Tarih, Geçmişten Geleceğe Akan Nehirdir
Arşiv Genel Yazarlar

Tarih, Geçmişten Geleceğe Akan Nehirdir

Âlemlerin Rabbine hamd, resulüne salat ve selam olsun. İnsanı sevgiyle, alakayla yaratan (Alak, 2) Âlemlerin Rabbi elbette onu yaşantısına en uygun vasıflarla donatmış, en güzel terbiye ile yaşayacağı ortama muktedir kılmıştır. Bu sebeple insan, sevmeyi ve sevilmeyi hep sever. Çünkü özel alaka üzeredir. Mayasında sevgi yatar.
O, kulları üzerine en etkin terbiye nizamını indirmiştir. Bu terbiye, direkt ilimle, emir ve nehiyle olduğu gibi, geçmişten yaşanmışlıklarla, örneklendirmeyle, kıssayla da olmuştur.
İslam eğitiminde kullanılan genel metotlar vardır bunlardan;

**İsticvap (soru cevap) metodu

“Peygamberleri onlara şöyle demişti: “Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah’ın birliğinden şüphe edilir mi?” (İbrahim Suresi, 10)

**İbretle ve Öğütle terbiye eder

(Gerçekten peygamberin kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır.” (Yusuf Suresi, 111)

Ya da Kur’an-ı Kerim’de Lokman’ın (as) oğluna verdiği öğütle terbiye geniş yer tutar: “Yavrucuğum, namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış ve başına gelenlere sabret. İnsanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde şımararak yürüme. Yürüyüşünde mutedil ol, sesini alçalt.” (Lokman, 17-19)

**Meşhur olan yöntem kıssa ile terbiyedir, bunun asıl amacı nedir?

Kıssalar sayesinde mazideki önemli olaylar kullara ulaştırılır. Bazı alimlerin dediği gibi; tarih, geçmişten geleceğe akan bir nehir gibidir. Tarihi iyi bilen, istikbale güvenle yönelir. İnsanın kökleri, tarihin derinliklerindedir.

“Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen, daha önce bunları bilmiyordun.” (Yusuf, 3; Kasas, 44-46)

Prof. Dr. M. Faruk Bayraktar İslami Eğitimde Öğretmen Öğrenci Münasebetleri kitabında (s. 49-50-51) da çok isabetli noktalara değinmiştir.
Kıssa ile eğitimde anlatım kolaylığı yanında, edebî tasvir imkânı fazla olduğundan kıssa ile anlatımda ifadeye bir cazibe ve güç kazandırma imkânı vardır. Kıssa ile anlatım, çok sayıda duyu organına hitap ettiğinden daha kalıcı olmaktadır.
Kıssa, okuyucuyu ya da dinleyiciyi konuya bağlar ve hiçbir bıkkınlık, gevşeklik göstermeden dikkatini, alakasını uyanık tutar. Onu devamlı olarak kıssa ile hususlarda düşünmeye sevk eder. Dolayısıyla insan, sonuna kadar kıssada geçen şahsiyetlerin etkisini düşünür. Kıssa, mükemmel bir şekilde başlar. Bu, kıssanın ana fikri, düğümü, bel kemiğidir.
Mesela Kur’an’da bir sureye ad olan Yusuf (as) kıssası: Başlangıçta Yusuf’un (as) rüyası olarak okuyucuya arz edilir. Sonra Allah’ın vaadi; aydınlık, mutlu bir istikbal bu fakir aileye verilen Allah’ın nimetleri peş peşe gelir. Kıssanın önde gelen kahramanı Yusuf’un (as) karşılaştığı güçlük ve engeller, okuyucuyu sıkmadan bir bütünlük içinde verilir. Okuyucu o kadar etkilenir ki her şeyi bir tarafa bırakarak Allah’ın vaadinin gerçekleşmesini beklemeye koyulur. Tıpkı bir film, bir tiyatroda olduğu gibi, bu müşkül olayların nasıl sona ereceğini büyük bir merakla bekler.

