Zikir Yoksa Fikir Yok
Arşiv Yazarlar

Zikir Yoksa Fikir Yok

Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur. Görülmeyen, uğranılmayan, iki kelam edilmeyen kimse özlenmez olur bir zaman sonra, hayatlarımızda tuttukları yerler boşalır, artık hatırlanmaz olur. Vefa yoklarsa bazen belki bir iki anı canlanır zihnimizde, ondan öte bir kıpırdanma beklenmez. Göz görürse gönül de sever, göz görmezse sevilmek için hiçbir şansı yoktur bireyin, canlının veya nesnenin. Allah’a olan muhabbet de böyledir. Zira Allah’ı görmemiz, imkânlar dâhilinde olan bir durum değildir. Fiziksel olarak göremediğimiz, herhangi bir diyalog kuramadığımız yaratıcıyı sevmemiz nasıl olacaktır peki? Evvela varlığı ile ilgili tereddütler, bilinmezlikler varsa onlar giderilmeli. Kâinatın her zerresinde mevcudiyeti gözlemlenebilen yüce Allah, göz ile değil de gönül ile, akıl ile görülebilmeli, varlığına can u gönülden şehadet edilmeli ki gözden uzak olmayan, her an yarattıkları ile birlikte olan, onları gözeten bir rab ile muhatap olunduğu bilinmeli.
Basiret bağlanmışsa, gönül muhabbeti unutmuşsa âlemlerin rabbini görmek muhal olur, imkânsızlıklar dairesinde hapis kalır. Böyle olunca da burnunun ucunu dahi görmeyen, göremeyen birer nasipsize dönüşür fert. Kâinatın zerrelerine dahi nüfuz etmiş olan yaratıcıdan bihaber yaşar, yaşamından da hiçbir anlam çıkaramaz, hayatına yön veremez, anlam katamaz. Başıboş bir mayın gibi oradan oraya savrulur durur. Zikrinde her daim bulunmalı Allah, bulunmalı ki hatırından çıkmasın hiçbir zaman, muhabbeti daim olsun, kaim olsun. Gönül gözünün nazarında yalnız o bulunsun ki hayat, asıl anlamını bulsun yoksa yaşamak ne içindir ki, ne anlamı vardır onsuz veya ondan uzak bir yaşamın?
Zikir, bir farkındalık aslında, “Seni göremiyorum ama varlığından haberdar ve minnettarım. Sen, beni bana veya başkasına bırakmadığın için hayatımda bir intizam var, rahmet var, yoksa darmadağın olurdu hayatım, zihnim, yüreğim.” demektir. Fikri neyse zikri odur âlimin ya da zikri ne ise fikri o. Yüreğinde yer edinmeyenin, dilinde de işi olmaz. O yüzden hep zikre layık olan tek varlıktır Allah. Zira o sadre şifadır, derde derman. Olmasaydı o, mahlûkat olmazdı, hayat yahut memat vücut bulmazdı.
Allah adın zikredelim evvela
Vacip oldur cümle işte her kula

Allah adını her kim ol evvel ana
Her işi asan ide Allah ana
Süleyman Çelebi
Her işin başında olmalı onun ismi. İşe her başladığımızda sebepleri de neticeleri de yaratan Allah’a, “Evet, senin farkındayım, sen yaratmasaydın şayet, ben başlamaya imkân bulamazdım.” demeliyiz yoksa ebter olur her işin sonu. Bir netice hâsıl olmaz, olsa da hayrı bulunmaz.
Hayrı var edenden, hayır istemektir zikir, ona sığınmak, şerden emin olmaktır. Her işin başında onu anmanın en güzel şekli de bismillah’tır. “Bismillah her hayrın başıdır, biz dahi başlarken ona başlarız.” diyen zatın farkındalığına sahip olan, hayatına anlam katacaktır, lezzet verecektir elbette.
İşin başındaki zikir ile de bitmez mesele, ortasında fikir olmalıdır. İnsan, bilmelidir ki Allah adıyla başlamak rahmettir, marifettir ama onunla yetinmek olmaz. Her an zihninde; sebeplerin ve sonuçların, hayrın ve şerrin yaratıcısına yer vermelidir. Sebebi yaratmasaydı Allah; niyet de olmazdı, amel de. Sonuçları yaratmasaydı Allah; hayır da olmazdı, şer de. Hayrı yaratmasaydı Allah; rahmet de olmazdı, ferahlık da. Şerri yaratmasaydı Allah, sabır da olmazdı, meyvesi de. Her durumda, Allah’ı zikretmek için onlarca vesile, onlarca mesele… Yani insan, sadece Allah’ı mı düşünecek, yok mudur başka meşgalesi? Elbette vardır ama her neyse meşgalesi, onu Allah ile birlikte anlamalı, anlamlandırmalıdır. Zira hayatın yegâne sahibi, gayesi odur. Onunla başlamayan her söz kurudur, her iş bereketsizdir.
Her kelam, onunla başlayıp yine onunla bitmelidir. Her iş onda başlayıp onda bitmelidir. Zikrin mütemmim cüz’üdür fikir, fikir yoksa zikrin de bir anlamı kalmayacaktır. Öyle ya, adını andığımız yaratıcının zatını, muradını düşünmeden yola devam etmek, kuru bir laf ebeliği olmanın ötesine geçemez. Dilde adı olanın, fikirde de yeri bulunmalıdır ki söz mana kazansın, yapılan fiillerin bir gayesi bulunsun.
Müminin her işi Allah’ın rızasına uygun olmalıdır. Onu hatırlayarak işe başlamalıdır kul, yine onu düşünmeli, aklı amacına uygun bir biçimde kullanmalıdır. Allah’ın zikriyle başlandığında güne, yola; fikir eşlik etmeli yolculuğa, Allah yâr olmalı kula, rehber olmalı. Sonra zihnini ıslah etmeli, sakinleştirmeli, yola selametlemeli Allah tefekkürü.
Nihayete ulaştığında insan, menzile vardığında, nimete eriştiğinde bilmelidir ki yolu da neticeyi de yaratmasaydı Mevla, nihayeti olmazdı menzilin, sonu olmazdı amelin. Bereket, mağfiret eksik kalırdı daima. İşte sırf bu yüzdendir ki teşekkür ile taçlandırılmalı zikir ile başlanıp fikir ile devam eden her yol. Her amel, şükür ile son bulmalı. Zira övgüye de teşekküre de herkesten ve her şeyden daha layıktır Allah. Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Bu şuuru, bunu yapabilme gücü verdiği için, Allah’a sonsuz hamd u sena olsun.
Taşkın ÖNEL

GRUBA KATIL