Kirli Bilgi
Arşiv Genel Yazarlar

Kirli Bilgi

Alîm ve habir olan Allah’ın şanı çok yücedir. O (cc) her şeyi hakkıyla bilendir. Hiçbir şey ona (cc) gizli kalmaz. Sakladıklarımızı ve açığa vurduklarımızı bilir. Onun (cc) bilgisi, mutlak hakikat bilgisidir. Olmuş, şimdi olan ve olacak olan her şeyi bilen, yüce Allah’tır. İnsana bilmediğini öğreten, düşünüp öğüt alması için akıl veren yine odur. İnsan ise aklı sayesinde olayları ve maddeyi yorumlayarak bilgiye ulaşır. Burada önemli bir nokta olarak vurgulanması gereken konu şu: Hazır bilgi ile insanın kendi aklını kullanarak ulaştığı bilgi. Bu ikisi arasında çok büyük fark var. İçinde bulunduğumuz zamanda bilgi, genel olarak hazır şekilde topluma sunulur. Bilgiyi hazır bulan insan ise düşünme gereksinimi dahi duymadan kabul ediyor. Bu kabul ediş, zamanla zihinlerimizi ve düşünce dünyamızı körelterek melekelerimizin yitip gitmesine sebep oluyor. Karakterlerimizin şekillenmesi, düşünce dünyamızın varlığı veya yokluğu, hayata dair yorumlarımız bu bilgi sunumuyla iç içedir. Dünyada olup bitene karşı duyarsızlığımızın sebebi belki de toplumların düşünme melekelerini yitirmiş olmasındandır.
Bilgiye ulaşmak, insanlık tarihi boyunca belki de hiç bu kadar kolay olmamıştı. Bunun avantajları olsa da dezavantajları da yok değil. Çünkü kolay ulaşılan her şeyin, gözden çıkarılması da kolay olur. “Nasıl olsa istediğim zaman ulaşırım.” mantığı, özünde değerli olan şeyleri de değersiz hâle getirdi. Bugünün dünyasında gelişen teknoloji ve icat edilen aygıtlar sayesinde korkunç derecede bilgi yığınlarına sahibiz. Her kesimden insanın sesini, fikrini ve düşüncesini milyonlarca insanla paylaşması; çok zahmetsizce oluyor, tek bir tuşa bakıyor. Hakkında derinlemesine ve sağlıklı bilgilere sahip olunmayan konularda pervasızca paylaşımlar yapılıyor. Kesin olmayan bilgiler, ekrandan ekrana dolaşarak büyük kitleler tarafından kabul görüyor. Aslında çoğu, kalıcı bilgi olmamasına rağmen yine de insanların hayatlarına dokunabiliyor. Konu ne olursa olsun, piyasada hakkında o kadar çok bilgi dolaşıyor ki doğru ile yanlış iç içe girmiş durumda. Toplumda oluşan fikir ve inanç ayrılıklarını tetikleyen bu olay, her ne kadar düşünce özgürlüğü olarak görülse de aslında toplumun temel dinamiklerini yerinden oynatıyor.
Bilgi kirliliği denilen bu durum, geniş çerçevede ele alındığında hiç tahmin edilemeyecek kadar zarar verdiği görülür. Örneğin söze konu olan her ne olursa olsun hakkında çıkan her temiz olmayan bilgi ile ehemmiyetini yitirir ve sıradanlaşır. Çok önemli ve hayati konular, bakarsınız ki komedilere, filmlere, fıkralara konu edilmiş. Öyle ki ağlanacak hâlimize güler duruma geliriz.
“Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah’tan başka ne bir velisi ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.” (En’âm, 70).
Ne sözün ne de yazının değer gördüğü zamanlardan geçiyoruz. Galiba belli bir merkezden üretilerek toplumun gündemine sunulan bilgiler, hakikatin üstünde gölge oluşturuyor. Bilinçsiz kitleler tarafından kabul gören bu maksatlı bilgiler (videolar, sözde uzmanlar, din adamları, müzisyenler, sanatçılar vs.) tamamen toplum mühendisliği yapanların hesaplarına hizmet ediyor. Zaten ideolojilerin sona ermiş olması, idealist insanların oldukça az kalması gösteriyor ki toplum mühendisliğine yeltenenler, hedefledikleri insan tipine emin adımlarla yaklaşıyor. Hiçbir ideoloji, bu kapitalist ve haz düşkünü sapkınlara karşı direnemedi ve hepsi yok olup gitti.
İstikrarsız ve kafa karıştırıcı bilgi akışının karşısında insan da istikrarsızlığa sürüklenerek düşünce dünyasında kaoslar yaşamaya başladı. Sosyal medyanın başı çektiği bu bilgi akışına karşı insan, kendini ve düşünce dünyasını koruyamadı. Kesin olarak inandıklarından dahi şüpheye düşerek bütün değerlerini tartışmaya açmış oldu. Şüpheye düşmeyenler ise sahip olduğu inancı korumak için yerlerinden kıpırdamadan bir arpa boyu dahi yol alamadılar.
Sağlıklı düşünmenin yolu, sağlıklı ve doğru bilgilere ulaşmaktan geçiyor. İşte tam bu noktada İslam’ın, dolayısıyla Müslümanların nasıl büyük bir nimete sahip oldukları ortaya çıkıyor. Elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim asırlar öncesinden gelip asırlar sonrasına hakikatin bilgisini taşıyor. Hakikatin bilgisini taşımanın yanı sıra insanın düşüncesini, sözünü, kalemini, davranışını kurallara bağlayarak sorumluluk yüklüyor. İslam, yayılan her habere itibar edilmemesi gerektiğini öğütleyerek önünün ve ardının araştırılması gerektiğini söyler. Dahası bilgiyi ilk ortaya atan kişileri de mercek altına alarak güvenilirliklerini sorgular.
“Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu etraflıca araştırın yoksa cehalet sonucu bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat, 6).
Şimdi yaşadığımız çağda, iletişimin ve etkileşimin bu kadar hızlı ve kolay olduğu bir zamanda, uydurma ya da faydasız bilgilerin itibar görmesiyle zedelenen insan bilincinin tekrar itibar kazanması, ilahi öğretinin okunup anlaşılmasına bağlı. Bilginin imana, imanın da amele dönüşme süreci ile ortaya çıkan insan profili tam da bugün ihtiyaç duyduğumuz insan profilidir. İslam’ın yetiştirdiği insan, yaptığından ve söylediğinden sorumlu olan insandır. Bu sorumluluk bilinci, fert ve toplumun zararına yapılacak her eylemin önüne geçer. Çünkü sonuçta hesap sorucu makam, ilahi makamdır ve Müslümanlar için bu makamdan daha yüce bir makam yoktur.
Şimdi bize sunulan bilgiler genelde tek açılıdır. Ya bilginin görsel yönü verilir, gözümüze hitap eder ki bu, şekilcilikten öteye geçmez ya duygusal yönü verilir, bu da duygularımızla hareket ettirir ve büyük ihtimalle hataya götürür ya da kulaklarımıza hitap ederek işitsel sunumlar yapar. İslam, bilgiyi bütün olarak ele alır ve insandaki bilgiye ulaşma mekanizmasını komple çalıştırarak bilginin hakikatine ulaştırır.
Kur’an-ı Kerim hakikate kapalı insanları tasvir ederken “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” (Bakara, 18) ifadesini sıkça kullanır. Burada bahsedilen insanlar aslında sağlıklı, duyan, konuşan ve gören insanlardı. Fakat onlar, kendilerine ulaşan hakikat bilgisine karşı hastalıklı ve özürlü gibi davrandılar. Onların bilgi dünyası; genel çerçevede menfaatlerini destekleyen, zevklerine ve eğlencelerine ses çıkarmayan hatta teşvik eden, kulaktan dolma inanç akideleriyle kurtuluşa ereceklerini zanneden, atalarının iyilik ve kuvvetleri ile övünmeyi öngören bilgi yığınıydı yani kirli bilgi denilen şey. Aslında hemen hemen her kirli bilgi, özünde hakiki olan bir bilginin üzerinde yükselir. Özden ve kaynaktan uzaklaştıkça söylentiler artar, art niyetli fikirler eklenir, keyfe keder yorumlar yapılır.
Şimdi “Yapılması gereken nedir?” diye sorarsak bilgi, bize hangi yolla ulaşırsa ulaşsın, yukarıdaki ayet-i kerimede geçen üç fonksiyonun da açık olması gerekir. Bir bilgiyi sadece duymak yetmez, aynı zamanda görmek gerekir tabii bu da yeterli olmayacaktır, gördüğümüzü ve duyduğumuzu anlamak gerekir ki başka ayetlerde buna vurgu yapılarak “Ant olsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.” (A’râf, 179) buyrulur.
Bu, haberin sağlıklı bir süzgeçten geçirilmesidir. Böylece ulaşan bilginin sıhhati hakkında kendimizi manipülasyona karşı kapatmış oluruz. Zaten bugün bilgide en büyük problemlerden biri, bu değil mi? Güzel konuşma yapabilen bir hatip, büyük kitleleri ikna edip peşinden sürükleyebiliyor. Yine güzel bir görsel sunum yapabilen biri de etkileyici olabiliyor. Söylenen ve görsellerle sunulanlar her ne kadar hakikat olmasa da milyonları peşinden sürüklemeye yetiyor. İşte bütün algı fonksiyonları açık bir şekilde olaylara bakan kişi, bu gibi durumlarda temkinlidir ve her zaman kendi aklı ile karşılaştırma yaparak bir fikre sahiptir.
Kur’an-ı Kerim yine bir mümin vasfından bahsederek “Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (Zümer, 18) buyurur. Her sözü dinlemek ve dinledikleri arasında en güzelini bulup ona uymak hem temiz bir aklı hem de ciddi bir bilgi birikimini gerektirir.
Bilgi, Müslüman bir birey için en önemli konuların başında gelir. Teknolojinin ilerlemediği zamanlarda bilgiye ulaşmak henüz bu kadar kolay değilken bilgiye ulaşma sevdasıyla yollara düşen İslam alimleri, birçok bedel ödemişlerdir. Sonuçta ulaştıkları bilginin ne kadar kıymetli olduğu bugün dahi ortadadır.
Şimdi ise piyasada dolaşan bilgi kirliliği sadece zihinlerimizi karıştırmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecek nesillere aktarılması gereken ve sorumluluğu hâlihazırda bizde olan bilgilerin berraklığını bulandırıyor. Bu yüzden bilgi kirliliği ile mücadele etmek adına bize aktarılanı koruyup, yaşayarak örnekliğimiz çok elzemdir.
Erdal TUĞRUL

GRUBA KATIL