Kemalizm ve Kürtler – V
Arşiv Genel Yazarlar

Kemalizm ve Kürtler – V

Erzurum Kongresi’nin toplanması, aldığı kararlar ülke genelinde özgürlük ve bağımsızlık anlamında bir umut meydana getirmişti. Özellikle de işgal tehdidi ve tehlikesine maruz bölgelerdeki halkı harekete geçirmişti. Bu nedenledir ki daha Sivas Kongresi toplanmadan önce doğu vilayetlerinde olduğu gibi, Balıkesir, Manisa, Denizli sancakları ile Alaşehir ve Uşak havalisinde de ayrı ayrı kongreler toplanmaya ve ayrı teşkilatlar kurulmaya başlanmıştı. İl ve ilçelerde kongrelerin ayrı ayrı toplanmasının ve doğuda toplanan kongreyle birleşmesinin zorluğu göz önünde bulundurularak birleşik bir kongrenin Alaşehir’de toplanmasına karar verilmiştir. Böylece bütün zorluklara rağmen Alaşehir’de 16 Ağustos 1919’da birleşik kongre toplanmıştır. Bu kongre ile ilgili farklı görüş ve değerlendirmeler olsa da Alaşehir Kongresi’nin millî kuvvetlerin birlik ve beraberlik içinde çalışmalarında çok hayırlı bir rol oynamıştır. Ayrıca bu kongrede, Sivas Kongresi’ne delege gönderilmesi konusu görüşülmüş ve Sivas’ın, Ermenilerle mücadele amacıyla toplanmış mahalli bir kongre olduğu ileri sürülerek reddedilmiştir.
SİVAS KONGRESİ
Erzurum Kongresi’nin son oturumuna doğru Sivas’ta yeni bir kongrenin toplanacağı haberi duyulmuştur. Oysa Erzurum Kongresi süresince böyle bir kongreyle ilgili bir düşünce de karar da yoktu. Dolayısıyla Erzurum Kongresi’ne katılan delegelerin bir kısmı, Sivas’ta yeni bir kongrenin toplanacağından habersizdiler. Çünkü bu, gizlenmişti. Böyle bir kongrenin toplanacağını ilk olarak Kadirbeyoğlu Zeki Bey duymuştu. Kadirbeyoğlu Zeki Bey, bu duruma hatıralarında şöyle değinmiştir:
“7 Ağustos günü Erzurum belediye reisi bulunan mütekaid (emekli) alay kumandanı Küçük Kazım unvanıyla maruf Kazım Bey, kendisine; “Siz, Erzurum Kongresi’ni kapıyorsunuz ama 15 gün sonra elyevm Sivas’ta toplanmakta olan bazı zevatla orada dahi bir kongre açılacaktır. Bunu bana telgrafçı arkadaşlarımdan birisi bu akşam gelerek haber verdi.”
Ben cevaben;
“Aman Kazım Bey, nasıl olur, biz daha şimdiden yekdiğerimizi aldatmağa mı başladık, herhalde bunda bir yanlışlık vardır.” dedim.
Israrı üzerine:
“Pekâlâ, eğer hakikaten böyle bir şey varsa bugüne kadar bizden gizli tutulması çok çirkin bir hadisedir.
Bâhusus tahkiki hâlinde bu dakikadan itibaren yekdiğerimiz arasındaki emniyeti izale eder. Mamafih kongre açılmadan ben şimdi anlarım.” diyerek bir arabaya atlayıp doğruca kolordu dairesine gittim.”
Zeki Bey, bu haberin doğru olup olmadığını öğrenmek için Kazım Karabekir’e bu durumu sormuş. Karabekir’den haberin doğru olduğunu öğrenmiştir. Bunun üzerine Kongre üyelerinden İzzet ve Servet Beyleri bir köşeye çekip durumdan haberdar etmiştir. Bir taraftan da Erzurum posta telgraf müdürüne bu yeni kongre ile ilgili gelen telgrafların birkaçını kendisine getirmesini söylemiştir. Daha sonra kendisine iki telgraf suretinin geldiğini, bu durumun bütün mevcudiyetini sarstığını, itimadını selbettiğini (yok etmiştir) söylemiştir.
