Tarihten Günümüze Kadın[i]
Arşiv Yazarlar

Tarihten Günümüze Kadın[i]

Tarihten Günümüze Kadın[i]

 Bismillahirrahmanirrahim.

İnsan olarak bizi var eden, kadın olarak da en güzel vasıflarla bizi donatıp, değer verene hamd olsun. Kadınlara verilmesi gereken değeri, gönderdiği risaletiyle tekit ettirdiği, bizim dünya ve ahiret değerlimize de salât ve selam olsun (sallahu aleyhi vesellem).

Kadın; insanlığın varoluşundan beri hangi toplumda ve o toplumun hangi kategorisinde bulunursa bulunsun yıpratılmış, hak ettiği değer verilmemiş, hakları elinden alınmış, ezilmiş, sömürülmüş ve zulme maruz bırakılmıştır.

Aslında yaratılma amacı ve ona yüklenen rol çok büyüktü, öncelikle Allah’a kuldu. Sevilerek var edilmişti, cennet ayaklarının altına konulmuştu.

Kadın için Rabbinden gelen ne büyük değerdi. Ama gel gör ki; Rabbinin ona verdiği değeri ve hakları bilmeyen kadın haklarını eline verdiği, tarih boyunca verilen her nimeti tahrif ve tağyir etme vasfı taşıyan insan, kadının hukuku üzerinde de oynamıştır.

Geçmişten günümüze ulaşmış tarih kitaplarına baktığımızda, bulunduğu çağda kendisini medeni addetmiş nice toplumlarda da kadının toplumsal ve hukuksal haklarının ne kadar gasp edildiğini görüyoruz. İslam dinine dil uzatanların, kadınların haklarını gasp ettiğini, onları ikinci plana attığını savunanların geçmişine göz atarsak kadının bulunduğu yeri ve tarihte geçirdiği süreçleri daha iyi anlarız.

ESKİ KÜLTÜR VE MEDENİYETLERDE KADIN

 Yahudi Medeniyetinde Kadın:

Musevilik olarak bilinen Yahudilik, ilk büyük ve tek tanrılı bir dindir. MÖ.7. yy.da Mısır ve Filistin’de ortaya çıkmıştır. Son derece milliyetçi bir dindir. Yahudilerden başka kimseye üstünlük vermez. Yahudilik, erkek egemenliğini ilk kurumlaştıran dindir. Muharref (tahrif edilmiş) Tevrat’ta erkeğin ne derece üstün kılındığı, kadının ise nasıl düşürüldüğü açıkça belirtilmektedir:

  • Kadına tüm doğumlarda sonsuz acılar içinde kıvranmayı ceza olarak vermiştir.
  • Kadın, ölümden daha acıdır. Salih, (Allah katında) binde bir de olsa kurtulacaktır. Fakat kadınlar arasında, Allah’ın huzurunda kurtuluşa erecek tek bir kimse bulunmaz.
  • Kadın, miras ve mal-mülk edinme hakkına sahip değildir.
  • Diğer birçok uygarlıkta olduğu gibi Yahudilikte de kadın kısır olursa terk edilir ve gerek toplum gerekse ailesi tarafından dışlanır.
  • Evlenen kadın her yönüyle kocasının malı oluyor ve kocası ona istediğini yapabiliyordu vs.

 

Hıristiyanlık Medeniyetinde Kadın

Hıristiyanlık, Musevilikten sonra gelen çok kapsamlı tek tanrılı bir dindir. Bu din, Hz. İsa’ya vahyedilmiştir. Yahudiliğin bir kavim dini olarak sürdürülmesi Roma zulmünden kurtulmak isteyen halkı bu dine sevk etmiştir. Bu yeni dinin eşitlik ve sömürüye karşı çıkması nedeniyle kadınlar içinde bir kurtuluş umudu haline gelmiştir. Bu yeni din ile böyle bir kurtuluş umulurken Hıristiyanlığın, Roma İmparatorluğunun resmi dini ilan edilmesiyle beraber köle ve yoksul halk yine baskı altına girdi. Hıristiyan toplumu, kadını bir şer bela olarak algıladı inanışlarına göre; “Erkek, kadın için yaratılmadı ama kadın, erkek için yaratıldı.”

Ortaçağda kadın, erkeğin kölesi durumundadır.

Ortaçağ aydınları “kadının ruhu var mı” diye günlerce tartıştılar, sonunda “evet vardır, erkek için yaratılmıştır” görüşünü kabul ettiler.

Yoksul kesimden evlenmek isteyenler olursa derebeylerinden izin almak zorundaydılar. Evlenmek isteyenlerle öncelikle derebeyleri beraber oluyor ve o kadınların iradesini ve kişiliğini ayaklar altına seriyorlardı.

Sadece fakir kesimin kadını böylesi bir uygulamaya tabi tutulmuyor, yüksek zümre dediğimiz şövalyeler de kendi isteklerine cevap vermedikleri yahut hoşlanmadıkları hanımlarını, çeşitli cezalara tabi tutarak ya boşuyor ya da satabiliyorlardı. Bu satış işlemini taksitle bile yapıyorlardı.

