Güç, kuvvet, kanun ve yasa belirleme yetkisi sadece ve sadece Allah’a aittir. Hiçbir kimsenin, mülkün sahibi olan Allah’a başkaldırma hakkı yoktur. Hangi konu olursa olsun bu değişmez. Bizi yaratan Rabbimiz, münezzehtir. Sadece ona ibadet edilir ve sadece ondan yardım istenir. Çünkü onun hiçbir kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Kâinatta görünen ve görünmeyen her şey Rabbimizin eseridir. O izin vermeden hiçbir yaprak dahi kıpırdamaz.
Allah’ın emirlerini beğenmeyenler, “Allah, dünya düzenine karışmaz.” diyenler elbette Allah’a başkaldırmışlardır. Eğer bunu bilerek söylüyorlarsa kesinlikle dinden çıkmış olurlar. Tövbe edip yeniden Müslüman olmaları gerekir.
Rabbimiz, ayetlerde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Resul’üne karşı çıkanlar, kendilerinden öncekiler nasıl zillet ve perişanlığa mahkûm edildilerse, onlar da öylece zillet ve perişanlığa mahkûm edileceklerdir. Çünkü biz, dünya ve âhiret saadetinizi sağlayacak apaçık ayetler indirmiş bulunuyoruz. Onları inkâr edenler için alçaltıcı bir azap vardır” (Mücadele, 5). “Allah ve Resul’üne karşı çıkanlar, evet onlar, mağlubiyete uğrayıp en zelil ve en alçak kimseler arasında olacaklardır” (Mücadele, 20).
Allah’a iman ettiğini söyleyip Kur’an-ı Kerim’deki ayetleri kendi kafasına göre yorumlayanlar; tıpkı Tevrat ve İncil’deki Allah’ın emirlerini beğenmeyip değiştirenlerin durumu gibi olurlar. Kâfirler de Allah’ın varlığına inanırlar. Onları kâfir yapan şey, Allah’ın emirlerine uymamaları ve peygamberi kabul etmemeleridir. Günümüzde de bazı kimseler peygambere iman ettiğini söylüyor; fakat hadislerine gelince, Kur’an ayetleriyle aynı olduğunu düşündüklerini kabul ediyor, farklı gördüklerinin hepsini reddediyorlar. Başka bir grup ise hadislerin tamamını reddedip o dönemi “karanlık çağ” diyerek hadisleri yok sayabiliyor.
Kişi, ilah edinme noktasına da dikkat etmelidir. “İlah” kelimesi; birisine alışmak, korkmak, korunmak istemek, aşırı sevgiyle yönelmek, düşkün olmak, kulluk etmek gibi anlamlara gelir. Bu manalara gelen kelimeler, “ilah” kökünden türetilmiştir. Bu bağlamda kişi, patronundan korktuğu için namaz kılmazsa patronunu ilah edinmiş olur. İşini ön planda tutup “çalışmak da ibadettir” diyerek Allah’ın emirlerini yerine getirmezse; örneğin oruç tutmaz, namaz kılmaz, tesettüre dikkat etmezse işini ilah edinmiş olur. Veya bir kişi, “Benim kocam her şeyi bilir, yanlış yapmaz.” deyip kocası “Bundan sonra kapanmayacaksın, açık olmanı istiyorum.” dediğinde, bunun günah olup olmadığına bakmaksızın itaat ederse kocasını ilah edinmiş olur. Tam tersi durum da aynı şekildedir.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), (Hıristiyanlar da) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. Ondan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır” (Tevbe, 31).
Adiy bin Hâtim (ra) şöyle diyor: “Ben Rasulullah’ın yanına gittim. Boynumda altından bir haç vardı. Bana dedi ki: ‘Ey Adiy, bu putu çıkarıp at.’ Daha sonra Tevbe Suresi’nin 31. ayetini okudu. Ben de: ‘Ey Allah’ın Rasulü, biz onlara ibadet etmiyorduk ki.’ dedim. Rasulullah buyurdu ki: Dikkat edin! Yahudi ve Hıristiyanlar, din adamlarına tapmıyorlardı. Fakat onlar, hahamları ve papazları kendilerine bir şeyi helal kılınca helal sayıyor, haram kılınca da haram kabul ediyorlardı. İşte bu, Allah’tan başkasını rab edinmektir.” (Tirmizi, Tefsir, 9/10, Hadis No: 3095). Nitekim Tevbe Suresi’nin 31. ayetini bizzat Efendimiz tefsir etmiştir. İnsan, Allah’ın ayetlerine ve Peygamber’in sünnetine bakmadan; kör, sağır ve dilsiz gibi bir hayat yaşarsa kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacaktır. Böylece Allah’ın ilahlığını gereği gibi kabul etmemiş olur.
