Affetmenin Rahatlığı
Genel Gündem Son Sayımız Yazarlar

Affetmenin Rahatlığı

Cefai DEMİREL

Af kelimesinin aslı “afv”dır. ‘Afv’ Türkçedeki affetmenin karşılığıdır. ‘Afv’ sözlükte, yok etmek, silip-süpürmek, bir şeyi elde etmeye yönelik niyet, fazlalık, artıp çoğalma gibi anlamlara gelir. Istılah (terim) anlamı: Çirkin bir şeyi veya kötülüğü görmezden gelme, yapılan bir suçtan dolayı suçluyu cezalandırmama, ceza uygulamasından vazgeçmektir.

Bazı Müslümanlarımız hatasız kul olmak ve hatasız Müslüman aramak peşindedirler. Tüm günah ve yanlışlardan kaçmaya çalışmanın faziletini değerlendirdiğimizde bu, güzel bir tavır olarak görülebilir. Ancak, insan olduğu halde hatasız olmak mümkün değildir.”Eğer siz, hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve günah işleyip hemen arkasından tövbe eden bir kavim yaratırdı.” (Müslim; S.Müslim bi şerh’in Nevevî, 17/65). Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir sonucudur. İnsanoğlunun fıtratında bu özellik mevcuttur. Hata edip tövbe etmek, hatamızın telafi yollarını aramak da, Müslüman’ın özelliğidir.

“Affetmeniz takvaya daha yakındır. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz ki Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.”  Bakara: 2/237

“Sen af yolunu tut, marufu, iyiliği emret ve cahillere aldırış etme!” A’râf: 7/199

“O takva sahipleri ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” Âl-i İmran: 3/133

Allah (cc), takva sahibi olmak için saydığı özelliklerin arasında öfkeyi yutmak ve insanları affetmek gibi Müslüman’a yakışan davranışları da saymaktadır. Müslümanlar olarak ailemizden, arkadaşlarımızdan, çevremizden haksızlık görmüş olabiliriz. Bu öfkeyi, hırsı, içimizde besleyip tutmaktansa, haksızlık yapanı affetmek herkesin faydasına olacaktır. Bu faydanın en büyüğü de kendimize olacaktır.

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. Öğretmen, o zaman bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin der. Öğrenciler bunu da kabul ederler.

Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır, ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun”. Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine peki öğretmenim şimdi ne olacak? Der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.”

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikâyete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bize. Hem sıkıldık, hem yorulduk?”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, hâlbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.”

Allah resulünden (sav) ve sahabeden örnekler

Peygamber Efendimiz, insanların en affedicisi idi. O, kendisine ve ashabına yıllarca işkence eden Mekke müşriklerini affetmiş, en yakınlarını katleden insanları dahi bağışlamıştır. Amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’yi, onun ciğerini dişleyen Hind’i, hatta kızı Zeyneb’i devesinden düşüren ve bir süre sonra onun vefatına sebep olanları dahi affetmiştir. Bizler için örnek şahsiyetler olan sahabenin büyüklerinden Hz. Ebu Bekir efendimiz, Hz. Aişe annemize iftira atıldığı zaman daha önce yardım ettiği, elinden tuttuğu bazı insanların da münafıklarla beraber ileri geri konuştuğunu duyunca çok kızarak bundan sonra bu gibi insanlara yardım etmeyeceğine dair yemin etmiştir. Bunun üzerine Rabbimiz onu şöyle uyarmıştır: “İçinizden fazilet ve servet sahibi kimseler akrabaya, fakirlere, muhacirlere yardım etmeyeceklerine dair yemin etmesinler; affetsinler, feragat göstersinler. Allah’ın sizi affetmesi hoşunuza gitmez mi? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir”. Nur 22. ayet.

Enes(r.a) hazretleri buyurdular;

“Biz Efendimiz hazretlerinin huzurunda oturuyorduk. Efendimiz hazretleri tebessüm etti. Hatta dişleri bile göründü. Hazreti Ömer(r.a) sordular, “Seni güldüren nedir ya Rasulallah.” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular. “Ümmetimden iki kişi, Allah (cc) huzurunda diz çöktürülmüş bir halde hesap veriyorlardı. Onlardan biri, Ya Rabbi Bu kardeşimden benim hakkımı al, dedi. Allah’û Teâlâ hak borcu olan kula; Kardeşinin hakkını ver, dedi.”

