Türkiye, sanki Siyonist İsrail’i yeni tanıyor/keşfediyormuş gibi yeniden normalleşme girişimlerinde bulunmaya ve devam etmekte olan ikili ilişkileri daha üst boyuta taşımaya çalışmaktadır. Oysa Siyonist İsrail, bildik İsrail’dir; katliamcı, ırkçı ve işgalcidir; dün olduğu gibi bugün de işgalci ve katliamcı tavrından ve üstün ırk oluşundan asla vazgeçmeyecektir. Çünkü muharref (kendi uydurdukları) dinlerine göre, bu, onlar için temel ve asla vazgeçmeyecekleri bir ilkedir. İsrail’in, insanlığın kazanılmış haklarına, BM ve diğer uluslararası kuruluşların kararlarına aykırı olduğunu bildiği halde bu özelliklerinden dün olduğu gibi bugün de vazgeçmesi asla mümkün değildir. Dolayısıyla normalleşme adına atılacak adımlardan, başta Türkiye halkı olmak üzere bölgenin diğer halkları ve özellikle de Filistin halkı zarar görecektir. Halk arasında çokça dile getirilen M. Akif Ersoy tarafından da güzel bir şekilde şiirleştirilen “Tarih”i, “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” sözünü Türkiye ya unutmuşa ya da gerekli dersi çıkarmamışa benziyor. Ama bilinmelidir ki, Siyonist İsrail, dün ne yapmışsa aynısını hatta daha da şedidini normalleşme sonrasında da yapacaktır. Çünkü Siyonistler (Yahudiler), ırkçıdır, teröristtir ve işgalcidir; kendilerini efendi, diğer bütün insanlığı ise kendilerine hizmet etmek için yaratıldığına inanmaktadırlar. Dolayısıyla Filistinlilerin, Arapların hatta Yahudilerin dışındaki bütün insanların Siyonistler nezdinde hiçbir değeri yoktur. Anlaşılan Adalet ve Kalkınma Partisi, eski liderlerinin “denenmiş denenmez” sözünü unutmuşa benzedikleri için ‘denenmişi tekrar deniyorlar.’ Türkiye’nin, İsrail’le normalleşme girişimleri, aynı zamanda Rabbimizin Siyonistler (Yahudiler) ile ilgili sözlerini/emirlerini de dikkate almadıklarını göstermektedir. Oysa Rabbimiz, Siyonistlere (Yahudilere) asla güvenilmeyeceğini Kur’an’ın birçok suresinde ve çok ayrıntılı bir şekilde bizlere bildirmiştir. Kur’an’a kabaca göz atanlar bile Yahudilere asla güvenilmeyeceğini göreceklerdir.
Siyonist İsrail, emperyal ülkelerin kucağında büyütülüp bir hançer gibi bölge halklarının kalbine saplandığı günden bu yana bölgede terör estirmektedir; terörist, haydut bir devlettir. BM kararlarına ve bölge ülkeleriyle geliştirdiği ikili ilişkilere rağmen bu tavrından asla vazgeçmemiştir. Türkiye ile ikili ilişkilerinin iyi ya da kötü göründüğü zamanlarda da aynı tavrını devam ettirmiştir. İsrail’in bu tavrı, AKP’nin iktidarda olduğu son yirmi yıla bakıldığı zaman açıkça görülecektir. Nitekim AKP ile İsrail arasında 27 Aralık 2008’deki Siyonistlerin gerçekleştirdiği dökme kurşun operasyonuna kadar ilişkilerde bir sıkıntı gözükmemekte idi. Hatta bu dökme kurşun saldırısından kısa bir süre önce Ehud Olmert Türkiye’de idi ve Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşmede, saldırı olmayacağına dair de söz vermişti. Bunu, Erdoğan’ın kendisi söylemişti. Ama Olmert, tersini yapmış ve 23 gün sürdürülen bu saldırılarda 410’u çocuk, 104’ü kadın olmak üzere 1436 kişi katledilmiş, 5 bin 400’den fazla kişi de yaralanmıştı. Saldırılarda; Gazze’deki 5 bin 700 ev tamamen yıkılmış, yaklaşık 52 bin ev zarar görmüştü. İşte İsrail, bu idi; sözlerine de kendilerine de asla güvenilmezdi.