Evlenen kadının babası; evlilik anlaşması, mülkiyet devri gibi evrak üzerinde kızının eşinin üzerine mülkiyetini devrettiğini belgelerdi, artık onun ismini alırdı.[1] Bu yüzden soyadı kanunu, İngiliz ürünüdür. Evlenince soyadı değiştirmeyi de onlardan alarak bize uyguladılar ve bu uygulama, hala devam etmektedir. İslam, hiç kimsenin soyunu evlenince değiştirmez. Kadın, evlenir, boşanır ve soyunun adı sabittir. Çünkü soyu, sabittir.

 

Yunan Medeniyetinde Kadın

Yunan medeniyeti, altın bir çağ yaşamasına rağmen kadınlara karanlık bir çağ yaşatmıştır. Felsefe alanlarında tarihe adını yazdıran Sokrat, Eflatun ve Aristo gibi felsefecilerin döneminde kadının değeri çok düşük ve aşağı bir seviyedeydi.

Yunan toplumunda kadın, evinin ve kocasının hizmetçisi, pis kokan, hor ve hakir görülen değersiz bir eşya gibiydi.

Eflatun, “Kadın, elden ele orta malı olarak gezmelidir” demiştir.

Kadının miras hakkı olmadığı gibi boşama hakkı da yoktu. Boşama durumunda hâkimin huzuruna çıkıp savunma yapamazdı.

Yunan toplumunda fuhuş da oldukça yaygındı. Sanat adına fahişelerin çırılçıplak resimleri yapılmış, evleri siyasetçilerin ve edebiyatçıların uğrak yeri olmuştur.

Ünlü filozoflarında içinde yer aldığı Yunan toplumunda homoseksüellik yaygın bir hal almış ve bu sapık ilişki, normal bir hale gelmişti. Erkekler arası böylesi sapık bir ilişki söz konusuyken, erkek karısını kısır olduğu takdirde akrabalarından herhangi biriyle yatırma hakkına sahiptir. Şayet kadın kısırsa erkek onu boşardı vs.

Çin ve Japon Medeniyetinde Kadın

Kadın, erkeklerle aynı haklara sahip değildi. Kıza, evleneceği kişiyi zifaftan önce görmeye müsamaha gösterilmezdi. Kadın, kocasına ve kocasının annesine hizmet etmekle yükümlüydü. Kadın, çok erkek doğurmakla ün kazanır, saygı görür. Erkek doğurmayan kadın, hem ailesinden hem de toplumdan dışlanırdı.

Japonlar ise: Bu medeniyetin en önemli özelliği, “Geyşa” denen Japon zaniye kadınlarının olmasıydı.

Kadın, erkeğin kötü ahlakına ve kendisine yapılan zulme karşı koyamadığı gibi boşanma hakkı da yoktu vs.

 

Eski Roma Medeniyetinde Kadın

Asırlar boyunca krallıkla yönetilen Roma İmparatorluğu, zulmüyle insanları tehdit altına almıştır. İmparatorluğun kuvvete dayalı zulmü, erkeğin olduğu gibi kadının da hayatına aksetmiştir. Roma medeniyetinde kadına hiçbir medeni hak verilmemiştir.

Mülk, miras edinme hakkı yoktu. Kendi hayatıyla ilgili bütün kararları kocası verirdi.

Roma toplumunda kadın, ailesi tarafından itiraz hakkı tanınmadan satılabiliyordu. Evin erkeği, karısını satabildiği gibi çocuklarını da satabiliyordu.

Eski İran, Hind medeniyeti, Mısır medeniyeti ve İslam öncesi medeniyetlere bakarsak hiçbirinde hak, hukuk, adalet göremeyiz.

Kadının; evlilik, ticaret, miras, boşanma, evlat hakları tamamen ellerinden alınmıştır.

Tarihteki diğer tüm medeniyetlere bakacak olursak, daha buna benzer binlerce örnek görebiliriz.

İslamiyet’ten Önceki Arap Toplumunda Kadın

İslam’dan önce Arap toplumunda kabilelerin birçoğu, kız çocuğu sahibi olmalarının kendilerini alçaltıp utandıracağına inanıyorlardı. Bu kabilelerden herhangi bir kişinin kızı olduğunda ya onu öldürmesi gerekiyor ya da milletin bütün ayıplamalarına ve aşağılamalarına kulağını tıkaması gerekiyordu.[2]

“Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdelenince öfkelenir ve yüzü kapkara kesilir, müjdeden ötürü milletten saklanır, acaba o çocuğu zillet ve horluğa katlanarak yaşatsa mı yoksa toprağa mı gömse. Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!” (Nahl suresi, 58-59).

