Rahmetin sahibine sonsuz hamd olsun. Gönderdiği elçisiyle rahmetini kullarına yayan hidayetin öncüsü Muhammed’e -Sallahu aleyhi ve sellem- salat ve selam olsun.
Kur’an-ı Kerim’de ilk sure olarak kitabı açan Kur’an’daki tüm manayı muhtasar olarak kendisinde toplayan Fatiha Suresinde Rabbimiz, Rahman ve Rahim olduğundan bahseder. Bu isimler, Arapça lügatiyle -el takısıyla gelir ve bütün rahmetin ve merhametin tek sahibi olduğunu Kur’an’ın i’cazıyla (mucizeliğiyle) bize sunar.
Âlemlerin Rabbi olan Allah, tüm âlemlerin yegâne sahibi ve hükmedicisidir. Bu sebeple Rabbimiz Kur’an-ı Mübin de buyurur:
اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُؕ تَـبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ
“Bilesiniz ki, yaratma ve yönetme yalnız O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir” (Araf Suresi-54).
Hiç kimseye bu hususta yetki vermemiştir Müslümanları yönetme yetkisi kendisine verilen halife dahi Allah’ın koyduğu ahkâmla idare etmek zorundadır. Neden? Çünkü her bir ahkâm er-Rahman ve er-Rahim merhametiyle donatılmıştır. Buna ondan başka hiçbir varlık muktedir olamaz.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
“Muhakkak senin Rabbin, elbette O, sonsuz kudret sahibidir, çok merhametlidir” (Şuara Suresi-9).
Kullarını çok seven ve onları en güzel alakayla terkip edip hayatlarını düzenleyen rabbimizin indirdiği fıtrat dini olan İslam’ın tebliğcisi, eğitici olan Efendimiz -Aleyhisselam- bu yolları bize en güzel öğreten ve anlatandır.
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ
“Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya Suresi-107).
Rabbimiz, rahmet eden dedik, bunun yanı sıra rahmetiyle fırsatlar yaratan rahmetine koşmayı teşvik edendir. Bizlerin hayatlarına çok çeşitli fırsatlar yerleştirmiş onlara ulaşma yollarını gönderdiği nebi ve Resullere öğreterek onların eliyle o rahmetlere ulaşma fırsatları yaratmıştır.
Bu fırsatlardan birisi de senede bir kere önümüze çıkan ecirle doldurulmuş bin aydan daha hayırlı olan Ramazan ayıdır. Bu aya hazırlıklı girmek ve o aydaki manevi atmosferi daha derinden hissedebilmenin ve aya talimli olarak girmemizin yoluda bu üç aylardaki rahmeti içselleştirmededir.
Bu iki ayı (Recep-Şaban), güzel değerlendirerek Ramazan gibi gecesine ve gündüzüne rahmetin yayıldığı Kadir gecesiyle rızıklandırıldığımız ayı daha iyi idrak edebiliriz.
Farz ya da sünnet olarak isimlendirilmiş olmasa da içerisindeki amelin ecrinin büyüklüğünde üç aylar diye meşhur olmuş değer kazanmış aylara girmiş bulunuyoruz.
Yoksa üç aylarda nafile namaz kılınması, itikâfa girilmesi, bu aylarda yedi sene oruç tutulduktan sonra kurban kesilmesi gibi özel ibadet şekilleri kaynaklarda yer almamaktadır. Üç aylarda vefat eden kimsenin sorgusunun yapılmayacağı yolundaki inanışın da aslı yoktur. Bunlar hurafedir aslolan Rasulullah’ın -Aleyhisselam- bildirdikleridir. Recep ve Şaban aylarında ise; Hz. Peygamber’in (s.a.s.) diğer aylara oranla daha fazla nâfile oruç tuttuğu ancak Ramazan’ın dışında hiçbir ayın tamamını oruçlu geçirmediği hadis kaynaklarında yer almaktadır. (Buhârî, Savm, 52-53 [1969-1973]; Müslim, Sıyâm, 173-179 [1156-1157]; Ebû Dâvûd, Savm, 54 [2428]; İbn Mâce, Sıyâm, 43 [1741]) (TDV- İslam Ansiklopedisi)
Bu itibarla, Receb ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Kişi, sağlığı müsait olup güç yetirdiği takdirde bu aylarda dilediği kadar nâfile oruç tutabilir.
Resul-i Ekrem’in Receb ayı girdiğinde, “Allah’ım, Receb ve Şabanı bize mübarek kıl ve bizi ramazana ulaştır!” şeklinde dua ettiği yolundaki rivayet (Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ, IV, 189; Ebû Nuaym, VI, 269; ayrıca bk. Müsned, I, 259) zayıf kabul edilmektedir. Resûlullah’a isnat edilen, “Receb Allah’ın ayıdır, şâban benim ayımdır, ramazan ise ümmetimin ayıdır” rivayetinin ise aslı bulunamamıştır (Süyûtî, s. 114).