Türkiye Başbakanı Erdoğan, dökme kurşun operasyonu ile kendisinin kandırıldığını ve aldatıldığını düşünmeye başlamış ve bunu hazmedememişti. Bu operasyon ve daha sonraları ırkçı İsrail’in hak hukuk bilmez tavırları, ilişkileri germeye başlamış ve kopma noktasına getirmişti. İlişkileri geren ve kopma noktasına getiren olayları, kısaca maddeler halinde şöyle sıralamak mümkündür:
1- 29 Ocak 2009 tarihli Davos krizi
Dökme Kurşun Operasyonundan bir yıl sonra dönemin Başbakanı Erdoğan ile İsrail C. Başkanı Şimon Peres, Davos’ta, bir panelde bir araya gelmişlerdi. Erdoğan’ın bu panelde Siyonist İsrail’e yönelik söyledikleri, ilişkilerin gerginleşmesine neden olmuştu. “One minute” olarak siyasi tarihe geçen bu olay, daha sonraları yeni kırılmalara ve krizlere yol açmıştır. Erdoğan, bu oturumda Siyonist katil Şimon Peres’in yüzüne karşı şunları söylemişti.
“Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar yüksek çıkmayacak; bunu da böyle bilesin. Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz! Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum… Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Çünkü bu çocukları öldürenleri, bu insanları öldürenleri kalkıp da alkışlamak, öyle zannediyorum ki o da ayrı bir insanlık suçudur. Bakınız burada bir gerçeği bir kenara atamayız. Ben şurada çok not aldım; ama bu notların hepsini cevaplayacak fırsatım yok…
2- Alçak Koltuk Krizi
Davos’tan tam bir sene sonra 12 Ocak 2010’da İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon ile görüşen Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un alçak seviyedeki bir koltukta oturtulması, ilişkileri geren ikinci önemli kriz olmuştur.
Üstelik Ayalon, bununla da yetinmemiş, önceden çağırdığı basın mensuplarına dönerek “Bizim yüksek, onun daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağı bulunduğuna ve bizim gülümsemediğimize dikkatinizi çekerim” demiş, muhabirlerin “fotoğraf için el sıkışın” önerisini geri çevirmiştir. Büyükelçiye hiçbir ikramda da bulunulmamıştır.
Çelikkol’a yapılan bu muamele sonrası İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmış, büyükelçi Oğuz Çelikkol da merkeze alınmıştır.
Davos’ta söylem bazında da olsa kükreyen dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, alttan almış ve soru soran gazetecilere de Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının yeterli olduğunu söylemekle yetinmiştir. Büyükelçinin şahsında ülkenin bu şekilde küçük düşürülmesi karşısında Erdoğan’ın konuşmaması ya da sadece Dış işleri Bakanlığı’nın açıklamasıyla yetinmesi, Davos’ta haklı olarak kükreyen Başbakan’ın tavrına asla yakışmamıştır. Acaba Davos’tan bu yana geçen bir senelik süreçte bilmediğimiz farklı gelişmeler mi olmuş ki Erdoğan, konuşmak istememiştir.
3- Siyonist İsrail’in, Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda gerçekleştirdiği terör saldırısında Türkiye vatandaşı 10 kişinin katledilmesi, diplomatik ilişkileri koparma aşamasına getirmiştir.
