Davetçinin Önündeki Sinsi Tuzaklar Nelerdir?
Yazarlar

Davetçinin Önündeki Sinsi Tuzaklar Nelerdir?

Yüce Allah’a hamd, Rasulullah Efendimize salât-u selam ve cümle Müslümanlara selam ile…

13 Haziran 2009 Cumartesi günü rahmet-i rahman’a kavuşan Fethi Yeken’in, “Davet Yolunda Dökülenler” isimli o ibret hazinesi kitabını esas alarak cümleler kurmaya, ibretler sunmaya çalışacağız. Bu vesileyle ona rahmet dilediğimiz rahmetin yegâne sahibi olan yüce Rabbimizden, bizleri, davet yolunda dimdik, tavizsiz ve ödünsüz bir şekilde ayakta duranlardan eylemesini niyaz ediyoruz.

“İslamî hareket”, “İslamî davet” meseleleriyle ciddi şekilde ilgilenmiş olan her bir mümin kulun, Fethi Yeken’le bir şekilde yolu kesişmiştir. Bu alanlarda hayatını ortaya koyan, bununla beraber eserler oluşturan ender şahsiyetlerden birisidir o.

Merhum üstad, bu çalışmasında, dava yolunda Müslümanca işler yaparken bu gidişattan dönenleri, tökezleyenleri ve dahi dökülenleri gündem ediniyor. Mümin ve muvahhid kullar için hiç ama hiç yabana atılacak bir durum değildir bu. Allah Teâlâ için bir yola koyulacaksınız, bir mücadeleye soyunacaksınız hem de en soylusundan, en muhteşeminden, en muazzamından ve en evrenselinden… Sonra da “Yok yok, bu, benim yapabileceğim bir iş değil!” diyerek vazgeçeceksiniz! Bu söz ve davranış, hakikaten bir mümine yakışır türden değildir. Zira yüklendiğiniz sorumluluk, üstlendiğiniz dava, bütün Allah elçilerinin davasıdır, Peygamberlerin sorumluluğudur. Nasıl “Benim işim değil!” diyebilir ki iman eden bir kul? Bu, öyle geçici, gündelik bir fantezi midir ki vazgeçme bayrağı kaldırılıp gerisin geriye dönülsün! Hangi Allah elçisi, bunu yapmıştır veya yapabilmiştir? Kısmen Hz. Yunus’un (aleyhisselam) tevhid mücadelesinde görsek de böyle bir şeyi, Rabbimiz Teâlâ hemen görev yerine dönmesini sağlayıvermişti malum.

Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde, Tebük seferi ve İfk hadisesi gibi örneklerde hafiften tökezlenmeler yaşanmış olsa da, iman erleri yine aslî yerlerinde asilce görev kuşanmayı başarabilmişlerdir. Zamanı, o günden bugüne bir değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, açıölçerimizin çiziklerine epeyce takılanlar olacaktır maalesef. Bu da İslam davasının büyük bir imtihan ile birlikte geldiğini hatırlatıyor basiret ehline diğer yandan. Kim istemez, rahatça yaşamayı? Kim istemez, sorumluluk almadan hayat sürmeyi? Kim istemez, “Bana değmeyen yılan bin yaşasın!” anlayışıyla etliye sütlüye karışmadan gününü gün etmeyi? Başkaları ne der bilmeyiz, ama bu “Kim istemez?” sorularının en yerinde ve en kestirme cevabı “Müslüman istemez!” olsa gerektir. Çünkü Müslüman olmak, bir sorumluluğa, bir sınanmaya, bir davaya yanaşmak, onunla kaynaşmak demektir. Hep “aynı evrene, eyleme, sorumluluğa ve sabahlara birlikte uyanmaktır” Müslüman olmak. Öyle bir şeydir ki Müslüman olmak; bütün bir mümin coğrafyayı yüreklere nakşetmek, hep bir barış, hep bir bağış içerisinde yaşamaktır.