Resul-i Ekrem’in Şâban ayında diğer aylara oranla daha fazla oruç tuttuğu, bazan da tamamını oruçlu geçirdiği hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, “Ṣavm”, 52; Müslim, “Ṣıyâm”, 175, 176). Ancak Resûlullah’ın Receb ve Şâban aylarını birleştirerek aralıksız oruç tuttuğuna, böylece üç ayları oruçlu geçirdiğine dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet mevcut değildir. Belirli günler dışında her zaman nâfile oruç tutulması mümkündür; ancak fazileti hakkında hadis bulunan ya da belirli zamanlarda tutulması tavsiye edilen nâfile oruçlar arasında üç aylar orucu mevcut değildir.
Bu ibadetler halk arasında “Sünnet-i Müekkede” gibi uygulanmaktadır. Bunları Rasulullah’ın sahih hadislerinin dışında uygulamak bid’at’tir.
Receb ayının fazileti ve bu ayda oruç tutulmasıyla ilgili rivayetlerin zayıf olması dolayısıyla bu orucun hükmü hakkında âlimler değişik görüşler ileri sürmüştür. Bazı âlimler, Receb ayında oruç tutmayı müstehap kabul ederken bazıları, Receb ayına özel bir kutsiyet atfedilmesi ve halkın bunu zorunlu bir ibadet şeklinde algılaması endişesiyle bu ayda oruç tutmayı sakıncalı görmüştür. Bir kısım âlimler de özellikle Receb ayının tamamını oruçlu geçirmeyi hoş karşılamamıştır. Şâban ayının büyük kısmını ya da tamamını oruçlu geçiren Hz. Peygamber ramazan dışındaki en faziletli orucun Şabanda tutulan oruç olduğunu ifade etmiştir (Tirmizî, “Zekât”, 28). Bundan dolayı şâban ayında oruç tutulması çoğunluk tarafından mendup sayılmakla birlikte Resûl-i Ekrem’in ramazan ayından başka hiçbir ayın bütününü oruçlu geçirmediğine dair hadislere (Buhârî, “Ṣavm”, 52; Müslim, “Ṣıyâm”, 175, 178) ve şâbanın on beşinden sonra orucun terk edilmesine yönelik rivayetlere dayanan bazı âlimler, orucu farz olan Ramazan ayına şevkle girmeyi zorlaştıracağı düşüncesiyle bu ayın ikinci yarısında oruç tutmayı mekruh görmüştür. (TDV İslam Ansiklopedisi).
Bu kadar kesin fıkhi açıklamadan sonra bugün Müslümanların “canım, ne zararı var, ibadet etmek kötü mü?” diyerek doğruyu anlatanlara çıkıştığını hatta tartışıp onları tekfir ettiklerini de görürsünüz. Aslında ilk dayanak kesin delilimiz Kur’an-ı Mübin’de Rabbimiz buyurur ki:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ
“Ey iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir” (Hucurat Suresi-1).
Allah’ın ve Resulullah’ın önüne geçmemek, emirlerini yerine getirmek, Rasulullah’ın yapmadığı bir şeyi iyi zararsız görünse bile yapmamaktır. Çünkü bu din kemale erdirilmiş, kâmil haliyle kullara sunulmuştur; neyin iyi olduğunu Allah daha iyi bilmiş, Resullerine de bildirmiştir. Allah’ın Resulü’nden daha çok Allah’ı seven ve sayan olamayacağı için onun müntesipleri onu takip etmekle emrolunmuşlardır. Bugün üç aylar adıyla özel tertip edilmiş ameller sünnetle sabit olmadığından Allah ve Resulü’nün önüne geçmek sayılır. Küçük bir şey yoktur; mekruhlar, bidatler, haramlar kişileri küfre bile düşürebilir. Nefislerimizin ve onların ihdas ettiklerinin şerrinden Allaha sığınırız.
Rasulullah’ın getirdiklerine uyarak imanen, amelen rahat edebiliriz. Bu mübarek rahmet dolu aylardan faydalanmamızın yolu, onun bize getirdiği çizelgeyi takip ederek o rahmetten pay sahibi olabiliriz.
Bu mübarek ayların, bütün ümmetin uyanışına vesile olmasını, kalplerin sahibi olan rabbimden hassaten niyaz ediyorum.
En emin olana (cc) emanet olunuz.
Sümeyye DEMİRCİ

Follow