O, Ya Rabbi! Benim güzel işlerimden ve sevaplarımdan bir şey kalmadı, dedi. Allah’û Teâlâ hakkını arayan kişiye, “ Onun hasenat ve sevaplarından bir şey kalmadı,” dedi. O kişi, Ya Rabbi! Benim günahlarımı üstlensin, dedi. Bunun üzerine Efendimizin(s.a.v.) gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Efendimiz(s.a.v.) sesli ağladı. Onu ağlatan, ümmetinden bir kişinin çok müşkül bir durumda kalmasıydı. Cenabı Hakkın huzurunda çaresizce bir vaziyette bulunmasıydı. Sonra Efendimiz (s.a.v) buyurdular; “Bu, o büyük gün içindir. O gün kişi, kendisinden günahını yüklenecek birine muhtaç olur.” Hakkını talep eden kişiye, Allah’û Teâlâ buyurur; “Başını kaldır! Cennetlere bak” O kişi, başını kaldırır ve der ki; Ya Rabbi! Gümüşten şehirler ve altından saraylar görüyorum. İncilerle donatılıp süslendirilmişler! Ya Rabbi! Bunlar hangi peygamberindir? Hangi sıddıkındır? Hangi şehidindir? Allah’û Teâlâ buyurdu; “Kim ücretini verirse onundur!” Adam sordu; Ya Rabbi! Bunların ücretini vermeye kimin gücü yeter, dedi. Allah (cc) buyurdu; “Senin!” Adam; Ne ile dedi. Allah’û Teâlâ buyurdular; “Kardeşini affetmekle!” Ya Rabbi! Kardeşimi affettim, dedi. Allah’û Teâlâ buyurdu; “Kardeşinin elinden tut; onunla cennete gir!” Sonra Efendimiz (s.a.v) buyurdular; “Allah’tan korkun! Kardeşlerinizin arasını düzeltin! Muhakkak ki Allah’û Teâlâ hazretleri, kıyamet günü mü’minlerin arasını ıslah edip düzeltecektir.”

Sağlıkla alâkalı

Öfke, stres, vücut dengemizi, fizyolojimizi, yani sağlığımızı etkiler. Stres durumlarında vücudumuzda hangi bölge tepki veriyor. Mide: hazımsızlık, bağırsak sendromları. Kalp: yüksek tansiyon, ritim bozuklukları, baş ağrısı, migren, uykusuzluk ve diğerlerini fark edebilirsiniz.

Yani öfkenizi çözemiyorsanız yüksek tansiyon ve buna bağlı olarak kalp krizi geçirme olasılığınızı artırıyorsunuz. Öfkeye eğilimi olan bir insan az eğilimli olan insanlardan üç kat daha fazla kalp krizine yakalanma olasılığına sahiptir. Hayatımızı hiç öfkelenmeden sorunsuz geçirmemiz mümkün değildir. Ancak bir olayın sürekli olarak beynimize ve gönlümüze yer edip oradan çıkarmadığımızda bize zarar verebilir. Çünkü stres ve öfke süreklilik arz ediyorsa vücut dinlenip kendini yeniden inşa edemez. Sürekli alarm halinde olmak vücudun rezervlerini tüketir, bu durum organların yıpranmasına neden olur.

Yanlışlarımızı çabuk unutur fakat bize yapılan yanlışları hiç unutmayız.

Hepimiz seçici bir hafızaya sahibiz. Olumsuz duyguları olumlu duygulardan çok daha güçlü hissederiz. Olumsuz duyguları olumlu olanlardan daha fazla hatırlarız, olumsuz detaylar, sözler üzerinde daha çok durarak olayların kontrolünü kaybederiz. Kötü olanları abartır hafızamızda tutarız, iyi olanları küçümseriz hafızamızda tutmayız.

Bizi öfkelendiren olayı tekrar değerlendirelim. Kendimize şunu soralım ve seçimimizi yapalım. Hayatımı başkalarının incitici davranışları mı yönlendirilecek? Yoksa hayatımı şimdi ve gelecekte ben mi yönlendireceğim? Affetmek hayatın kontrolünü tekrar bize kazandıracak, kendi iyiliğimiz için, gelecek hayatımız için, harekete geçmemiz gereğini hatırlatacaktır. Affetmek bizi özgürleştirir, mahkûmiyetimizi bitirir. Biz affetmeyi seçtiğimizde etrafımızdakiler de daha olumlu olmayı seçeceklerdir. Affetmek hayat kalitemiz üzerinde bu kadar etkisi varken. Neden affetmeyi seçmeyelim?