IHH’nın organize ettiği ve Gazze ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Özgürlük Filosuna ait olan Mavi Marmara gemisi, 31 Mayıs 2010 günü İsrail, Gazze’ye uyguladığı deniz abluka sahasına 64 mil uzakta Mavi Marmara gemisine bir operasyon düzenlemiş, toplamda on Türkiye vatandaşını hunharca şehid etmiştir. Siyonist terör devleti tarafından gerçekleştirilen bu olay üzerine Güney Amerika gezisini yarıda keserek Türkiye’ye dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’e yönelik sert açıklamalarda bulunmuştur.
Nitekim Başbakan Erdoğan, 1 Haziran’da TBMM’de yaptığı konuşmada, “İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren gemilere yaptığı kanlı katliam her türlü laneti hak etmiş bir katliam” olduğunu, saldırının aynı zamanda uluslararası hukuka yapıldığını ve “zorbalar, haydutlar, korsanlar bile belli ahlâk kurallarına uyarlar. Hiçbir hassasiyete uymayanlara bu sıfatı yakıştırmak bile iltifat olur” sözleriyle diplomatik dilin dışında, açık seçik ifadelerle İsrail’i suçlamıştır.
Erdoğan, bir başka açıklamasında ise; “Yalan söylemeyi devlet politikası haline getiren ve işlediği suçtan dolayı yüzü kızarmayan bir yönetimden soruşturma beklemek yerine uluslararası camia bu olayı tüm boyutlarıyla soruşturmalı ve hukukî karşılığını vermelidir” diyen Başbakan Erdoğan, “İsrail, 32 milletten gönüllünün bulunduğu bir gemiye saldırarak, adeta dünyaya meydan okumuştur” şeklinde sözlerini sürdürmüştür.
Kimsenin Türkiye ile aşık atamayacağını ve Türkiye’nin sabrını test etmeye kalkışamayacağını belirten Erdoğan, ”Türkiye’nin dostluğu ne kadar kıymetliyse, düşmanlığı da o kadar şiddetlidir. Türkiye’nin dostluğunu kaybetmek bile başlı başına büyük bir bedeldir” ve ”Herkes, bu hukuksuzluğa göz yumabilir, görmezden gelebilir, açık söylüyorum; altını çizerek söylüyorum; sinsice destekleyebilir ama İsrail, Türkiye’yi başkalarına benzetmek gibi bir hatanın içine düşmesin, böyle bir hata işlemeye kalkmasın, bedeli ağır olur” demiştir.
El Cezire Televizyonu’na röportaj veren Başbakan Erdoğan, İsrail ile Türkiye ilişkilerini şöyle değerlendirmiştir:
“Tabii bir şımarık çocuk havası var İsrail’de. Ama bu süreç, 31 Mayıs 2010 Mavi Marmara olayı, uluslararası sularda gerçekleşen bu saldırı, bir defa hiçbir uluslararası hukuk kuralına uygun değildir. Aslında bu, bir savaş nedenidir. Fakat biz, Türkiye’nin büyüklüğüne yakışanı yapalım diyerek, bunu sabırla karşıladık” dedi.
“İsrail şunu bilecek; işgalle, tehditle hiçbir yere varılamaz. Bunu görmesi lazım. Şu anda Filistin’le olan münasebetlerinde, Filistin’e yönelik, işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi lazım. Bizim en son şeyimiz, biliyorsunuz, 67 sınırları ki bu Birleşmiş Milletler’in de kabul ettiğidir, buraya çekilmesi durumudur ve buna Sayın Olmert döneminde kendileriyle yaptığımız görüşmelerde mutabık kalmıştık ama ondan sonra gelen yönetim, bu noktayı tekrar görüşmek için masaya getirmemiştir. Bu, artık kendi bilecekleri bir iştir ve biz söylüyoruz; özür dilemedikçe, tazminat ödemedikçe, Gazze’ye ambargo kaldırılmadıkça, artık İsrail için Türkiye yoktur.”
