Bir Mevsimle Gelen İçsel Farkındalık
Arşiv Genel Yazarlar

Bir Mevsimle Gelen İçsel Farkındalık

Bazen zihnimiz bizi durmaksızın geçmişe götürür; bir görüntü, bir ses ya da bir koku, bizi saatlerce, günlerce hatta aylarca geçmişte tutabilir. Geçmişe kimi zaman mutluluk ve hasret veren anılarla gitsek de çoğu zaman pişmanlıkla, hayıflanmayla döneriz. Bu durum, içinde bulunduğumuz anı değerlendirmemize ve olgunluk yolculuğumuzu tamamlamamıza engel olabilir.
Doğru bir bakış açısı edinmek hem geçmişi hem de geleceği sağlıklı bir zemine oturtmakla mümkündür; aksi hâlde yolunu kaybetmiş, pusulasını yitirmiş birine döneriz.
İnsanı hayatta tutan, varacağı menzile doğru istikamet üzere yürümektir. Doğru istikamette kalmanın yolu ise çoğu zaman hayatı doğru okumaktan geçer.
O hâlde gel, birlikte bazı görüntülerin neden artık eski lezzeti vermediğini okuyalım.
Danışan:
Aklım sürekli geçmişe gidiyor. Bir işle meşgul olduğumda bile zihnimi geçmişte buluyorum. Yüreğime bir hüzün çöküyor. Hele şu sonbaharda… Eskiden sonbaharda çok mutlu olurdum ama şimdi öyle değil. Çıkıp gezesim bile gelmiyor. Ben depresyonda mıyım?
Danışman: Gözlerini kapatır mısın? Benimle bir sonbahar yolculuğuna çıkmaya ne dersin?
Danışan: Peki.
Danışman: Şimdi gözlerini kapat. Önünde bir kapı hayal et. Bu kapı uzun bir koridora açılıyor. Koridorun sağında ya da solunda dışarıyı görebileceğin pencereler var. Hangisinde olsun?
Danışan: Sağda olsun.
Danışman: Peki, şimdi küçüklüğünü hayal et ve o küçük hâlinle koridorun başındaki ilk pencereye geç. O pencereden hatırladığın ilk sonbahar manzarasına bak. Görüntüyü görebiliyor musun?
Danışan: Evet, görüyorum.
Danışman: Peki, bu görüntü sana ne hissettiriyor?
Danışan: Mutluluk…
Danışman: Koşmak, oynamak, yaprakları savurmak geliyor değil mi aklına?
Danışan: Evet, aynen öyle. Çok güzel!
Danışman: Şimdi biraz büyü ve bir sonraki pencereye geç. Bu pencereye geçerken sorumluluklarını da yanına al: ödevlerini, sınav kaygını, öğretmeninle yaşadığın sorunu, arkadaşınla yaşadığın kırgınlıkları… Şimdi pencereden ne görüyorsun?
Danışan: Sadece dökülen yaprakları…
Danışman: Peki, ne hissediyorsun?
Danışan: Hiçbir şey.
Danışman: Şimdi diğer pencereye geç. Bu kez annenin ciddi bir hastalığa yakalandığı haberi omuzlarında olsun. Bir sonbahar günü dayını kaybettiğin zamanı hatırla. Ne hissediyorsun?
Danışan: Ayrılık… Hüzün…
Danışman: Şimdi tekrar başa dön. İlk pencereden bir kez daha bak. Ne hissediyorsun?
Danışan: Hüzün… Ayrılık… Mutsuzluk…
Danışman: Beni gözlerin kapalı dinle. Küçükken baktığın o pencerede senden taşan şey yalnızca oyun ve mutluluktu. Çünkü senin için tek gerçek oynamaktı. Gözünle gördüğün o kuru yapraklar, altında koşturduğun bir oyuncağın parçasıydı.
Büyüdün. Hayatın gerçeklikleriyle tanıştın.
Bir zamanlar eğlenceyle izlediğin o yapraklar, şimdi sana ayrılığı anlatıyor.
Oysa yaprak hep aynı şekilde döküldü.
Değişen yaprak değil, senin bakışındı.
Bu fark, senin farkındalıkların ve deneyimlerin oldu.
Sana bir hak verilseydi hangi pencerede kalmak isterdin?
Danışan: Çocukluğumun penceresinde kalmak isterdim.
Danışman: Peki, o pencerede ebediyen kalıp koridoru hiç tamamlayamayacağını bilsen yine de kalır mıydın?
Düşün ki bu koridorun sonunda manzarasına doyamayacağın bir başka pencere var. Ve o pencerede ebediyen kalacağın söyleniyor. O kapıya ulaşmak için diğer pencerelerden geçer miydin?
Danışan: Evet, geçerdim.
Danışman: Öyleyse şimdi kendine şunu söyle: “Ben bu koridorun sonunda bana vadedilen o pencereye ve tüm pencerelerin sahibine ulaşmak için, bütün pencerelerden hayatı izlemeyi kabul ediyorum.”
Danışan: “Ben bu koridorun sonunda bana vadedilen o pencereye ve tüm pencerelerin sahibine ulaşmak için, bütün pencerelerden hayatı izlemeyi kabul ediyorum.”
Danışman: Şimdi pencereleri yeniden gez. Ne hissediyorsun?
Danışan: Huzur… Güven… Teslimiyet…
Danışman: İn ve yaprakların arasında yürü. Şimdi ne hissediyorsun?
Danışan: Her bir yaprağın yerini alacak yeni yaprakların geleceğini… Allah’ın sonsuz kudretini hissediyorum.
Danışman: İşte, hayatta var olmanın gayesini buldun.
İnsan, bunu bulmak için evre evre evrilir.
Bir dahaki seansta bizi karşılayan bir başka hüznümüzü huzura çevirmek duasıyla…
Danışan: Teşekkür ederim hocam.
Şu arkanızdaki diplomalarınız olmasa bile yine sizi tercih ederdim.
Sizinle huzur buluyorum.
Hani hep diyorsunuz ya “Var olun!”…
Siz de var olun hocam, iyi ki varsınız!
İmren Şahin BÜYÜKÖZ

GRUBA KATIL