Ekranlar Arasında Kaybolan Zaman: Bir Müslümanın En Büyük Sermayesi Üzerine
Arşiv Genel Yazarlar

Ekranlar Arasında Kaybolan Zaman: Bir Müslümanın En Büyük Sermayesi Üzerine

Günümüzün en sinsi ve en yaygın silahı: Ekran.
Telefon, tablet, bilgisayar ya da televizyon… Şekli değişse de ekran, bugün insanlığı şekillendiren, düşüncelerini yönlendiren ve belki de farkında olmadan hayatını elinden alan en güçlü aygıt hâline geldi.
Bu, insanlık tarihinin hiçbir döneminde karşılaşılmayan bir süreçtir. Çünkü ekran, bir araç olmanın ötesinde, bir zihin formatlayıcısı, bir ruh yönlendiricisi ve bir zaman hırsızıdır. Üstelik tüm bu etkileri, izleyicisi, gönüllü bir teslimiyet içinde yapar. İnsanlar ekranı severek, isteyerek hatta “gerekli” zannederek hayatlarının merkezine alırlar. Fakat ne yazık ki bu araç, insanı kendisine benzetmeye başladı. Herkesi aynı reflekslerle düşünmeye, aynı tepkileri vermeye, aynı içeriklerle şekillenmeye zorlayan bir tektipleştirme makinesi hâline geldi. Daha önceki bazı makalelerimizde de vurguladığımız gibi biz, bu yeni insan tipolojisini Cupido mundi olarak tanımlamıştık: Sevgisi dünya olan, bakışı yüzeyde kalan, düşmanını da dostunu da ekranla tanıyan, ruhunu dijitalin ışığında kaybeden insan tipi…
Oysa zaman, Müslüman için en büyük sermayedir. Para, makam, şöhret; hepsi telafi edilebilir. Ama -zaman-, bir kez geçti mi geri dönmez. Çünkü biz, bu fani dünyada sınırlı bir ömürle, ebedi olanı arıyoruz. Allah’ın rızasını, cennetini, kurtuluşunu; hepsini bu kısa ömrümüzde kazanmaya çalışıyoruz. Bu nedenle, zamanımızı neye verdiğimiz, aslında ahiretimizin akıbetini belirliyor.
Ekran: Sessiz Sermaye Katili
Bugün ekran, özellikle de sosyal medya platformları, Müslümanların ömründen çalan bir sessiz sermaye katili hâline geldi.
“Yeni şeyler öğreniyorum, gündemi takip ediyorum, faydalı içerikler izliyorum,” diyenler bile günün sonunda bu sistemin kazandığını fark etmiyor. Çünkü bu yapı, hayır ve iyilik üzere inşa edilmedi. Algoritmasıyla, ticari mantığıyla, manipülasyon yeteneğiyle ekranlar, en iyi niyetle bile kullanılsa çoğu zaman kendi kurucularının işine yarar. Çünkü iyiliği bile paketleyip satabilir, vicdanı bile zaman öldürmeye dönüştürebilir.
Bu noktada asla “Ekranı tümüyle terk edin” gibi radikal ve gerçeklikten kopuk bir çağrı yapmıyorum (belki de yapmak gerekir). Bu çağda yaşıyoruz. Ancak şunu net şekilde söylemeliyiz: Ekran, yeniden tanımlanmalı. Yeni ve ilkeli bir platform inşa edilmeli. İletişim aracı olarak kalmalı, ticari ve yönlendirici bir platform olmaktan çıkarılmalıdır. Bu, kolay bir hedef değildir, kabul. Ama ulaşılması gereken bir vizyondur.
Bu dönüşüm sağlanana kadar yapılması gereken bellidir: Ekranı azaltmak. Bilhassa genç Müslümanlar için, ekranla geçirilen zaman; ibadetlerden, üretimden, tefekkürden, sorumluluktan çalınmış zamandır.
Ekran ve Tefekkür: Derin Düşüncenin Katili
Ekran, zaman dışında, zihinsel derinliği de çalmaktadır. Bir mesele üzerine saatlerce düşünmek, tefekkür etmek; bu, artık kaybolan bir meziyet oldu. Çünkü ekran zihni hızlı, yüzeysel, parçalı bilgi bombardımanına tabi tutar. Hâl böyle olunca, insan düşünemez; sadece tepki verir. Derinleşemez; sadece tüketir.
Kur’an, tekrar tekrar tefekküre, tedebbüre, akletmeye çağırır. Ama bu çağrıya kulak verebilmek için, önce sessizleşmek, ekranlardan uzaklaşmak gerekir.
Ya Vakit Ya Vakit
Zamanın en kıymetli şey olduğunu söyleyen nice insan, zamanını ekranlara vermekte bir beis görmüyor. Bu, büyük bir çelişkidir. Zaman; Allah’ın bize verdiği ve bir daha asla iade edilmeyecek bir emanettir. Onu ibadetle, fikirle, üretimle, derinlikli dostluklarla ve insana gerçekten fayda sağlayacak yollarla değerlendirmeliyiz.
Ekranlarla yönetilen değil, ekranlara hükmeden bir ümmet olmak zorundayız. Aksi hâlde, Allah ıslah etsin, hem dünyada hem ahirette çok ağır bedeller ödemek zorunda kalırız.
Dr. Hüseyin DURMAZ

GRUBA KATIL