Aşağıdaki yazı gazeteci, tarihçi Ahmet Rasim’in “Ahmet Cevdet Paşa ve Bir Hatıra” başlığı altında 1895 yılında Malumat gazetesinde yayınlanan iki sayfalık Osmanlıca makalesinden özetlenerek derlenmiştir. Ahmet Rasim ile İslâm tarihçisi ve hukukçusu Ahmet Cevdet Paşa’nın Osmanlı kültür ve medeniyet tarihindeki yeri herkesçe malumdur. Her iki münevver de topluma mâl olmuş; yazıları, eserleri ve bilim dünyasına yaptıkları hizmet ve katkılarla toplumun takdir ve beğenisini kazanmış ilim, fikir ve düşünce insanlarıdır.
Yazı, önceki yüzyıllarda şehir içi ulaşım vasıtalarında yapılan yolculuklarda insanların neleri konuşup neleri tartıştıklarının seviyesini göstermesi bakımından önem taşıyor. 150 yıl öncesine ait sunulan bu bilgiler, geçmiş ile geleceğimiz arasında manidar bağlar kuruyor…
Ahmet Cevdet Paşa ve Bir Hatıra
Darüşşafaka’nın son sınıfında okuyordum. Derslerimiz içinde geometri de bulunduğundan hocamız bir gün Süleymaniye Camii’nin Osmanlı mimarlarının en mükemmel modellerinden biri olduğunu bir vesileyle açıklayarak inşasından, kubbe ve yan kemerlerinin birbirleriyle olan bağlantısından güzelce bahsetmişti. Mesele Osmanlılık ile ilgili olduğundan tamamen dinlemiş, adeta hafızama nakşetmiştim.
Ahmet Cevdet Paşa
İzinli olduğum bir gün, arkadaşımla beraber vapura binerek Bebek’e gidiyorduk. Yan kamaralardan birindeyiz. Bizden başka bir de üstü başı temiz, beyaz sakallı, yaşlı, muhterem biri var. Öğrenciler kendi aralarında ne konuşur?… Bahsimiz Süleymaniye Camii’ne geldi. Bende bilgi var ya! Açıklamalara ve ayrıntılara giriştim. O kadar dalmışım ki oradaki şahsın beni dinlediğinden de haberim olmamış. Ben tafsilat verip dururken bir itiraz sesi kulağıma çarptı. Döndüm. O muhterem yaşlı, caminin yan kemerlerinin öyle kol kadar bir demirle nasıl birbirine bağlandığını soruyor, inanmak istemiyordu. Adeta kızdım. Koynumdan kalem kâğıdı çıkararak geometriyle ispata başladım. Formülleri kurdum. Çocukluk bu ya! Ben o şahsın geometri bilmediğini sanarak detaylara inerek işe başladım. Ne beğenirsiniz? Yine bazı yerlere itiraz ediyordu. Varsın etsin. İddialarımı ispat etmek için bende sermaye mi yok?
Bir kartpostalda Süleymaniye Camii
(Taksim Atatürk Kütüphanesi, Krt. no: 4583)
Meğer o şahıs Ahmet Cevdet Paşa imiş. Bana karşı takındığı itiraz tavrı da bilgimin derecesini ölçmek içinmiş. İsmimi sordu. Cevap vererek ben de kiminle müşerref olduğumu sordum. Bu serbestçe davranışımdan büyük ölçüde memnun oldu. Cevdet Paşa deyince şaşırdım. Cevdet Paşa mı? Eyvah, ben ne yaptım; eserleriyle düşünce ve vicdanımı aydınlatan bu büyük şahsın karşısında hararetli hararetli tartışmaya teşebbüs ettim! Aczimi itiraf edeceğime bilgiçlik taslamaya kalkıştım.
Cevdet Paşa, çektiğim ıstırabı görünce taltif edici kelimelerle beni ilmî bakımdan aydınlattı. Çalışıp gayret etmemi istedi. Bu kadar taltif yetmezmiş gibi bir de sigara ihsan etti. Ancak ben tütün içmediğim için kabul etmedim ve okul tarafından ağır şekilde ceza alabileceğimi özür dileyerek arz ettim. Bu durum daha çok hoşuna gitti.
İşte Cevdet Paşa ile olan tanışmam bu kadarlık bir hatıradan ibarettir. Fakat bu hatıradan başka vicdanen taşıdığım bir minnettarlık duygusu var ki bu da manen irfan hocam olduğundan kaynaklanıyor. Kitaplarının tamamını birer birer okumuş, dünyalar kadar istifade edip feyz almışımdır. Muallim-i Sarf adıyla yazdığım âcizane eserimi yüksek üstatlığına hürmetle kendilerine takdim ederek öğrencilik görevimi hayatta iken yerine getirmeye çalıştım “.
Sonuç
Osmanlı toplum yapısında öğrenci-hoca ilişkisindeki ilmî seviye, ahlâk ve nezaketin sadece okul sıralarında değil, Boğaziçi’ne işleyen vapurlardan birinde de bu şekilde güzel, anlamlı ve saygı-sevgi içerisindeki yaşanmışlığı, kültür ve medeniyetimizin ne denli zengin, kıymetli ve büyük değer taşıdığının bir sonucu olsa gerektir. Cevdet Paşa’nın hem devlet adamı kimliği hem de entelektüel kişiliğiyle hatıralarda geçen Süleymaniye Camii hakkındaki derinlik taşıyan dağarcığı, onun mukayeseli ve muvazeneli kimliğinin aslında hepimizce bilinen önemli bir yönüdür. Bunda tarihçi kimliğinin de payı vardır. Olayların sadece dış görünüşünü değil, aksine iç yönünü kurcalayan bir kimlikle karşımıza çıkan Paşa, aslında bize de öyle olmamız gerektiğini öğütler: “Mukayese edin, karşılaştırın, araştırın, meselenin iç yüzünü öğrenin” der. Olayların anlaşılmasındaki derinliğine yapılan bu vurgu, bugün de çokça ihtiyaç duyduğumuz meselelerin başında geliyor. Çoğu zaman biz de bir olayın sadece dış tarafıyla ilgileniyor, ama içyüzünü bilemediğimiz için yanılıyor ya da yanıltılıyoruz.
