Hamd , âlemlerin Rabbi Allah’a, salat ve selam nebilerin sonuncusu ve resullerin efendisi Hz. Muhammed’e, onun ehl-i beytine, bütün ashabına ve kıyamet gününe kadar iyilikte onlara uyanlara olsun.
Gökten rahmetin yağdığı, ağızların zikir ile kuruduğu, aklın ve fikrin berrak olduğu, şeytanların bağlandığı, nefsin ayaklarına prangaların vurulduğu, cihadın ve şehadetin ayıdır ramazan. Ramazanda sakinlik zuhur eder ruhlara. Sanki bir ay önceki, sen değilmişsin gibi. Aç ve susuz kalmak, hiç bu kadar zevk vermez Ramazan ayı dışında.
Manevi boyutu ve kazançları bol olan ramazan ayı, cihat ve şehadet ile özdeşleşir. Her şey zamanında güzel ya, işte cihat da ramazanda güzel olur.
Hicretin 2. yılında İslam devletinin ilk savaşı olan Bedir Savaşı, ramazan ayında olmuştur. Sabır ve tevekkül ile imtihan edilen İslam ordusu, 313 kişi ve meleklerin yardımı ile Allah onlara bu mübarek ayda zaferi nasip etmiştir. Müslümanlar oruç ve cihat ibadetlerini, zaferleri ile taçlandırmıştır.
Cihat büyük bir eylem olduğu için, ruhun çok iyi gıdalanması gerekir. Güçlenmeyen ruh, korkak bir ceset bırakır geriye. Çünkü ruhen hazır olmayan beden, cihada asla hazır olamaz. Oruç ise bu takviyenin en büyük payına sahiptir.
Realiteyi bir kenara bırakıp duygusal davranıldığında birey veya toplum olarak kendimizi düzelt(e)miyoruz.
Hayatımızda ciddi manada mücadele edemeyişimiz, sloganik söylemlerimiz -mesela herkes şehit olmak ister ama şehit olmak için hiçbir şeyi yapmaz- tevhidi kavramada sıkıntı yaşayışımız ve peygamberi metodu yeterince anlamayışımız, bizi pasifize ediyor ve Allah’ın, üzerimizdeki bereketini gidermemesine neden oluyor.
Şehadet, ramazana özgü değil ama şehidin tacıdır. Bir dava adamının her günü, ona aynıdır. Dava tatile girmez veya belirli günlere ait değildir.
Peygamberimizin ve ashabının çektiği sıkıntılar, ödedikleri bedeller, davanın belli aylara sıkıştırılmadığını gösteriyor bize. Elbette ki ramazan başkadır. Fakat anlamamız gereken, sadece ramazanda abit ve mücahit olunmadığıdır.
Ramazanın önemini, şehadet bilincini ve şehit olma arzusunu kavramış ve arzulamış olanların hayatlarına ve ödedikleri bedellere şahit oluyoruz.
Hasan el-Benna’yı, Seyit Kutub’u, Şeyh Şamil’i, Şeyh Said’i, Ömer Muhtar’ı ve daha nicesini harekete geçiren şey, bu anlayış değil miydi?
Bu din; Kur’an ve sünnet üzere bulunanların, samimi olanların dinidir. Şehit olmak istiyorum demekle şehit olunmuyor. Şehit olmak için ne yapıyoruz?
Hepimiz kendimizi hesaba çekmeliyiz. Özellikle öz eleştirimizi yapmalıyız. Maalesef ramazanlarımız, istediğimiz gibi geçmiyor. Tabii ki dış etkenlerin büyük bir etkisi var. Kapitalist sistemin; insanları köleleştirdiği, ibadetlerine büyük bir pay ayırmamalarına neden olduğu, her alanda Müslümanın zorbalandığı laik bir toplumda yaşıyoruz.
Çağımızın hâli bu şekildedir. Bu prangalardan kurtulmanın, ramazanın tadını çıkarmanın tek yolu İslami bir nizamdır. Ramazan, şehadet arzusunu arttıran bir etkendir. Küfür düzeninde hakkı haykırmak, tağutun kalbine hançeri saplamak, şehadet arzusunu güçlendirir.
Bu eylemler; kardeşliğin tazelendiği, güçlendiği eylemlerdir. Ramazan, kardeşlikle şenlenir. Cihat, kardeşlikle güçlenir. Şehadet ve şehitlik, kardeşliğin meyveleridir.
Su hadisesi buna en güzel örnektir. İkrime, Halis b. Hişam ve Iyas b. Ebi Rabia (ra) Yermük Savaşı’nda ağır yaralanırlar. Kendilerine su getirilir. İlk önce İkrime’ye getirilir. Hayır, önce kardeşime ver, der. Haris’e verilir su. O da hayır önce kardeşime ver, der. Su, Iyas’a ulaştığında çoktan şehit olmuştur. Sahabe Haris’e ve İkrime’ye döndüğünde onlar da şehit olmuşlardır.
Kardeşini kendi nefsine tercih edenlerin şehadet yolu açıktır. Sahabenin hayatlarında hayat bulmayanlar şehadet arzularında samimi değildir. Maalesef Türkiye Müslümanları olarak kanserli durumdayız. Bir an önce tedavi olmaz önlemini almaz isek, İslam kardeşliği gider yerine cahiliye arkadaşlığı gelir.
Zamanında sabaha kadar devlet kurup devlet yıkanları eleştirenler, maalesef bugün derbi maçlarında evlerde toplanmaktadırlar. Tevhidi ve kardeşliği sağlam zemine oturtmazsak Ramazan sadece bir kültürden ibaret olur. Şehadet ve şehit olma arzusunun yerini dünyevi arzular alır.
Birkaç Mücahit kardeşe sormuştum. Kimler şehit oluyor diye?
Bana şu cevabı verdiler. Allah için her şeyinden vazgeçen, vakarlı, çok konuşmayan, nafile ibadetleri olan ve ahlaklı kardeşlerin şehadete yürüdüklerini söylemişlerdi.
Rabbim mücadele yolumuzda şehadet arzumuzu Ramazanla kuvvetlendirsin. Bizleri şehitlerden kılsın. Âmin
RÜSTEM AYILMAZDIR

Follow