Zeki Bey:
“Kongre, son celsesini akdetmek üzere öğleden sonra açılır açılmaz riyaset mevkiinde bulunan Mustafa Kemal Paşa’ya zîrdeki (aşağıdaki) suali sordum?
– Paşam, bugün edindiğim ve elimde vesaiki mevcud malumata nazaran on beş gün sonra Sivas’ta bir kongre açacağınızı haber aldım. Bu salahiyeti kimden aldınız ve bu vaziyeti buradaki kongre hey’etinden ne için sakladınız? Bu hususta lütfen malumat verir misiniz?”
Bir açılışta bir de kapanışında hiç beklemediği bu iki darbe karşısında Paşa’nın rengi yeşilleşti. Aynı zamanda bu hâlden malumatı olmayan diğer arkadaşlarda bihakkın büyük bir heyecan husule geldi. Bu ne demektir, hitabesiyle mırıltılar başladı…
M. Kemal:
– Bu vaziyet karşısında buraya malumat vermeyi muvafık görmediğimden bunun hâl çaresini bugün intihab edip buyuracağınız Hey’et-i Temsiliye ile ilerde halledeceğimizi düşündüm, diye cevap verdi.
Ben ise:
– Bu hadisenin arkadaşlar arasında hüsn-i suretle telakki edilmediğini, mevcut hâlet-i ruhiye ile de sabit olduğundan ve zat-ı âlileri de bunu gördüğünüze kaani bulunuyorum.
Sivas Kongresi’nde Kürtler Temsil Edilmiş midir?
Erzurum Kongresi’nden sonra 29 Ağustos 1919 tarihinde 3 otomobil ve üç at arabası ile Sivas’a doğru yola çıkan 28 kişilik heyet, şehre vardığında Şekeroğlu İsmail Efendi’nin evine yerleştirildiler. 4 Eylül 1919’da açılan Sivas Kongresi’ne Heyet-i Temsiliye dâhil katılanların sayısı çeşitli kaynaklara göre 31 ilâ 41 arasında değişmektedir. Kongreye Osmanlı dönemi yöneticilerinden İttihatçı Mazhar Müfid’in (Kansu) dışında herhangi bir Kürt asıllı da katılmamıştı. Bunun esas nedeni, İstanbul hükümetinin, Elaziz’den Sivas’a atadığı Vali Ali Galip Bey’in engellemeleriydi. Nitekim Diyarbakır temsilcisi olarak giden İhsan Hamid, Sivas’a yetiştiğinde kongre sona ermişti. Ancak kongrede olmadıkları hâlde İhsan Hamid, Sadullah Efendi ve Hacı Musa Mutki’nin 12 üyeden oluşan başkanlık konseyine seçilmeleriyle Türk-Kürt ittifakı zahiren de olsa kurulmuştu. Ancak Mustafa Kemal, yine Nutuk’ta bizzat kendi elleriyle kongre heyetlerine dâhil ettiği bu kişiler hakkında bakın neler diyecekti: “Efendiler! Millet, memleket, siyaset ve ordu idareleri ile hiçbir alaka ve münasebetleri ve bu hususta liyakatleri görülmemiş ve tecrübe edilmemiş gelişigüzel zevattan, bilfarz Erzincanlı bir Nakşî şeyhi ile Mutkili bir aşiret reisi gibi zavallılardan teşkil düşünülebilir miydi?”
Bu ifadeler, her ne kadar kendisinin arzusu hilafına ilk kongreyi Sivas’ta değil, Erzurum’da toplayanlara tepkiyle şekillendiyse de Mustafa Kemal’in esas olarak Kürtleri Ermeni tehlikesiyle tehdit edip Kemalist harekete monte etmek için bu tür yöntemlerin kullanılmasına karşı olmadığını, Kürt aşiret liderlerine çektiği telgraflardaki ifadelerden de bilinmekteydi.