Affetmenin Sosyal Faydaları

Affetmenin sosyal faydaları, İkili ilişkileri güzelleştirip güçlendirmesi ve toplumsal barışa katkıda bulunması ilk akla gelendir. Affetmek geliştiricidir, Empati yapmayı öğretir. Muhatabının duygu ve düşüncelerini, bakış açısını ve motivasyonunu anlamayı sağlar. Olaylara farklı açılardan bakmayı gösterir. Affedebilenin yeni ve orijinal fikir üretme bilgileri birbiriyle ilişkilendirme kabiliyeti daha yüksektir. Affetmek özgürleştirir, insanı esiri olduğu duygu, düşünce ve bakış açısından özgürleştirir. İnsani ilişkilerden doğan olumsuz enerjiler, onlara tutunduğumuz sürece bizi bulunduğumuz seviyede tutar. Affetmek, bu olumsuz enerjileri terk ederek bize biçilen rolden bağımsızlaşmamızı ve daha ileri seviyelere varmamıza olanak sağlar.

Dostun attığı gül bile bizi incitir

Hallac-ı Mansur, cezbe halinde söylediği ve Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir Onu asılacağı meydana getirirler. Düşmanları, Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez. Ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca, Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Onların taşı bizi incitmez ama bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı”. İnsan hayata daha çok dostlarıyla, sevdikleriyle tutunur Sevinçlerini onlarla paylaşarak arttırır, Acılarını hüzünlerini yine onlarla paylaşarak azaltır Kişi, tanımadığı kimselerden bir kötülük, bir haksızlık gördüğünde çok incinmez, en azından hayal kırıklığına uğramaz ama dostundan gördüğü küçük bir eziyet bile ona zor gelir. Başkalarının, hakkımızda yanlış düşünmeleri bizi fazla üzmez, ama sevdiğimiz birisi hakkımızda yanlış düşünürse, zarar verecek bir davranışta bulunursa bu bizi üzer. O sıradan biri değildir güvendiğimiz kimselerden biridir. Bu yüzden dostla hal ve hareketlerimize, konuşmalarımıza özen göstermemiz gerekir Bazı sözler keskin kılıç gibidir, dostluğumuzu, kalbimizi yaralar. Tedavisi imkânsız yaralar açar.

Sonuç olarak: Affetmek, geçmişte yaşananların bize zarar vermeye devam etmesine son vermek demektir. Affettiğimiz andan itibaren geçmişte yaşamak yerine şimdiki zamanı yaşamaktır ve şimdiki anın tadını çıkarmaktır. Sahip olduğu potansiyelin açığa çıkarmasını engelleyen ağır enerjilerden kurtulmaktır, Gelecekte yaşayabileceği sorunların üstesinden rahatlıkla gelmektir, Dargınlığa, kin tutmaya ve kendimize acımaya artık ihtiyacımız olmadığını fark etmektir. Geçmişle ilgili yoğun duygu ve yakınmalardan sıkıntılardan kurtulmak demektir. Geçmişin üzerimizdeki yıkıcı etkisinden kurtulmak, olumsuz duyguların gitmesine izin verip hafiflemektir. Bize karşı yapılan hatalardan ve hayatın adil olmadığından şikâyet etmek, yaşam sahnesinde mağdur rolünü oynamak bize iyi geliyorsa, buna devam edebiliriz. Fakat bilmekte fayda var ki, biz eğer istemezsek, bu rolü oynamayabiliriz. Hayatı diğerlerinin yönetmesine izin vermek yerine, yaşamdan keyif almayı seçebiliriz. Bizleri en çok yaralayan, üzen, dostlarımız olabilir. Bizlere zor günlerimizde yardım edenler veya edecek olanlar gene onlardır. Bu yüzden affedilmeyi en çok hak edenlerde gene onlardır.

KAYNAKLAR:

Psikolojik Danışman: Perihan Demirbaş

Klinik Psikolog        :Esin Ergin

NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin 169.Sayısında (Haziran-2013) Yayımlanmıştır.

GRUBA KATIL