Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?
Arşiv Genel Yazarlar

Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?

Daha önceki dergi sayılarında kaleme aldığımız yazılarımızda; hep İslam’ın, Müslüman bir şahsiyete, farklı bir vizyon ve misyon; İslami ve gayrı İslami bir yaşam farkındalığı kazandırması gerektiğine değinmiştik. Kişi, İslam olduktan sonra geçmişinin bir çöplük, geleceğinin ise rabbani bir yöneliş olduğuna dikkat etmelidir. Bu dikkatle birlikte İslam olmanın artık karar merciinin kişinin kendi algıları, bakış açıları ya da hissiyatları olmadığını; Yüce Allah’ın emirleri, yasakları ile çizilmiş hudutlardan müteşekkil olduğunu kavraması gerekmektedir. Bu farkındalık, bir Müslümana hidayet üzere bir İslami yaşam sunacaktır. Binaenaleyh, ibadetlerinde daha huşuya erişebilmiş, namazlarını “ikame” eden, ne için yaratıldığının ve nasıl ölmesi gerektiğinin bilincinde olan bir Müslüman şahsiyet filizlenecektir.

İbadet bilinci, bir Müslümana vaktin ne kadar değerli olduğunu öğretir. Beş vakit namazı “ribat” olarak gören, teheccüd namazını kılmaya azmeden, Kur’an-ı Kerim’i zikretmek için an kovalayan, kalbinden ve dilinden zikirleri eksik etmeyen bir kulun; vaktini malayani şeylere heba etmesi elbette beklenemez. Bir Müslüman açısından zamanı değerlendirebilmek, “kalite” göstergesi ve güzel bir kul olduğunun kriterlerindendir.

Kur’an-ı Kerim’de Vakit-İbadet İlişkisi

Yüce Allah, Asr suresinde, zaman mefhumuna dikkat çekerek tüm insanlığın hüsran üzere olduğunu belirtir. Dikkat çeken bu detayda, Müslüman kimliği taşıyan bir kişi, kendini nasıl konumlandırması gerektiğini tefekkür etmelidir. Hüsrana uğramış insanlığın içerisinden hidayet nimetini tatmış olan bir Müslüman, gazaba uğrayanlardan olmamak için mücadele etmelidir.

Müslüman, vaktin kıymetini kavramış olarak her anının hesabını vereceği bilinciyle kulluğunu, Allah’ın emrettiği üzere izhar etmelidir. İbadetlerle dolu olmayan bir ömür hüsranla sonuçlanabilir. Surenin devam eden ayet silsilesi de görüleceği üzere iman-amel bütünlüğüne dikkatleri çekmektedir. Zaten sadece iman yeterli olsaydı imtihanın da bir anlamı kalmazdı.

Vakit-iman-amel vurgusu, bir kul için hayatı anlamlandıran, ne için yaratıldığımızın da bir cevabıdır. Bunu hakkıyla kavramış bir kul, İslama davet yaparken bu yolda karşısına çıkması muhtemel durumlar için sabretmenin ne demek olduğunu da bilecektir. Asr suresinin gölgesinde olan bir Müslüman için yaşam daha anlamlı olacaktır.

Bir Müslümana vakit-ibadet farkındalığı kazandırabilecek surelerden biri de Müminun suresidir. Müminlerin belli başlı bazı hasletlerinin anlatıldığı bu surede, felaha eren kulların ilk özelliğinin “namaz” ve “huşu” sahibi olması göze çarpar.

Kişinin günlük hayatını dizayn eden, ribat bilinci kazandıran bu ibadetin devamında Kur’an üslubu olarak “zekat” ibadeti ya da “infak” ameliyesi gelmesi gerekirken Yüce Allah, malayani (boş, faydasız) işlere dikkat çekerek mümin bir kul için boşa geçirecek bir vaktinin olamayacağını anlatmaktadır. Çünkü hakkıyla iman etmiş bir kul, her daim ciddi işlerle iştigal etmelidir. Ayette, “terk ederler” denmek yerine “yüz çevirirler” denmesi, malayani işlere meyil bile edilmeyeceğini göstermektedir.

