Bir kez niyetlendin mi akmaya, sürükleyiveriyor nehirler seni enginlere. Sormak aklına bile gelmiyor, önüne serilen zincirlerin niçinini. Ruhundaki galeyanı bastıran tüm duyguları ardında bırakıp ilerlemenin, tarifsiz lezzetine varıyorsun. Tüm ışıklar, davan için bir bir yanıyor; ağaçlar, yeşilin ahengiyle uçuşuyor, su sesleri kulağına Rahman’ın mukaddes müjdesini fısıldıyor, sokaklar desen hep senden yana…
Sonu, zulmü yerle bir etmeye varan her yol, Müslüman için, koşmayı belleten sevdalarla doludur. Bu bilinçle hareketlenmek ise İslam’ı anlamayı, anlayanlarla bir olmayı, uğruna kalbini inancıyla mühürlemeyi beraberinde getirir.
Sessizliğin işkenceye döndüğü vakitlerde nefes almak ne kadar güçse karanlığın üzerini örtüp sevinçleri ummak da bir o kadar güç geliyor fakat inancı diri olanlar ve dünya üzerindeki tüm beraberliklerin temelinde yeniden doğma arzusunu barındıranlar için durum bunun tam tersi. Alnı secdeye yatırmak için güçlükleri bir bir silmek, ruhu tüm varlığıyla ukbaya teslim etmek, bedendeki onulmaz yaraları vahyin esenliğiyle iyileştirmek, gerçek kurtuluşun yalnızca birkaç adımı. En yüce lezzetleri tatmak için, o derin hülyalardan kurtulmalı, tuttuğu sancakla direnişin gür sedasını yükseltmeli mümin. Özünü unutan, fıtratında bulunanı yerlere çalan bir medeniyet (!) içerisinde, kalabildiği kadar hür kalmalı ve tüm çirkinlikleri kalın demirler ardına hapsetmeli. Nasıl ki tüm yitirilişler, ayrı düşen ümmetin mevsimsiz ihtilafları sebebiyle oluyorsa yine tüm dirilişler de suçunu kabullenmiş ve kılıcını kuşanmış ümmet sayesinde olacaktır ve Allah’ın izniyle bu bilinç, bu uyanış, zilletten izzete kutlu bir geçişe de yol verecektir.
Şüphe yok ki bizim ebediyete uzanan bir biatımız var. Engeller yolumuza dilediği kadar gölge kondurmaya çalışsın; biz, bize davamızın cevherini her fırsatta ortaya koymamızı emreden Rabbe teslim olmuş, zindan karanlığını yeryüzünden silmeye adanmış bir ömrü yaşatıyoruz. Zalimi derdest etmeye and içmiş hâldeyiz. Çocukların gözyaşını vahyin mendiliyle silene dek, şehirleri gümüşi boyalarla bezeyene dek bekleteceğiz cenneti. Zemheri kışın, yerini sekinetin rüzgârlarına bırakacağına, gün ışığına düşman kesilen duvarların birer birer yıkılacağına olan inancımız öyle tam ki tüm gücümüzle içi boş hezeyanları, gecenin o uçsuz karanlığına hapsedeceğiz.
Biz, mukaddesi korumayı üstlenmiş yürekler olarak yola koyulmanın eşiğinden dönenlerden olmayız. Çamura şekil verir, tomurcuklara hayat suyu içiririz. Sabır, tek kalkanımız; şükür ise mızrağımızdır. İki kapak arasına sığdırılmış koca bir devrimin şahitleriyiz. Güneşe sığınmayı değil, onu gökyüzüne yerleştirenlerden olmayı seçeriz. Umudumuz cennet, azığımız vahiy silsilesinden bir parça olmaktır.

Follow