İşte bu değinilerden yola çıkarak bakıyoruz ki, “Davet Yolunda Dökülenler”in haritasını çizmeye çalışan Fethi Yeken, bu çerçevede belli başlı sebepleri okura arz ediyor. Bunların içerisinde; davetçilerin terbiyesindeki zayıflık, bireylere, şahsi durumlarına uygun görevlerin verilmemesi, bütün davetçilere görev yüklenmemesi sonucunda ortaya çıkan eringenlik ve çekemezlik, davet sorumluluğuyla görev alanların birbirleriyle dayanışmalarındaki zaaflar, bir sorun çıktığında hızlı bir şekilde onu halledememek, davet ehli olanların kendi içlerinde yaşadıkları iç çekişmeler ve onlara önder olan, öncülük eden kişi ya da kişilerin yetkinliğindeki yetersizlik gibi başat hususlar dikkat çekiyor. Söz konusu bu noktaların her birinin, ayrı ayrı değerlendirilmesinin ne kadar elzem olduğunun bilgisini, kitap veriyor bize. Pratikte daha belirgin bir şekilde gün yüzüne çıkan bu zikri geçen noktalar, teorik olarak görev öncesinde yüreklere ve zihinlere nakşedilmekte gecikilmemelidir ki, müminler adına güzel günlerin gelmesi yakınlaşabilsin.

Rasullerin ve Nebilerin mücadelesinin bir anlamda kısa adı olan “davet”, kolay yürünebilir ve yürütülebilir bir şey olsaydı, tarih boyunca taliplilerinin sayısı az olmazdı. Sahiplenip de yılmayanların, dönmeyenlerin, yorulmayıp dökülmeyenlerin misali, bize şu hakikati haykırıyor: Bu yol, yiğitlerin yoludur! Buna, tarih şahit. Onun için Rasulullah Efendimizin, “Rabbim! Ayaklarımı ve kalbimi dinin üzere sabit kıl!” duasının daha fazlasını biz Rasul yarenleri yapmalıyız, yapabilmeliyiz.

Kişilerdeki sorun ve sıkıntıların haricinde, Fethi Yeken, bir de dış sebeplerden dem vuruyor kitabında. Mesela; İslamî bilinç ve inanıştan yoksun olan ailelerin, akrabaların ve çevrelerin baskısının, davetçi müminlerin üzerinde hiç olmayacak kadar olumsuz etkiler bıraktığının haberini veriyor bize. Yine İslam davasının düşmanı olan hareketlerin de etkisi azımsanacak gibi gözükmüyor tabi ki. Onların düşmanca politikaları, kaygan zemindeki şahısların vazgeçmesini beraberinde getirebiliyor nihayetinde. Ama Allah yolunda, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi kendilerine en büyük varlık gayesi edinmişler için onların oyunları, karşı duruşları suyun üzerindeki köpükler misali kaybolup gidicidir. O şeytanî oluşumların, Allah’ın has kullarına pek de yapabilecekleri bir etki yoktur öyle. Bunun böyle olduğunun haberini, hayat ve hidayet kaynağı olan Kerim Kitabımız Kur’an’dan alıyoruz.

Makam ve mevki sahibi olmanın, o yürekler karartan ve davadan saptıran olmayasıca halin de üzerinde durmayı unutmuyor Fethi Yeken. Davet yolundaki aktif insanların tökezlemesine yol açan unsurlar olarak, kendini beğenmeyi, gururlanmayı, kendinden hoşnut olmayı, kibri ve bencilliği öne sürüyor. Bunlar, öyle bir zehir etkisindedirler ki şeytan (aleyhillane), bunların vesilesiyle müminleri günahların bataklığına çekerek üstünlük elde etmenin çakır keyfini sürer oluyor. Makam tutkunluğu, günümüz tabiriyle koltuk sevdası, dava adamlarını yiyip bitiren sinsi birer kurt mesabesindedir. Rabbimiz, dinini dava edinmişleri, bu tuzakların tümünden uzak tutsun.

Yolların en kutlusu olan İslam’ın davetçisi iken o ya da bu sebeple ayakların ve kalplerin kayması durumu hâsıl olabiliyormuş demek ki! Bu kayma ve dökülüp savrulmaların sebeplerini öğrenmek, öğrendikten sonra da tedavisini gerçekleştirmek için bu kitabın kapısını bir tıklatmak gerek. Bütün cümlelerinin hayatta yerini bulduğu bir eser olarak sizlerin dokunuşunu bekler “Davet Yolunda Dökülenler”.

Son noktamızı, bu güzel insanın, bir o kadar güzel şu duasıyla koyalım: “Davamızın sonu, âlemlerin Rabbine hamd etmektir. Allah’tan direnç, sebat ve güzel bir son diliyorum. Nimet yokluğundan, âni cezadan, sağlık ile esenliğin değişiminden ve kötü dönüşümlerden Allah’a sığınırız. O, duaları işitendir. Âmin!”

Fatih PALA

 

GRUBA KATIL