Cahiliyle devri Araplarının baba otoritesine dayalı bir aile yapısı vardı. Koca, onları geçindirmek kaydıyla istediği sayıda kadınla evlenebilirdi. Kocanın ölümü halinde kadın, diğer mallar gibi kocanın mirasçılarına geçerdi. Bu mirasçı, ister onunla evlenir, isterse başkasıyla evlendirerek mihri kendisi alırdı. Köle pazarlarında kadınların, boyunlarında tasma olur ve öylece alınır satılırlardı.

Burada ayrıntılı yazamayacağım daha nice zulümler kadınlara reva görülmüştür.

 

Cahiliyede (İslamsız toplum) nikâh dört çeşittir:

  1. a) Kız, velisi tarafından nişanlanır sonra da evlendirilirdi.
  2. b) Kadın, hayızdan temizlenince kocası tarafından başka bir erkekle birlikte olmak üzere gönderilir. Kadının hamileliği, birlikte olduğu adamdan belli oluncaya kadar kocası onunla birlikte olmazdı. Hamile kalırsa onu sever ve bunu da çocuğun mükemmelliği için yapardı.
  3. c) On kişilik bir grup erkek, toplanıp kadınla beraber olurdu. Kadın, hamile olup çocuk doğurunca o adamların hepsini toplar ve şöyle derdi: “Yaptığınız işi biliyorsunuz. Ben doğurdum, ey falanca, bu oğlundur” derdi. Ona, seçtiği adamın ismini verir ve adam, buna itiraz edemezdi. Kadın, çocuğuna baba seçerken daha çok en zengin ve kabilelere üstün olanını tercih ederdi.
  4. d) Birçok adam bir kadına gider ve kadın buna itiraz etmezdi. Bunlar, kötü kadınlardı. Evlerinin kapısına işaret koyup bayrak dikerlerdi. Sonra hamile kalıp doğurunca çocuğuna istediği erkeği baba seçerdi. Cariyelerin birçoğu fuhşu meslek haline getirmişti (Buhari, Nikâh-2, 132/133; Ebu Davud, Talak-22/72).

 

İşte; İslamsız hayatların içindeki kadını gördük. Oysa İslam’la gelen emirlerle, kadına verilen değer ve ihtimam, tarihte devrimler oluşturmuştur. Bugün bize medeniyet dersi vermeye (!) kalkan medeniyetsizlerin tarihi budur.

İSLAM’A GELİNCE;

 Rabbimiz, insanı büyük bir alakayla (severek) var etmiştir. Müsteşriklerin ve onların takipçileri olan her çağın zalimlerinin dediği gibi: İSLAM, kadını ikinci plana atmamış ve ezmemiştir. Ona zarar verilmeyecek, her yerde kadın, erkekle aynı yerde bulunmuştur (savaş, barış, ticaret, miras, ilim. vb.).

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de daha ilk yaratılış anından kadının ne kadar değerli ve ne kadar önemli olduğunu ayetleriyle bize öğretmiştir.

İnsan olarak kabul edilmeyen, tarihten gelen kadına Kur’an’ın hitabı: Dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin, dilediğiniz gibi bol bol yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz” (el-Bakara, 35). Ayet-i kerimeyi güzel fehmedersek; ikiniz (peygamber ve eşi) de yiyin, için, istediğiniz gibi… Erkek, bir üst kategoride değildir. Âdem yesin. Ya Havva! “Sen de ona hizmet et, sen ondan geriye kalanları yersin” denilmemiştir; “Beraber bütün nimetleri kullanın, aynı emre birlikte uyun, eğer uymazsanız aynı sorumluluğu yüklenir, sonucundan birlikte mesul olursunuz.”

Fıtrat dini olan İslam incelendiğinde, hak ve hukuk üzere indirilmiş harika bir nizam olduğunu daha iyi anlamaktayız. İslam’la kadına o kadar kıymetli haklar gelmiştir ama maalesef Müslüman Hanım, dininden ve dininin kendisine verdiği haklarından habersiz olduğu için, bugün bu haklardan yoksun yaşıyor ve yaşamaya da devam ediyor.

“İslam’da Kadın Hakları” başlı başına bir konudur, bu konuları öğrenip içeriğine vakıf olduğumuzda, dinimize hayran kalıyoruz. Kendimizin ne kadar kıymetli olduğumuzu hissediyoruz; çünkü ruhi durumumuzdan fiziksel durumumuza kadar her şeyin ele alındığına ve ehemmiyet gösterildiğine şahit oluyoruz.

Rabbim, hakk’ı hak olarak anlamayı ve yaşamayı hepimize nasip etsin. En Emin’e (cc) emanet olunuz.

 

Sümeyye DEMİRCİ

[1] Delilleriyle Kadın İlmihali, Sadık AKKİRAZ – Mustafa KASADAR.

[2] Age.

[i] Bu yazı, daha önce “İslam ve Hayat” isimli web sitesinde yayınlanmış olup gözden geçirilerek tekrar yayınlanmıştır.

GRUBA KATIL