Mavi Marmara’ya sahip çıkan ve bu olayı savaş nedeni sayan ve hatta “ben yaşadığım müddetçe İsrail ile normalleşme olmaz” diyen Erdoğan, Haziran 2016’da İsrail ile ikili ilişkiler için yapılacak yeni anlaşmaya karşı çıkan IHH’ya ‘Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir yardım götürmek için günün Başbakanı’na mı sordunuz. Biz, zaten bunları yapıyorduk’ diyebilmiştir. Oysa aynı Erdoğan, başbakan olduğu 2014 yılında Fethullah Gülen’in ‘otoriteden izin almalılardı’ sözlerine, 16 Temmuz 2014’te Dostluk Derneği’nin iftarında haklı olarak verdiği sert karşılıkta “İsrail’in Mavi Marmara’dan bu yardım teşkilatına (IHH) kini vardı. Pensilvanya’nın da aynı sebeple bu yardım kuruluşuna kini var. Ne diyordu ‘Otoriteden izin almalılar’, otorite kim? Güneydeki sevdikleri mi? Yoksa biz mi? Eğer otorite Türkiye’de bizsek, Biz zaten izni verdik. Ama bunlara göre İsrail” demişti.
4- ABD tarafından Kudüs’ün başkent ilan edilmesi ve büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması kararına ‘İsrail ile diplomatik bağları koparırız’ tepkisi.
Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etmesi ve ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması, Türk-İsrail ilişkilerindeki bir diğer kırılma noktasını oluşturmuştur.
Filistinlilerin tepki protestolarında sivillere yönelik saldırılar nedeniyle çok sayıda insan ölmüş ve yaralanmıştı. Bunun üzerine Türkiye, 15 Mayıs 2018’de Tel Aviv büyükelçisini istişareler için merkeze çağırmıştı.
Türkiye’nin çabaları sonucunda toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi kararını reddeden tasarıyı oylamıştı. Bu oylamada, Trump’ın Kudüs kararını yok sayan karar tasarısı; 128 oyla, ezici bir çoğunlukla kabul edilmişti. Kararda; 9 ülke ret oyu, 35’i çekimser oy kullanmıştı.
Tasarının ezici çoğunlukla kabul edilmesini memnuniyetle karşıladığını belirten Erdoğan, şunları söylemişti:
“Kudüs konusunda BM Genel Kurulu’na sunulan karar tasarısının ezici bir çoğunlukla kabul edilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Trump yönetiminin, BM Genel Kurulu tarafından gayrı hukukiliği en sarih şekilde ortaya konulan bu talihsiz kararından bir an evvel dönmesini bekliyoruz. Filistin ve Kudüs davasına destek veren herkese şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.”
Erdoğan, yaptığı bir başka konuşmasında ise “Kudüs, Müslümanların kırmızı çizgisidir” demiş ve “ABD’yi bölgedeki sorunu daha da derinleştirecek böyle bir adım atmaması için bir kez daha ikaz ediyorum. İsrail ile diplomatik bağları koparırız” ifadelerini kullanmıştı.
5- 2014 İsrail’in Gazze’ye saldırması
İsrail’in bu yılın haziran ayı başında kaçılan 3 gencin öldürülmesinden Hamas’ı sorumlu tutarak başladığı saldırılarda günlerce gerçekleştirdiği hava bombardımanının ardından kara saldırılarını başlatması, Türkiye-İsrail hattında yaşanan gerilimi daha da arttırmıştır. 7 Temmuz’dan beri devam eden ve 74’ü çocuk, 26’sı kadın olmak üzere 300’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili olarak İsrail’in devlet terörüne devam ettiği değerlendirmesinde bulunan Başbakan Erdoğan, normalleşme konusunda Türkiye’nin tavrını açık bir şekilde ortaya koymuştur.
İsrail’in bu saldırılarına asla olumlu bakmayacağını söyleyen Erdoğan, İsrail’in Gazze saldırısını, İstanbul’da cuma namazı çıkışında şöyle değerlendirmiştir.