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında ilk iş olarak Kürtlerin ileri gelenlerine çok saygılı bir üslupla yazılmış mektuplar göndererek desteklerini istemişti. Ancak Nutuk’taki ifadesine göre M. Kemal’in, bu mektuplarında da Kürt ileri gelenlerine kullandığı saygılı üslupta, samimi davranmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü M. Kemal’in, Kemalistlerin kutsal metni Nutuk’ta Kürtlerin ileri gelenlerinden bazıları için -Erzincanlı bir Nakşî şeyhi ile Mutkili bir aşiret reisine- şeklinde hakaretamiz ifadeler kullanması, bu görüşü teyit etmektedir. Oysa Kürt ileri gelenlerinden bazılarına gönderdiği her mektupta, mübalağalı ve saygılı bir üslup kullanmıştır. Bu mektupların onlarcasından birkaçı şöyledir:
10 Ağustos 1919’da Mutki’de aşiret reisi Hacı Musa Bey’e gönderdiği mektuba “Muhterem Efendim” diye başlamış ve devamında:
Zatıâlilerinin eskiden beri devlet ve millet ve vatan uğrunda fedakârlığınız, seçkin hizmetleriniz, bütün hamiyet erbabının takdir ve beğenisi altındadır, diyerek övgüsüne devam etmiştir. Kendisinin askerlikten istifa nedenini de açıkladıktan sonra “Tabii ki bu vatani çalışmada zatıâlileri gibi pek kıymetli vatandaşlarımın yardım ve ortaklık buyuracaklarına tam itimadım vardır.” dedikten sonra Erzurum Kongresi’nin bu amaçla toplandığını, bu kongrede kendisinin de Heyet-i Temsiliye üyeliğine oy birliğiyle seçildiğini, yakın zamanda da Sivas’ta bir kongrenin toplanacağını, kongreden sonra tekrar Erzurum’a döneceğini, orada zatıâlileriyle müşerref olacağını belirtmiştir. Mektubun sonunda da “Cenabı vahibül’âmal hazretlerinden vatan ve milletimiz için hayırlı akıbetler niyaz eder ve sizlerin gözlerinizden öperim.” demiştir. İşte bu kadar övdüğü, gözlerinden öptüğü kişiyi Nutuk’ta “millet, memleket, siyaset ve ordu idareleri ile hiçbir alaka ve münasebetleri olmayan zavallı” diye tahkir etmiştir.
“Norşinli meşayih-i izamdan Şeyh Ziyaeddin Efendi Hazretlerine (Şeyh Hazret-Mutlu ailesinin lideri)
Faziletlû Efendim,
(…) Zatıâlinize kalben pek büyük hürmetim vardır. Bugün makam-ı hilafetin, saltanat-ı Osmaniye’nin ve vatan-ı mukaddesimizin düşmanlarımız tarafından nasıl rencide edilmekte ve vilâyat-ı şarkiyyemizin Ermenilere hediye edilmesinde ısrar olunmakta olduğu malûm-u arifaneleridir… Zat-ı fazılaneleri cemiyetimizin en muhterem azasından bulunduğunuz cihatle istihsal-i maksad-ı mukaddes için cümlece müsellem olan himmet ve gayretlerin teşkilatımızın o havalice tesrii husulüne ve muzır düşman telkinatının izalesine masruf olacağına mutmainim…”
“Bitlis Küfrevizade Şeyh Abdulbaki Efendi Hazretlerine! (Şeyh Efendi daha sonraları uzun yıllar Ağrı milletvekilliği yapan Kasım Küfrevi’nin babasıdır.)
