve rahibeler, toplum dışında ibadet ile meşgul olurlar. İnancımızda inzivaya çekilmek yoktur. Ruhban sınıfı yoktur. Sadece ramazanın son on gününde itikaf vardır. Yüksek dağlarda rabbine yakınlaşmak fiilinin, yüce kitabımız Kur’an-ı kerimde karşılığı var mıdır?
“Tur Dağı’nda ibadet etmesi için Musa ile otuz gece için sözleşmiş, sonra ona on gece daha ilave etmiştik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlanmış oldu. Musa, tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim, bana kendini göster, seni göreyim, dedi.” (Araf, 142-143). Resulullah da (sav) nübüvvet gelmeden evvel Cebel-i Nur’da zaman zaman rabbi ile irtibatını sağlamlaştırmıştır. Nübüvvetten sonra da ramazanın son on gününde itikafa girer, rabbi ile yakınlaşırdı. Bugün, bizler de ramazanın son on gününde halk ile irtibatı azaltıp hak ile irtibatı çoğaltmalıyız. Kendimize soralım, “Rabbimiz ile kaç gün irtibatta kaldık? Yaşımız kaç oldu ise hiç rabbimiz ile irtibatı sağladık mı? Yoksa hiç irtibatımız olmadı mı?” Yarın ahirette, ‘Sen, bizi bilir miydin?’ derse…
10. Ramazanın Bizi Tutmasına İzin Verelim
Sahabelerden biri Resulullah’a (sav) gelip cahiliye zamanında kız çocuğunu nasıl kuma gömdüğünü, kuma gömerken kızının kara gözleri ile nasıl kendisine baktığını anlatıyordu. Resulullah (sav) hüzünlenmiş, gözlerinden yaşlar boşanmıştı. Diğer sahabeler müdahale etmiş ve “Resulullah’ı üzüyorsun, yeter anlatma artık!” demişlerdi. Resulullah (sav),“Bırakın anlatsın, bizlerin nasıl bir cahiliyeden buraya geldiğimizi gösteriyor.” demişti.
Günümüzde, toplum olarak cahiliyeden İslam’a koşmuyoruz. Nasıl daha fazla teşhir edebilirim, diye cahiliyeye koşuyoruz. Televizyon, medya ve dizilerle gayrimeşru ilişkiler doğal hâle getirildi. Sokaklar, sahil bölgelerine döndü. Koşarak cahiliyeye gidiyoruz!
Ramazanın bizleri tutmasına izin vermez isek, on iki ayımızı ramazana çevirmez isek, ateş hepimize dokunacak. Hepimizin evladı, torunu var. Nesillerimizin ifsadı, gayrimeşru ilişkiler, LGBT, babası belirsiz çocuklar vb. sokaklarda olmayacak, evimizin içinde olacak.
Gelin bu ramazanda, ramazan bizi tutsun ve ramazandan sonra da hayatımıza ramazanda imiş gibi devam edelim. Toplumun çukura doğru, yokuş aşağı gidişine gücümüzün yettiğince engel olalım.
365 günümüzün ramazan olması dileğiyle…
Cefai DEMİREL

GRUBA KATIL