“Maslahatgüzar seviyesinde devam eden iki ülke arasındaki sürecin Türkiye tarafı olarak devlet terörü estiren İsrail’e olumlu bakmamız mümkün değil. Daha önce uluslararası sularda bir terör estirmişti. Bizim üç şartımız vardı. Özür dilediler, bunun şahidi ABD Başkanı Obama’dır. Tazminatta da olumlu noktaya gelinmişti. Ama ambargo kalkmadı ve bu olaylar oldu.
Hava ve kara harekâtını eleştiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürmüştür:
“İsrail’in adımlarının ardında üç çocuk konusu falan yok, yalan; çünkü çocukları en iyi öldürmesini bilen İsrail’dir. Bunu, ben daha önce Davos’ta söylemiştim. O zaman da sahilde çocukları vurmuştu, bu kez de aynısı oldu. Benim çağrım İslam dünyasına, tavrımızı net olarak ortaya koymadığımız sürece olaylar devam edecektir.”
İsrail-Türkiye ilişkilerinin kendisini görevde kaldığı sürece normalleşmeyeceğini söyleyen Erdoğan şöyle konuşmuştur:
“Bundan sonra bizim İsrail’le ilişkilerimizin normal olması zor. Soykırım yapıyor.
İsrail, barışı tehdit eden bir ülkedir. Hiçbir zaman barış yanlısı olmadı. Zulmetmiştir, edecektir. Ben, bu görevde olduğum sürece İsrail ile olumlu şeyler düşünmem. Tayyip Erdoğan’ı başka bir şekilde Batı farklı bir şekilde tanımlayabilir. Ben, güçlere şirin görünme gayreti içinde olmadım. Çünkü bizim görevimiz, mazlumların yanında olmaktır. Şu anda galip gibi görünebilir ama eninde sonunda kaybeden İsrail olacaktır. Bundan dünyanın farklı yerlerindeki Museviler de rahatsız. Dünya devletleri de rahatsız ama adım atmıyorlar.”
Siyonist İsrail, bildik İsrail’dir ve değişmez.
Siyonist İsrail, Türkiye ile normalleşme sürecinde de öncesinde de katliamlarına devam etmiştir. Bundan sonra da devam edecektir. Peki, Türkiye’nin ya da sözde de olsa sürekli Filistinlilerin yanında olduğunu söyleyen C. Başkanı Erdoğan’ı, daha önce İsrail’e yönelik söyledikleri sözlerden ve tavrından vazgeçiren hatta geri adım attıran şey, ne olmuştur? Çünkü daha önce Siyonist İsrail’e her defasında sert açıklamalarda bulunan Erdoğan, neden bu dönemde İsrail’e ve eli kanlı katil yöneticilerine güzellemelerde bulunmaktadır? Oysa aynı Erdoğan, daha önce İsrail’i, barışı asla istemeyen, işgalci ve terör devleti olarak değerlendirmekte idi. Acaba C. Başkanı Erdoğan, aşağıda kısmen de olsa özet olarak vermeye çalıştığımız bu sözlerinden neden vazgeçmişti? Erdoğan’a ait olan bu sözler ve açıklamalar şöyledir;
“- İsrail ile normalleşme, ben yaşadığım müddetçe asla olmaz.
– İsrail, terör devletidir.
– Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz! Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum…
– Gazze’de ambargo kalkmadan normalleşme asla olmaz.
– Mavi Marmara Gemisine yapılan baskın dolayısıyla ‘bu bir savaş nedenidir’.
– Başkentin Kudüs yapılması ile ilgili olarak İsrail ile diplomatik bağları koparırız.”
Ve daha birçok kez, daha da sert sözler ve çıkışlar…
Peki, ne oldu da bu açıklamalardaki sözler unutuldu ya da unutturuldu?
Yoksa bu sözler, inanılarak söylenen sözler değil miydi?