…Makam-ı muallây-ı hilafet ve saltanatın, vatan ve milletimizin içinde bulunduğu müşkül vaziyet malum-u arifeneleridir… O havalice icabına tevessül buyurularak düşmanlarımızın her türlü muzır telkinatına sed çekmeleri müsellem olan hamiyet ve vatanperverliklerinden intizar olunur…”
Dolayısıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan mecliste Kürtler de temsil edilmekteydi. Mustafa Kemal Paşa, 1 Mayıs 1920 tarihli meclis konuşmasında, milletin “anasır-ı İslamiye”den, yani “İslam unsurları”ndan oluştuğunu ise şöyle vurgulamıştı:
“Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye’dir, samimi bir mecmuadır. Binaenaleyh bu heyet-i âliyenin temsil ettiği hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için azmettiği emelller, yalnız bir unsur-u İslam’a münhasır değildir. Anasır-ı İslamiye’den mürekkep bir kütleye aittir…”
M. Kemal; bazen İngilizleri, bazen de Ermenileri bahane ederek Kürtleri birlikte hareket etmeye ikna etmeye çalışmıştır, bunda da başarılı olmuştur. M. Kemal’in Kürtlere bu şekilde yaklaşmasının amacı ise Kürtleri Türklerle eşit vatandaş görmek, haklarını vermek ve onları ülke kuruluşunda asli unsur olarak kabul etmek değildi. Asıl amacı bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasını engellemekti. Nitekim gücü ele geçirdikten sonra, dün birlikte hareket etmek için âdeta yalvardığı Kürtlere karşı tavrı değişmiş, onları yok sayarak karşı çıkanları ya darağaçlarında sallandırmış ya da geri kalan ömürlerini zindanlarda geçirmelerini sağlamıştır. Çünkü Nutuk’ta hakaretamiz konuştuğu Kürt temsilcilerine, önceleri böyle davranmamıştı. Hatta Kürtleri öz kardeşler olarak nitelemişti. Nitekim Kürt Teali Cemiyeti Diyarbekir şubesi başkanı, Cemil Paşa oğlu Kasım Bey’e gönderdiği telgrafında şöyle demişti:
“Kürtler ile Türkler birbirinden koparılmayı kabul etmez öz kardeşler; bugün için vicdani borcumuz Kürtler, Türkler, bütün İslami unsurlar tek bir vücut ve tek yürek olarak bağımsızlığımızı savunmak ve vatanın parçalanmasını önlemektir. Türk ve Kürt milletlerinin yüce maksadı elde etmeye azmetmeleri sayesinde neticeden tamamen emin olabiliriz. Bende bu kanaat sarsılmazdır… Kürt kardeşlerimin hürriyeti ve refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken her türlü hukuk ve imtiyazların verilmesine tamamen taraftarım.”
M. Kemal, aynı telgrafın devamına düştüğü bir notla Diyarbekir valisi aracılığıyla Silvan’dan Sadık Bey’i, Hazro’dan Hatip Bey’i ve Cemil Çeto’nun güvendiği bir adamını Sivas’a davet etmiştir.
M. Kemal gerek Samsun ve Amasya’da bulunduğu dönemde gerek Erzurum Kongresi’nde Kürtleri, dolayısıyla temsilcilerini “kan, din ve tarih kardeşleri” olarak tanımlamakta idi. Nitekim Erzurum Kongresi’nin hazırlıkları esnasında, Ermeni tehlikesine karşı, Türklerin ve Kürtlerin birlikte mücadele etmelerinin zorunlu olduğunun altı çizilmiştir. Erzurum’daki cemiyetin, bir kongre düzenlenmesi hususunda Van, Bitlis, Mameretülaziz, Sivas ve Erzincan vilayetlerine şöyle bir yazı gönderilmiştir:
“Şark vilâyetlerinin Ermeni idaresine terk edileceğine dair kati emareler ortaya çıktı. İslam tarihi için kara sahifeler hazırlanmaktadır. Vilâyat-ı şarkiye baştan başa bir Müslüman memleketi ve İslam geleceğinin kapısı olduğundan ve bu vilâyetlerimizi kan, din, tarih kardeşi olan Kürt ve Türk’ün namus ve hamiyetine mevdu bulunduğundan, bugün bize teveccüh eden dinî ve tarihî vazife pek büyük ve pek mukaddestir.”
Görüldüğü üzere, “kan, din ve tarih kardeşleri” olarak nitelenen Kürtler ile Türklere, bu tehlikeye karşı büyük ve kutsal görevler düştüğü dile getirilmiştir.