Müslümanların hayatında her vaktin kendine özel bir ibadeti vardır. Her şey belli bir program dahilinde ifa edilir. Ramazan orucunu keyfimizin istediği bir zamanda tutabilme özgürlüğüne sahip olmadığımız gibi örneğin, sabah namazını da uykuya göre şekillendiremeyiz. Yani her farz ibadetin ya da nafile bir amelin bir vakti olduğundan ona göre kendimizi ayarlamamız gerekmektedir. Bu da bizlere, zaman dikkati kazandıran bir etken olacaktır. Görüyoruz ki aklı selim olanlar için vaktin kıymeti aşikardır.

Günümüz Müslümanlarının Hali

Bir Müslüman, nasıl yaşarsa o hal üzere öleceğinin; nasıl öldüyse de o hal üzere dirileceğinin şuurunda olmalıdır. Yaşam ve ölüm zor bir süreç olsa da kişinin bu durumu daha da zorlaştırmaması gerekir. İslamına faydalı olacak işlere yönelip azmederse, Allah’ın da yardımıyla kolaylık olacaktır.

Ne yazık ki bugün, Müslümanların kanayan yaralarından biri de vaktin kıymetinin bilinmemesi; ibadetlere karşı da bir o kadar soğukluk ve uzak olmaktır. Ecelin, bizleri her an kıskıvrak yakalayabileceği hakikatinden yoksunuz. Ölümün bizlere hangi hal üzere geleceği kulluğumuz da saklıdır. Her Müslüman; secdedeyken, zikir halindeyken can vermeyi en çok arzulayandır. Lakin Allah’ın razı olmayacağı bir şekilde ölmekten de kaygı duymamız gerekiyor.

Ne yazık ki insanların içine düştüğü nice kötü, zararlı, faydasız bağımlıkları vardır. Akla hemen alkol, uyuşturucu, müzik vs. gelse de artık televizyon, İnternet, oyun bağımlılıkları da tehlike arz etmektedir.

Modernist dünyanın hedonist bataklığında kıvranan günümüz insanları içerisinde Müslümanlar da ekranların müptelası olmuş, anlık olarak haz veren ne ise ona yönelmektedir. Saçma sapan programlar, ahlaksızlık saçan dizi ve filmler, bugün Müslümanları kendine bağımlı hale getirmiştir. Sonra neden çocuklarımız böyle, diyoruz!

İstatistiksel olarak kaç Müslümanın evinde duvara sabitlenmemiş bir “televizyon esareti” yoktur acaba? Ne kadar bir Müslümanın telefonunu malayani şeylerden soyutlanmıştır acaba? Ne kadar bir Müslüman gittiği mekanları, yerleri gizler, kesinlikle paylaşmaz acaba? Bir araştırma yapılsa eyvah ne veriler çıkacak ortaya belki de!

Bir sayfa Kur’an okumaya zaman bulamayacak kadar yoğun bir hayatı olanlar, nasıl oluyorsa saatlerce dizi-film izleyebiliyor! Kendini geliştirmek adına günlük on sayfa kitap okumaya “kıymetli” vaktini ayıramayanlar, futbol maçlarını izlerken asla cimrilik etmemektedir. Bundan rahatsızlık da duymuyorlar. Henüz statlara giden şuurlu Müslümanlara rastlamadık elhamdülillah. İcra edilen “sohbet” programlarını çok gerekli görmeyip katılmayan ama oyunların kölesi olmuş Müslümanları da duymuyor, görmüyor değiliz. Görüyorsunuz değil mi, şeytan nasıl da ayartıyor!

Neden böyle? Çok basit bir cevabı var: Kalplerimiz hastalıklı, tedaviye ihtiyacı var. Ama hastalıklı kalpler, bizleri rahatsız etmiyor. En büyük problem de bu. Farkındalık olmadığı için tam anlamıyla ne durumda olduğumuzu fark edemiyoruz.

Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK

GRUBA KATIL