“Müslümanım.” diyenlerin birçoğu Allah’ın kurallarını önemsememekte; şirk, zina, faiz, içki, kumar ve tesettürsüzlük yaygın hâle gelmektedir. Kapalı kadınlar açılmakta, tesettür emri hiçe sayılmaktadır. Dünyalık mal ve mülk için faizin haram oluşu bile önemsenmemektedir. İsmen Müslüman olanlar, yaşayışta kâfirler gibi hareket etmektedirler. Korkum; bu kendini bilmezler yüzünden Allah’ın gazabına uğramaktır. Hz. Musa’nın kıssası aklıma geliyor. Şöyle dua etmişti:
“Mûsâ, halkı arasından temsilci olarak yetmiş kişi seçip tayin buyurduğumuz vakitte dağa geldi. Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı. Mûsâ şöyle yalvardı: Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki birtakım beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk eder misin? Bu ancak senin bir imtihanındır. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola erdirirsin. Sen bizim dostumuz ve yardımcımızsın. Bizi bağışla ve bize merhamet et. Çünkü sen bağışlayanların en hayırlısısın” (A’râf, 155).
Tağut kelimesi de birçok kimse tarafından bilinmemektedir. Bu kelimeyi duyanlar, “O da nedir?” diye sormakta hatta telaffuz etmekte zorlanmaktadır.
Peki, tağut nedir, kimler tağuttur?
Hakka, hakikate ve imana karşı gelen; Yüce Allah’ın kulları için çizdiği nizama ve sınırlara tecavüz eden; Allah’ın yasalarını beğenmeyip kendi yasa ve kurallarını koyan her kişi ve her kurum, tağuttur. Allah’a başkaldıran, haddi aşan, kendisine ibadet edilmesini isteyen, Allah’ın kulları üzerinde hâkimiyet iddia eden ve onları kendi kulluğuna çağıran her insan, tağuttur. Allah’ın giyim-kuşam kurallarını beğenmeyip kendi kurallarını koyan, Allah’ın miras hukukunu kabul etmeyen, Allah’ın haramlarını kendi aklıyla helal sayan ve ilahlığa kalkışan herkes, tağuttur. Kısacası Allah’ın karşısında hüküm koyma iddiasında bulunan herkes, tağuttur. Rabbim, bizleri tağutların şerrinden korusun. Kelime-i Tevhid’i söylerken bunların hepsini reddetmiş oluyoruz. İlah olarak sadece Allah’ı birliyoruz. Fakat sadece dille söylemek kesinlikle yetmez; bunu yaşayışımıza da yansıtmalıyız.
Birçok kimse “Lâ ilâhe illallah” diyor; fakat gereğini yerine getirme konusunda vurdumduymaz davranıyor. “Lâ ilâhe illallah”ın manasını bilip de ona göre hareket etmeyenler, Allah’ın huzuruna gideceklerini unutmamalıdırlar. Çünkü gerçekten bilen kişi, şirkten uzak durur, Allah’ın emir ve yasaklarına uyar ve kınayanın kınamasından korkmaz. “Lâ ilâhe” demek; Allah’ın karşısında hüküm koymaya çalışan tüm sahte ilahları, beşerî sistemleri ve ideolojileri reddetmektir. “İllallah” ise; “Yarabbi, senin karşına çıkan tüm beşerî sistemleri reddettim. Tertemiz şekilde sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin.” demektir. Ne yazık ki günümüzde birçok insan “Lâ ilâhe illallah”ı sadece söylüyor, fakat neyi reddedip neyi kabul ettiğinin farkında olmuyor.
Tevhidin zıddı, şirktir. Şirk, İslam inancının temeli olan tevhidin tam karşısıdır. Kur’an-ı Kerim’de affedilmeyecek en büyük günah olarak bildirilmiştir. Şirk sadece putlara tapmak değildir; Allah’a ait özellikleri başka varlıklara vermek, Allah’tan başkasından medet ummak veya başka bir varlığı Allah’tan üstün görmek de şirk kapsamındadır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları ise dilediği kimse için affeder. Kim Allah’a şirk koşarsa, büyük bir günah işlemiş olur” (Nisâ, 48). Rabbimizin bağışlamayacağını bildirdiği tek günah, şirktir. Rabbim, bizleri şirke düşmekten muhafaza eylesin.
Hüküm, tağut, şirk ve tevhid ile ilgili bazı ayetler şöyledir: “Sana da, daha önceki kitabı doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak hak ile Kitab’ı indirdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet…” (Mâide, 48). “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar…” (Nisâ, 76). “Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz…” (Nisâ, 116). “Görmedin mi Allah nasıl bir misal verdi? Güzel söz; kökü sağlam, dalları göğe yükselen güzel bir ağaç gibidir” (İbrahim, 24-25).
Rabbim, ümmetin uyanışını nasip etsin. Tek vücut olup Allah’ın emirlerine bağlı yaşamayı ve onun yolunda şehit olmayı, bizlere nasip etsin. Âmin.
Emrah DOĞRU

Follow