Ahmet Rasim’in bu anısını Paşa’nın vefatından sonra Malumat gazetesinin sütunlarına aktarması ise büyük bir kadirşinaslık ve fazilet örneğidir. Kitaplarından tanıdığı ama kendisini daha önce hiç görmediği Ahmet Cevdet Paşa’yla “ilmî bir tartışma içinde” kendini bulması, doğruyu söylemek gerekirse çok güzel bir tesadüf! Kitaplarını okurken hayal dünyasına yerleştirdiği Paşa’yı bizzat hayatta iken görmesi, onunla tanışması o devrin yaşayanları açısından her insana nasip olmayacak bir şanstır.
Ahmet Rasim, sonraki tarihlerde dilbilgisine dair yazdığı Muallim-i Sarf adlı kitabını Ahmet Cevdet Paşa’ya takdim etmiş ve söz konusu kitabında “Devletlü Cevdet Paşa Hazretlerinin Huzur-ı Âlîlerine” cümleleriyle başlayan bir sayfalık yazıya yer vermiştir. Gemide başlayan ilmî sohbet ve tartışmanın güzel sonuçlarından biri de bu olmuştur.
Bizce konunun bir başka önemli tarafı, günümüzde ulaşım vasıtalarında yolculuk yapan insanlarımızın daha çok gidecekleri yere kadar ne ile vakit geçirdikleridir. Cep telefonlarının hayatımıza girdiği günden itibaren sosyal medyayla daha yakın ilişkiler kurup geliştiren insanlarımız bu tür seyahat araçlarında birbirleriyle konuşmaz oldular. Önceki yıllarda hanımların kendi aralarındaki sohbetlerine şahit olurduk. Şimdi neredeyse onlar da kalmadı. Bir zamanlar yeni dostluklar, arkadaşlıklar kurulmasına vesile ve yeni tanışmalar için bazen bir başlangıç olan ulaşım araçları şimdilerde bu özelliklerini yitirmiş bir haldeler.
Belki de Ahmet Cevdet Paşa gibi konuşmalara müdahil olacak olgun, yaşlı, bilgili, tecrübeli, güngörmüş insanlarımıza ihtiyaç var. Ne dersiniz?
Ahmet Cevdet Paşa kimdir?
1822’de Bulgaristan’ın Lofça kasabasında doğdu. Babası Hacı İsmail Ağa, annesi Ayşe Sümbül Hanım’dır. Medresede okumak üzere İstanbul’a geldi. 1844 yılında Rumeli’de Premedi kadılığında Çanat pâyesini aldı. Bir yıl sonra müderris oldu.
Sadrazam Reşit Paşa’nın iltimasıyla ilmiyeden bürokrasiye geçti. Darülmuallimîn müdürlüğü, Maarif Meclisi ve Tanzimat Meclisi üyeliği yaptı. 1863’de Anadolu Kazaskerliği payesini aldı. Bosna teftişi ve Kozan ıslahatında bulundu. Şirket-i Hayriye’nin kurulmasına öncülük etti. 1866’da vezir oldu. Valilik yaptı. Adliye, Maarif, Ticaret, Dâhiliye, Evkâf nâzırlıklarda bulundu. Şura-yı Devlet’te görev aldı. Meclis-i Vükelâ’ya kısa bir süre başkanlık etti. Görevde bulunduğu uzun yıllar içinde pek çok talimatname, kanunname ve nizamnameyi kaleme aldı, yayınladı.
Önde gelen bazı eserleri şöyledir:
1- Tarih-i Cevdet: 1774-1826 yıllarını içine alan Osmanlı tarihidir.
2-Tezâkir-i Cevdet: Tanzimat devrindeki önemli hadiselere dair tuttuğu notlardır.
3-Maruzât: 1839-1876 yıllarına ait tarihî ve siyasî olayları anlatır.
4-Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ: Peygamberler ve II. Murat dönemine kadar halifeler tarihidir.
5-Mecelle: İlk Osmanlı medeni kanunudur. Cevdet Paşa’nın başkanlığında ilmî bir kurul tarafından hazırlanmıştır.
6-Kavâid-i Osmaniye: Osmanlıca gramerdir.
7-Kırım ve Kafkas Tarihçesi
1895’de Bebek’teki yalısında vefat etti. Mezarı Fatih Camii haziresindedir.
Ahmet Cevdet Paşa, yarım yüzyıldan fazla bir süre Osmanlı Devleti’nde söz sahibi olmuş, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini yaşamış bir devlet adamıdır. Tarih, hukuk, edebiyat, tıp, siyaset, iktisat, dil, bilim, felsefe gibi görüş ve düşüncelerinin yanı sıra geride bıraktığı eserleriyle de müstesna bir Osmanlı âlimi, entelektüelidir .
Malumat gazetesinde “Ahmet Cevdet Paşa ve Bir Hatıra” adlı makalenin ilk sütunu
Ahmet Zeki İZGÖER

Follow