Sivas Kongresi’ne Delegeler Gelmemişti
Erzurum Kongresi’ne gösterilen ilgi, Sivas Kongresi’ne gösterilmemişti. Çünkü “Erzurum Kongresi kararını halkın kendisi vermişti. Bu kararın verilmesinde hiç kimsenin kişisel bir etkisi olmamıştı. Böyle olunca da halk, kendi verdiği kararı gerçekleştirebilmek için her şeyi göze almış, hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, çekinmemişti. Sivas Kongresi’nin kararı ise halk tarafından duyulan bir ihtiyaca dayanmamış, halk tarafından verilmemiş, halkın içinden doğmamış, yukarıdan aşağıya yol izleyen bir bildiriyle gerçekleştirilmek istenmişti. Tam anlamıyla kişiseldi ve davet sahibi olan Mustafa Kemal Paşa idi. Doğu ve kuzeydoğu bölgelerinin kongreye davet edilen illeri ise henüz Mustafa Kemal Paşa’yı tanımıyordu. Bu yüzden davet, (çağrı veya genelge) istenen ve umulan ilgiyi görmemişti.”
Bu nedenle M. Kemal’in kendi isteğiyle düzenlediği Sivas Kongresi’ne hiçbir ilden delege gelmemiş hatta hiçbir yerden delege de seçilmemişti. Sivaslılar bile Erzurum Kongresi’ne delege gönderdikleri hâlde kendi illerinde yapılması tasarlanan kongre ile ilgilenmemişlerdir.
Zaten Erzurum Kongresi’ne katılan Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu illerinin delegeleri, yerlerine dönmüşlerdi. Bu delegeleri tekrar çağırıp Sivas’ta yeni bir kongreye götürmek mümkün değildi. Aynı illerden bir de Sivas Kongresi için yeni delegeler istemeye hiç imkân yoktu.
Kaldı ki ne Erzurum Kongresi’nin ne de Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’ta kongre yapılması yönünde bir kararı vardı. Dolayısıyla artık bu illerden delege çağrılamazdı. Bu iller katılmadıkça da Sivas Kongresi’nden beklenen sonuç elde edilemezdi. O hâlde tek çare, Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi’nin Sivas’ta hazır bulunması ve doğu illerinin kongrede Heyet-i Temsiliye ile temsil edilmesiydi.
Sivas Kongresi 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Kongre’nin bitiminde temsilciler üyeliğine seçilenlerin listesi;
1. Mustafa Kemal, 2. Rauf Bey (Orbay), 3. Rafet Bey (Bale), 4. Hoca Raif Efendi (Dinç), 5. İzzet Bey, 6. Servet Bey, 7. Şeyh Fevzi Efendi, 8. Bekir Sami Bey, 9. Sadullah Efendi, 10. Hacı Musa Bey, 11. Kara Yusuf Bey, 12. Mazhar Müfit Bey (Kansu), 13. Ömer Mümtaz Bey, 14. Hüsrev Sami Bey (Kızıldoğan), 15. Hakkı Behiç Bey, 16. Niğdeli Mustafa Bey şeklindedir.
Ancak Heyet-i Temsiliye üyeleri ortada yoktu. Heyet-i Temsiliye’nin dokuz üyesinden Mutki Aşireti reisi Musa, Bitlis eski mebusu Sadullah, eski valilerden Bekir Sami Beyler Kongre’de bulunmamış ve Kongre’de bulunmadıkları hâlde Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilmiş, Kongre’den sonra da Erzurum’a gelmemişlerdi. Geri kalan altı üyeden Erzincanlı Şeyh Fevzi Efendi ile Trabzonlu İzzet ve Servet Beyler yerlerine dönmüşlerdi. Erzurum’da kalan Heyet-i Temsiliye üyeleri; Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ve Raif Efendi’den ibaretti.
Kongre’nin Açılışı
Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919’da saat 14.00’te açılmıştır. Bu dönemde, kongre çalışmalarının kamuoyunda bir İttihat ve Terakki organizasyonu olarak algılandığı görülüyordu. Oysa bu, bir algı değil, bir gerçekti. Çünkü M. Kemal ve arkadaşları İttihatçıydılar. Ama Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu algıyı kırmak için büyük çaba harcamış hatta kongre yemin metnine buna dair bir ibare de koymuşlardır. Sivas Kongresi’nin ikinci gününde, “teklif encümeni” tarafından kongreye sunulan yemin metni şöyle idi:
“Makam-ı celil-i hilâfet ve saltanata, İslâmiyet’e, devlete, millete ve memlekete manen ve madden hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek her türlü ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık âmalinden münezzeh bir azm ü iman ile çalışacağıma ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah billah.”