Olay saptırılmadan objektif ve insan fıtratına uygun olarak verilir. Mesela Yusuf (as) kıssasında Allah u Teala; insanı, insan olarak ele alır, artık onun bir melek olmadığı ortadadır. Bütün mesele, örnek kahramanlardan ve olaylardan hisse kapmasıdır. Her örneğe, kendi durumuna ve yapısına uygun bir şekilde itina gösterilir. Hiçbir şeyi kaçırmadan, doğru ve makama layık olarak terbiyevi sonuçlar çıkarılacak şekilde sergilenir.
Yusuf (as), kıssada Allah yolunda karşılaştığı her güçlüğe sabreden, örnek bir şahsiyet olarak zikredilir ve böyle imtihanda olanları temsil eder.
Kadın ise nefsin tuzaklarına yakalanmış, kalbi sevgi dolu ancak kendisini birtakım kötülüklere sevk eden şehvet duygusuna kaptırmış olanları temsil eder. Kardeşleri, kalbi kin ve kıskançlık duyguları kabarık olanların, Yakub (as) ise üzgün, sabırlı, şefkatli, kalbi sevgi dolu, mütevekkil bir baba örneğidir. Hasılı Kur’an, bütün bu örnek şahsiyetleri objektif, doğru ve nefis bir şekilde arz ediyor, kimseyi aldatmıyor. Onda zikredilen kıssalar, beşer fıtratına aykırı değildir. Zira kıssalar beşer gerçeğine uygun, bazı problemlerine çare ve ilaç olmak üzere gelmiştir.
Kur’an’daki kıssalar, akla ve kalbe hitap ettiği kadar duygulara da hitap eder, yön verir ve eğitir. Korku, bekleme, rıza, sevinç, keder, sevgi gibi duyguları harekete geçirme yoluyla bunlara yön verir. Bu sebeple İslam eğitiminde kıssa ile terbiyenin büyük bir yeri ve önemi vardır.
Kıssa ile eğitim, insan fıtratına en uygun eğitimdir. Çünkü onda sıkıcılık yoktur. Tarihî kıssalar, vaki kıssalar, temsili kıssalar gibi…
Bu hususta Muhammed Kutup hocamızın da çok isabetli yorumları vardır. Bu açıklamalardan sonra hemen aklımıza Rabbimizin şu ayeti geliyor: “Yaratan yarattığını bilmez mi?” (Mülk, 14) Elbette en iyi bilen odur.
Ayrıca Kur’an’daki kıssalara baktığımızda oradaki insanlarla aynı fıtratı özellikleri paylaşan her iman etmiş mümin, yaşadığı zorluğa bir metot, çare bulur.
Babasıyla mücadelesinde, Allah menedinceye kadar sana dua etmeye devam edeceğim, diyen yüreği yanık, babasının küfründen kurtulması için yalvaran bir evlat, İbrahim aleyhisselam
Nuh’un (as) kâfir oğlunun, tufanda helak olmaması için yalvardığında “Ya rabbi o benim oğlum.” karşılığında “O, Salih olmayan amel üzeredir.” diyen ilahi sözü düstur ediniriz. Eğer aynı durumu yaşıyorsak sanki Rabbimiz bize cevap verir.
Yakup’un (as), on yaşındaki çocuğu (abilerinin) kuyuya atmalarından sonra ne kadar çocuklarına müşfik olduğunu görürüz. Onları dövmemiş, sövmemiş, evlatlıktan reddetmemiştir, sanki bize babanın nasıl olması gerektiğini anlatır.
Meryem annemiz de Şuayb’ın (as) kızlarının hayasında, biz kadınlara ne güzel örnekler vardır.
Bugün çağın pohpohlamasıyla, özgürlük adıyla aşağılık psikolojisi yüklenen Müslüman hanım her yerde olmalıdır sözünün batıllığını görürüz.
Oysaki İslam, kadına o kadar değer vermiştir ki her alan onundur ama o, her alanın değildir. Alanını o belirler biiznillah.
Kıssalar, ilk yaratılışla, ilk insanlıkla başlar. Sanki Rabbimiz hangi yöntemlerin yanlış, hangilerinin taktire şayan olduğunu (Ashab-ı Kehf, iki bahçe sahibi arkadaşlar, Ensar’ın yardımseverliği vs.) binlerce örnek ve ibretle bize öğretir. Örnekleri alın, ibretlerden kaçının, der. İlk cinayetten ve katilin öldürdüğünü gömmesine kadar… İlk şehitten kimin için ölünmesi gerektiğinin ilanına kadar…
Kısacası insanlık ve onların var oluş süreçleri, günümüze hatta kıyamete kadar bu etki üzere devam eder. Değişen çağlardır; insanlık, fıtrat, sevgi ve nefretler aynıdır. Burada mesele, bize kadar ulaşmış bu mübarek, tarihî kıssaları bireysel de olsa toplumsal da olsa baş gözü ve kalp gözüyle okumak, Rabbimizin bizim için indirdiği bu muazzam terbiyeden pay sahibi olmak için çaba sarfetmek gerekir.

EN EMİNE EMANET OLUNUZ

Sümeyye DEMİRCİ

GRUBA KATIL