Bizler, Erdoğan’ın bu sözlerini unutmadık ama konuştuğu zamanda da bu sözlere çok da inanmamıştık… Çünkü Davos’ta, Mavi Marmara Gemisine yönelik yapılan terör saldırısında söylediği o sert sözler, henüz unutulmadan IHH’ya yönelik ‘Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir yardım götürmek için günün Başbakanı’na mı sordunuz? Biz zaten bunları yapıyorduk’ sözlerini söyleyebilmişti. Ayrıca Türkiye yetkilileri Siyonist katillerle normalleşme görüşmelerini yaparken, her Ramazan ayında olduğu gibi 2022 yılının Ramazan ayında da Siyonist katillerin gerek Mescid-i Aksa’da gerekse Filistin’in çeşitli yerlerindeki saldırıları aralıksız devam etmiştir. Hemen hemen her gün Siyonist fanatiklerin Mescid-i Aksa’ya baskınları olmuş ve çeşitli yerlerde gencecik masum Filistinlilerin ölüm haberleri gelmiştir. Şeyh Cerrah Mahallesi başta olmak üzere birçok yerde evler zorla boşaltılarak Siyonist fanatikler yerleştirilmiştir. Siyonist katil Herzog’un Ankara’da, Erdoğan’ın davetlisi olarak bulunduğu 9 Mart’ı 10 Mart’a bağlayan gece bile insanlık dışı saldırılar devam etmiş ve 42 Filistinlinin ellerine kelepçe takılmıştır.
Bu ve benzeri insanlık dışı saldırılar devam ederken, masum Filistinliler katledilirken C. Başkanı Erdoğan’ın iki devletli çözümden ya da Siyonist katil Herzog ile barıştan bahsetmesinin hiç anlamı yoktur. Artık takke düşmüş, kel görünmüştür. Artık içi boş açıklamaların mazlum Filistin halkının yararına olmadığı/olmayacağı çok iyi anlaşılmıştır. Türkiye’nin, Siyonist İsrail’e yaklaşmasının bedeli, her zaman olduğu gibi yine mazlum Filistin halkına ödetilmektedir. Nitekim daha normalleşme gerçekleşmeden İsrail’in istekleri bir bir yerine getirilmeye başlanmıştır. 2016 normalleşme anlaşması öncesinde Türkiye, İsrail’in isteği doğrultusunda Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Salih Al-Arouri’yi ülkeden göndermiştir.
İsrail Hayom gazetesinin çarşamba günü bildirdiği habere göre; Türkiye, İsrail ile ilişkileri geliştirmek amacıyla onlarca Hamas üyesini sınır dışı etmiştir. Bir Filistinli yetkili İsrail Hayom’a verdiği demeçte, “Türkiye, Hamas üyelerinin ülkeden ayrılmalarını istemiş ve bu son birkaç ayda olmuştur. Hamas’ın askeri kanadıyla bağları olan bazı kişiler sınır dışı edildi” demiştir. Ülke içerisinde kalan Hamas mensuplarının ise faaliyetlerinin kısıtlanması için talimat verilmiştir. Siyonistler, hem Türkiye’de hem de Kudüs’te Filistinlilere yönelik faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır.
2022 yılının Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıları, o kirli ayaklarıyla kutsal mekânları kirletmeleri ve masum Filistinlilerin katledilmeleri öyle görünüyor ki, başta C. Başkanı Erdoğan olmak üzere diğer hükümet ve Külliye’deki yetkilileri hiç ilgilendirmemişe, söyledikleri ve verdikleri sözleri unutmuşa benziyor. Ama bilinmelidir ki, konuşmalarının ve verdikleri sözlerin arkasında durmayanları; ne tarih ne de halk asla unutmayacak ve affetmeyecektir. Çünkü İsrail ile normalleşme ilişkileri için atılan her adım, alınlara kazınmış ve asla silinmeyecek kara, hem de kapkara bir lekedir.
Ali KAÇAR

Follow