Cehalete Darbe Vurmak
Arşiv Genel Yazarlar

Cehalete Darbe Vurmak

Zamanın çetrefilli yollarından geçmek, sonsuzluğa kıdemli bir şekilde ulaşmak, belli hislerin kimliğe yerleştirilmesinden geçiyor. Olmuşun ve olacağın tehlikelerle bezenmiş tuzağına düşmek, kızıl darbelerin yüzümüze ekeceği ateşlere son sürat koşmak ve belirsiz sevdalara süvarilerle ulaşmaya çabalamak, bizi dişli çarkların en acımasızına hapsediyor. Derdi olana sevda verilir ve sevdasını yaşatabilenin derdi, sonsuz demektir. Kuşların özgürlüğü kanatlarından değil, o kanatları gövdelerine yerleştirendendir. Doğruyu kayaları yırtarcasına aramak, doğru hisleri cesaretin fevkine varana dek kurcalamak, doğruya kulaç atmak için tercihleri bâkiye yöneltmek, hakikatin pusulasını elinde tutanların gayesidir.
Dünya meşguliyeti, eğlence düşkünlüğü, ilahi bağlılığı ve bu bağlılığın mecbur kıldığı sorumlulukları göze alamayış, kâinatı basite indirgeyip basiret sıfatını yok ediş gibi birçok şaşırtıcı ve kurtarıcı sebep, insanlara köklerinde barınan dini unutturmakta. Hiç kimse, kasvetlerden kaçmanın ve yorgunluklarla baş etmenin en temiz yolunun dinden geçtiğini anlamak istemiyor. Attıkları her adım ateşe doğru giderken arkalarına bakmak, geriye dönmek, yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu fark etmek onlar için oldukça güç. İnancın gerekliliklerinden uzaklaşmak, gelişigüzel yaşamayı beraberinde getiriyor ve korkarız ki bu boş vermişlik insanlığın kaçınılmaz sonunu hızla getirecek.
Biz Müslümanlar, bu sonu layıkıyla karşılayabilmek umuduyla yaşıyoruz. Bu sebeple bizi ümmet olarak birleştirip dünyadan mümince geçmenin kolaylığını sunan elçilerin izini adım adım takip etmekle kendimizi sorumlu tuttuk. Bu uğurda yazılanları okumak, yaşananlara şahit olmak ve feda edilenlerden nefsimize pay çıkarmak, vazgeçilmez vazifelerimiz arasında yer alıyor. Şüphesiz bütün bunlar, cahilliği alaşağı edip İslam’ın aydınlığını karanlık yüzlere yansıtmakla gerçekleşecektir.
Nasıl ki cehalet, Müslüman’ın semtine uğrayamazsa cehaleti görmezden gelmek de Müslüman’ın adabıyla uyuşmaz. Sağa sola sapmadan yolunun farkında olan kişi, zaten bilmemeyi kendine yakıştırmaz. Karşısında bulunanı da yanında duranı da önüne geçeni de arkasını kollayanı da bilir. Soluksuz kalana dek savaşacağı, uğruna tüm varlığını feda edeceği kutsalı için ne gerekiyorsa öğrenir. Tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçiren bir Rabbinin olduğunu unutmadan koyulur her işin başına. Onun (cc) adıyla başladığı her şeyi, yine Onun adıyla sonlandırır. Yeri gelir içinin yangınlarını Bilal’in (ra) titrek sesi söndürür. Yeri gelir Sevr’e çıkar, yüce bir and içirir ruhunun tenha yerine.
Müslüman’ın gayesi, ne öğreniyorsa, hangi alanda tahsil yapıyorsa davasını unutmamak ve unutturmamaktır. Şimdilerde beyinleri kazıyıp içine modern çağın, modern ve aydınlık (!) fikirlerini gömmek isteyen zehirli dillere inat, bilmenin uhrevi şerefine ermektir. Dünya zilletlerinin kaosundan kurtulmak için, gerçek sevdaya dönüş biletini edinmektir. Müslüman, bunca amacı sırtına yüklenir çünkü yalan sevgilerin çukurunda boğulup öksüz kalmaktansa gerçek şefkate sahip o ilahı tanıyıp teslim olmayı yeğler. İslam’ın diriliği, onda dirilmek isteyenlere bağlıdır. İnsan, inancıyla var olur; varlığının ispatı, yalnızca inancıdır. Yokluğa soyunmak istemeyen, bağını İslam’dan koparmamalıdır.
Bilgisizlik, bir nevi sahipsizliktir. Zira insanın bildiği, aynı zamanda insanların nezdinde durduğu yeri belli eder. Bu bilgi, kâfirin karşısında dik olmayı, adile muhabbet beslemeyi gerektirir. Öylesine yaşamak, boş vermiş bir hâlde kalakalmak, kişinin ömrüne yalnızca çile katar. Bu nedenle biz, dişli çarklara hapsolmamak için, kuşların özgürlüğünden bir demlik faydalanabilmek için sonsuzluğu dala değil, köke bağlıyor ve umudumuzu Rahman olana yöneltiyoruz. O (cc); bizi doğruyu bilenlerden, doğruyu doğruca nakşedebilenlerden eylesin. Âmin.
Rüveyde Bera PALA

GRUBA KATIL