Unutuşun Tarihi: Sümer Tabletlerinden Modern Bunalıma İnsanlığın “Öze” Dönüş Arayışı
Arşiv Genel Yazarlar

Unutuşun Tarihi: Sümer Tabletlerinden Modern Bunalıma İnsanlığın “Öze” Dönüş Arayışı

İnsanlık tarihi genellikle “basitten karmaşığa” giden doğrusal bir ilerleme hikâyesi olarak anlatılır. Arkeolojinin bize sunduğu yüz binlerce Sümer tableti, bu hikâyenin teknik kısmını (matematik, astronomi, yazı) doğrulasa da, manevi ve ahlaki boyutta farklı bir tabloyu fısıldamaktadır. Sümer tabletleri, sadece medeniyetin doğuşunu değil; aynı zamanda saf, tevhit eksenli bir inancın, insanın bencil arzuları ve güç odaklarının manipülasyonuyla nasıl “parçalandığını” ve putperestliğe evrildiğini gösteren devasa bir arşivdir.

Antik Mısır’dan Yunan’a, Sümer’den Uzak Doğu’ya kadar birbirine binlerce kilometre uzaklıktaki medeniyetlerde rastlanan “Tufan”, “Cennetten Kovulma” ve “Gök Tanrı” gibi ortak anlatılar, tesadüfî bir kültürel etkileşimden ziyade tek bir kaynaktan (Nübüvvet geleneği) yola çıkan orijinal bir bilginin kalıntılarıdır. Hz. Âdem ile başlayan bu duru bilgi süreci, zamanla coğrafi mesafeler ve binlerce yıllık sözlü aktarım sırasında insan hayal gücünün ve nefsi isteklerin katılmasıyla bozulmaya uğramıştır.

İnancın “orijinal” hali; adalet, dürüstlük ve mutlak eşitlik gibi ağır sorumluluklar yükler. Ancak insanın dünyevi arzuları (nefsi) ve yöneticilerin mutlak otorite kurma isteği, bu soyut ve zorlayıcı hakikati somutlaştırma yoluna gitmiştir.

Krallar, kendilerini tanrılaştırmak veya tanrının yeryüzündeki tek temsilcisi ilan etmek için inancı çok tanrılı bir hiyerarşiye dönüştürmüştür.

İnsanlar, her an denetleyen bir yaratıcı yerine; rüşvetle (kurban/ritüel) kandırabileceği, pazarlık yapabileceği insansı tanrılar (putlar) icat ederek vicdani bir rahatlama aramışlardır.

Bugün uzaya gitmemiz, yapay zekâyı keşfetmemiz veya devasa uluslararası kurumlar kurmamız, Sümerli bir köle sahibinin veya bir firavunun zihin yapısından çok da uzaklaşmadığımızı göstermektedir. Modern emperyalizm ve küresel sömürü sistemleri, antik dünyadaki zigguratların dijital versiyonlarıdır. İnsanlık, teknik olarak devleşirken, manevi anlamda “bir arpa boyu yol alamamış”, fıtratından ve doğayla uyumlu o “ilk bilgiden” kopmuştur. Özellikle son dönemde (7 Ekim süreci ve sonrası) yaşanan küresel vicdan sızısı, bu kokuşmuş sistemin makyajının döküldüğü ve insanın o “orijinal özüne” dönme arzusunun patlak verdiği bir kırılma noktasıdır.

İnsanlığın bu bunalımdan çıkışı için iki ayaklı bir dönüşüm şarttır:

1. Bilinç Devrimi: Bireyin, yaratılış gayesini ve evrendeki emanetçi rolünü yeniden idrak etmesi (ferdi uyanış).

2. Sistem İnşası: İnsanın bencil doğasını dizginleyen, adaleti ve dürüstlüğü mekanik bir zorunluluk haline getiren şeffaf ve adil bir toplumsal düzenin kurulması.

Sistemin insanı düzeltme hızı, bilincin kendisini inşa etme hızından daha yüksektir; ancak o sistemi “insani bir ruhla” tasarlayacak olan yine o uyanmış bilinçtir.

Sonuç olarak;

Sümer tabletleri bize geçmişi anlatırken aslında geleceğimizi de ihtar etmektedir: Medeniyet, sadece taşa veya silikona kazınan bilgi değil, o bilginin hangi ahlaki zeminde kullanıldığıdır. İnsanlık, kendi icat ettiği “modern putlardan” vazgeçip Hz. Âdem’den beri süregelen o kadim, adil ve tevhid eksenli öze dönmediği sürece, tarih sadece araçların değiştiği ama zulmün baki kaldığı bir döngüden ibaret kalacaktır. Geleceğin inşası, hikmetle bilimin, teknolojiyle vicdanın yeniden nikâhlanmasına bağlıdır.

Ve bu, İslam’dır.

Dr. Hüseyin DURMAZ

GRUBA KATIL