Bismillahirrahmanirrahim.

Şehadet; davası uğrunda canını ortaya koyma pahasıdır, anadan-babadan geçme sevdasıdır, ticaretini geride koyabilme mertliğidir. Her yiğide nasip olmaz şehadet ve her gönülde yer edinmez. Nasibe yazılması gerekir evvela âlemlerin Rabbi tarafından; yoksa yüz bin canı olsa da birini dahi bu yolda kabul ettiremez yiğit. Ama değil midir ki Allah yazmıştır nasibe, işte o zaman bayramların en hası, en güzeli, en lezzetlisi yaşanır gönüllerde, ruhlarda.

Tarih boyunca onurlu davaların onurlu birer temsilcisi olarak kabul edilen şehitlerin, günümüzde de aynı yücelikle anılması, örnek alınması yadsınacak bir durum değildir. Şehadetleriyle kutlu dava yolunu aydınlatan bu örnek şahsiyetleri ele almak demek, sayısız isimle ve onların eşsiz hikâyeleriyle karşı karşıya kalmak demektir. Kutlu yaşamlar, uhrevi yiğitlerle yüz yüze gelmek demektir. Öyle ya, hayatını, savunduğu dava uğruna hiçe sayan mazlum bir kadın isterseniz şayet, birden Hz. Sümeyye’nin nur yüzü belirir tarih sayfalarında. Ya da Bilal olur şehidin adı ve kızgın çöl kumlarının üzerinde kocaman bir kayanın altında onur’u mırıldanır bizlere. Hz. Hamza’nın kavga meydanında cenk ederken aslan gibi kükreyişi inler zihinlerimizde. Elbette Allah yolunda malını seve seve harcadığı için canından olan ilk şehidi, Habil’i de unutmamak gerekir, şehadetin parlak sahifeleri arasında. Bu kutlu davanın kutlu elçilerini saya saya bitirmek, onları, kupkuru birkaç cümle ile izaha kalkışmak imkân dâhilinde olmasa gerektir. Onların ecirleri, Rablerinin katındadır ve onları beklemektedir. Yoksa kendini izahtan bile yoksun birkaç esrik cümleyle onları mükâfatlandırmaya kalkışmak haddi aşmaktır en basitinden, onların nail oldukları lütuflardan bihaber olmaktır.

Şehadete bir de başka bir yönden bakmak, bu şanlı yolun yolcularını bir kez daha yâd etmek gerekirse eğer, şehit nebiler beliriverir kanlı şirk sahifelerinin arasında. Bir yanda Hz. Zekeriya, Allah’a şirk koşmadığı için kavmi tarafından hunharca katledilmiş, şehitlerin şanlı sancağı altında kendine yer bulmuştur o da. Diğer yanda kutlu şehit Hz. Zekeriya’nın kutlu oğlu Hz. Yahya… O da babasının yolunda ilerlemiş ve Allah’a şirk koşanlara kafa tutma konusunda ondan geri kalmamış, babası gibi hunharca katledilmiştir. Hiçbir zaman nebi olduklarına güvenmemişler, “Bizler zaten cennetlik kullarız”, diyerek mücadeleden ve şehadet yolunda ilerlemekten geri durmamışlardır. Tevhid dininin bir diğer güçlü savunucusu olan Hz. İsa, davasından vazgeçmediği, Allah’a şirk koşmadığı için kavmi tarafından çarmıha gerilmiş, Allah’ın bir lütfu olarak göğe yükseltilmiş, kavmi de Hz. İsa yerine bir başkasını öldürmek durumunda kalmışlardır. Kutlu davanın kutlu birer elçisi durumunda bulunan bu şehit nebilerin yanı sıra kavimlerinin tehditleriyle, suikast girişimleriyle karşı karşıya gelen onlarca, belki de yüzlerce peygamberden söz etmek gerekecektir. Kavmi tarafından kendi dinlerine tabi olmadıkları için öldürmek istedikleri ve bu yolda çeşitli girişimlerde bulundukları peygamberlerden biri de Hz. Muhammed Mustafa’dır (sav). Kavminin, suikast düzenleyeceği kendisine bildirildiğinde, Hz. Ali’yi yerine geçirip bu tehlikeyi savuşturan Hz. Peygamber (sav), şayet müşrikler başarılı olsaydı, o da şehit nebiler kervanına katılacaktı; ancak Allah subhanehu ve Teâlâ, buna müsaade etmemişti. Onun nice gönülleri fethetmesine, nice yüce şehitler yetiştirmesine imkân sunacaktı. O da bu dava için onlarca, yüzlerce şehit yetiştirmiş, yetiştirdiği kudretli ve kuvvetli yiğitler, İslam davası uğrunda mücahede etmekten, şehadet şerbetini içmekten bir an bile geri durmamışlardı.

Şehadetin kutlu yolcuları sadece bunlarla da sınırlı değildir. Her dönemde şehadet aşkıyla yanıp tutuşan bir komutan, bir asker bulunur. Selahaddin Eyyubî belirir Kudüs kapılarında şehadet aşkıyla yanıp tutuşan. Haçlı güruhunun karşısında kendini siper eden bir Kılıçaslan görünür Anadolu topraklarında. Ulubatlı Hasanları, Genç Osmanları da unutmayacaktır şehadet tarihi yazan kalemler. Her biri, aslan gibi bir neferdir ve şehadete, koşar adım gitmişlerdir. Kimi muradına ermiş, içmiştir şehadet şerbetinden; kimi de sonraki seferlere bırakmıştır. Ya şehit olmuştur ya da bu yolda çabalamış bir gazi olma şerefine nail olmuştur.

Şehadet, bir tutkudur ve ancak bu tutkuya kapılanlar bilir onun lezzetini.

Taşkın ÖNEL

22.01.2021