Yemin metni üzerinde yapılan tartışmaların sonucunda bu metin değiştirilerek şu şekilde kabul edilmiştir:
“Makam-ı celil-i hilâfet ve saltanata, İslâmiyet’e, devlete, millete ve memlekete manen ve madden hizmetten başka bir gaye ve emelimiz olmadığına binaen kongrenin müzakeresi devamı müddetince ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık âmalinden münezzeh bir azim ve iman ile çalışacağıma ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah billah”
Mazhar Müfit Kansu hariç, bütün delegeler bu metin üzerinden yemin etmişlerdir. Mazhar Müfit, yemin etmeme gerekçesini ise şöyle açıklamıştır:
“İttihat ve Terakki Cemiyetinin ihyasına çalışmayacağıma dair olan fıkrasına muarızdım. Çünkü vaktinde İttihat ve Terakki’ye ve her fırsatta, her sahada onun menfaatine çalışacağıma yemin etmiştim.”
Yeminden sonra Kongre’nin açılışına geçilmiştir. M. Kemal, geçici başkan olarak Kongre’nin açılışını saat 15.00’te gerçekleştirmiştir. Salonda ise 25-30 delege bulunmaktaydı. M. Kemal Kongre’de uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında, Sivas Kongresi aşağıdan yukarıya gelen bir yolla Erzurum Kongresi’nde temeli atılan millî birliği tamamlamak ve bu sebeple Erzurum Kongresi’nde alınan kararların Batı Anadolu ve Rumeli illerinin delegelerince de benimsenip kabul edilmesi suretiyle yetkiyi genelleştirmek amacı ile yapılıyordu.
Fakat Rumeli’den ve Batı Anadolu illerinin çoğundan kimse gelmemişti. Birkaç ilden gelenler de herhangi bir millî kuruluş tarafından seçilip gönderilmemişlerdi. Ya ilin ileri gelenlerince uygun görülmüşler ya da kendiliklerinden gelmişlerdi.
Kongre’nin Gündemi
Toplantı başladığında önce, görüşülecek gündem belirlenmiştir. Gündemde (ruznamede) şu maddeler vardı:
1. Riyaset divanı intihabı
2. Erzurum Kongresi nizamname ve beyannamesinin Sivas Kongresi’nce tadilen kabulünün teklifi ve müzakereye arz olunması
3. Kongre delegelerinden yirmi beş zatın hazırladığı muhtıranın münakaşa ve müzakeresi
4. Azanın teklif ve temennileri
M. Kemal başkanlık makamında geçici olarak bulunuyordu. Ruzname üzerinde ilk sözü Ali Fuad Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa almış ve şu teklifte bulunmuştur:
“Kongre’ye temelli bir reis seçilmesin, riyaset vazifesi celse celse ya da birer gün şeklinde yapılsın.”
M. Kemal, bu teklife çok bozulmuş ve yüzünde sinirliliğini belirten asabi çizgilerle
“Paşam, bu teklifinize hâkim olan mucip sebebi iyice anlayamadım. Zannediyorum ki Kongre delegelerinin ekseriyeti de öyle…” demiş.
İsmail Fazıl Paşa, şu cevabı vermiştir:
“Kongre’nin mesaisine şahsiyet karıştırmamak, arkadaşlar arasında müsavat temin etmek gayesini güdüyorum.”
M. Kemal, kurşun gibi ağır, zehir gibi acı fakat kısa bir iki cümleyle cevap verdikten sonra İsmail Fazıl Paşa’nın teklifi üyelere sunulmuş ve bu teklif ekseriyetle reddedilmiştir. Daha sonra gizli oyla yapılan seçimde M. Kemal, üç muhalif oya karşılık 35 oyla başkan olarak seçilmiştir.
Kongre başkanı seçildikten sonra, divan üyelerinin seçimlerine geçilmiştir. Yapılan seçimlerde Bekir Sami Bey birinci riyaset vekâletine, Rauf Bey ise ikinci riyaset vekâletine seçilmiştir. Bekir Sami Bey, buraya gelirken hiçbir görev kabul etmeyeceğine hatta kongrede bile divan-ı riyaset erkanı arasına dahil olmamağa ahd ettiğini, bu nedenle kendisinin mazur görülmesini ve kararının kati olduğunu söylemiştir. Heyetçe Bekir Sami Bey’e ısrar edilmiş ancak kararında sebat ettiğinden kendisinden sonra en çok rey almış olan İsmail Fazıl Bey tayin edilmiştir.
İstanbul delegesi İsmail Hami Bey ile Karahisarısahip (Afyonkarahisar) delegesi Mehmet Şükrü Bey de divan kâtipliklerine seçilmişlerdir.
İkinci gün (5 Eylül 1919 Cuma) Kurban Bayramı vesilesiyle Padişah’a tebrik ve bağlılık telgrafı çekilmesi üzerine verilen önerge görüşülmüştür. Bu görüşmelerin sonucunda Padişah’a bağlılık tekrar bildirilmiştir.
Yapılan seçimlerden sonra Kongre’nin asıl maksadı olan Erzurum Kongresi’nin nizamnamesi maddeleri üzerinde çalışmalar başlamıştır. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nin tecrübesi üzerine inşa edildiği için, bu tür işlemler daha kısa sürede çözülmüştür. Sivas Kongresi kararları Erzurum Kongresi beyannamesinin uyarlanmış ve genişletilmiş hâli olduğu için, uzun uzadıya müzakereye lüzum görülmeksizin kabul olunmuştur. Hülasa Sivas Kongresi öncesinde gündemi meşgul edecek çok fazla mevzu öngörülmemekteydi. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, bu hususa, “Sivas Kongresi’nin ruznâme-i müzakeratını, Erzurum Kongresi’nin nizamname ve beyannamesinin muhteviyatı ve bir de bizim Sivas’a muvasalatımızdan evvel gelmiş olan 25 kadar azanın hazırladığı bir muhtıra teşkil edecekti” diyerek açıklık getirir.
Daha önceden bu konuda yapılması gereken tadilat hazırlanmış ve lazım gelenler aydınlatılmış olduğu cihetle bu meseleler çabucak müzakere edilmiş ve bir neticeye bağlanmıştır. Şöyle ki
1. Cemiyetin adı “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” iken “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” oluyordu.
2. “Heyet-i Temsiliye, Şarkî Anadolu’nun heyet-i umumiyesini temsil eder.” kaydı yerine “Heyet-i Temsiliye vatanın bütününü temsil eder.” deniliyor ve bu heyetin mevcudu, altı üye ilâve edilmek suretiyle artırılıyordu.
3. “Her türlü işgal ve müdahaleyi, Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf telâkki edeceğimizden müttehiden müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir.” yerine “Her türlü işgal ve müdahalenin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf hareketlerin reddi hususlarında müttehiden müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir.” deniliyordu. Bu şeklen basit görünen fark, mana itibariyle büyüktü. Çünkü birinci fıkrada İtilaf devletlerine karşı hasmane vaziyet ifade edilmediği hâlde, ikincisinde bu husus yâni onlara mukavemet daha fazla sarih bir ifade kazanıyordu.
4. Erzurum Kongresi nizamnâmesinin dördüncü maddesi “Osmanlı hükümetinin devletlerin baskısı karşısında buraları (yani doğu vilayetlerini) terk ve ihmal etmek ıztırarında bulunduğu anlaşıldığı takdirde, alınacak siyasi, idari ve askerî vaziyetlerin tayin ve tespiti” meselesini, yani muvakkat bir idare teşkilini hedef tutuyordu. Oldukça münakaşalı geçen bu maddenin tadili, sonunda “buraları” yerine “mülkümüzün herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek…” şeklinde şümullü ve umumi bir kayd konmak suretiyle neticelendi. (Devam edecek…)
Ali KAÇAR

GRUBA KATIL