Mevdudi’nin Dünyayı ve Hayatı Değiştirme Çağrısı
Arşiv Yazarlar

Mevdudi’nin Dünyayı ve Hayatı Değiştirme Çağrısı

“Büyük insanların özellikleri; bulundukları durum ve zamanları yeterli görmemeleri, değişimi talep etmeleri, daha güzel zaman ve mekânları hayal etmeleri, bunun için çalışmaları ve gayret etmeleridir.”
Yirminci yüzyılın iki ucu, İslam dünyasının değişik farklı iki görünümünü sunmaktadır. Müslümanlar, bu yüzyılın başında karışık ve dağınık bir durumdaydılar. Müslüman ülkelerin çoğu, sömürgeci güçlerin kontrolü altındaydı. Dünya güç dengesi Batı lehine dönmüş, Müslümanları siyasi köleliğe, ekonomik bağımlılığa, entelektüel ve kültürel durgunluğa mahkûm etmişti.
Müslümanlar, Birinci Dünya Savaşı öncesinde bir dünya gücü olarak kabul ediliyorlardı. Savaştan sonra ise; kaale alınmamaya başlandılar. Bazı İslam düşmanları, onun tarihteki yerinin sona erdiğini, alaca karanlığın zifiri karanlığa dönüşmekte olduğunu düşündüler. Geçen yıllar, felaket tellallarını yalancı çıkardı. İslam’ın iç dinamizmi; politik, entelektüel ve ekonomik güçler tarafından ümmetin imhasının oldukça zor ve güç olduğunu ispat etti. Direniş, uyanışa köprü oldu, işler yoluna girmeye başladı. İslam dünyası, yirminci yüzyılın son çeyreğinde, bünyesindeki birçok yürek yaralayan olaya rağmen umut veren bir tablo sergilemektedir. İslam dünyasının birçok yerinde siyasi köleliğin zincirleri kırılmaktadır. Ekonomik güç dengesi, Müslümanlar lehine yeni değişim sinyalleri vermektedir. Son zamanlarda insanlığın bütün problemlerinin çözücüsü olarak Müslümanları büyüleyen insan ürünü ideolojilerde hissedilir bir çözülme vardır. Yeni bir düzen kurmak için İslam’ın temel kaynaklarına dönme konusunda büyük bir istek ve arzu vardır. Bu politik, ekonomik, kültürel ve entelektüel uyanışın temelinde, büyük ölçüde, günümüzün problem ve meydan okumalarına İslam’ın uygun cevaplar verebileceğinin yeniden keşfedilmesi vardır. Şüphesiz Müslümanların karşı karşıya bulunduğu problemlerin çözümü zordur, karşılarındaki tehlikeler de çoktur. Buna rağmen kaybettikleri zamanı kazanma yolunda, dünyanın yeniden biçimlenmesinde yaptıkları katkılarda yeni bir özgüven ve dinamizm sergileyişleri heyecan ve şevk veren bir durumdur. Bu özgüven ve dinamizm, son 100 yıl boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan İslami uyanış hareketlerinde tezahür etmektedir. Bu hareketin en önemli mimarlarından biri; mütevazı düşünür, ıslahatçı ve önder Seyyid Ebu’l-A’la Mevdudi’dir.
İslam ümmetinin sömürgeleştirilmesi, ilim ve fikir hayatında kısırlığa yol açmıştır. Sömürge altındaki İslam ülkelerinde yetişen nesiller, Batılı seküler kültürü benimseyip dini hayattan uzaklaşmışlardır. Batı medeniyeti, gücünü kullanarak diğer medeniyetleri bitirdi.
Mevdudi, özellikle yazdığı kitaplarda Batı düşüncesine bakışını ve bu Batı düşüncesinde Hegel’in, Darvin’in, Karl Marks’ın düşünce sistemlerinin kirli, çürük, yamacı, hayvani, insanlığa ve insanca yaşama faydası olmayan birer dogma olduğundan bahseder. Batı ahlak ve temellerinin özelliklerinden de bahseden Üstad Mevdudi, Batı tahakkümünün geniş kapsamlı etkileri olan ekonomik sistem, hukuk sistemi, sosyal ve kültürel etkilerinin Müslümanları nasıl etkilediğini ve kuşattığını uzun uzun anlatır. Maalesef bu Batı tahakkümüne karşı Müslümanların; rezalet, mazeret ve düşüncesizce taklitlerinden; atalet, durgunluk, uyuşukluk ve gafletin sonucunda, Batı sistemlerinin iktidar olmasını sağladığından bahseder. Böylece Batı’nın laik, kapitalist ve emperyalist bir sisteme kavuştuğunu, bunun sonucu olarak da Batı demokrasinin unsurları olan laiklik, ulusçuluk ve demokrasinin Müslümanlar tarafından meşru yani kabul edilebilir ve uygulanabilir en iyi sistemlerden biri olduğu benimsetilmiş ve uygulama alanı bulmuştur.
Mevdudi, aynı zamanda bozuluş ve çöküşün sebepleri arasında ulemanın durumunu, sufilerin durumunu, entelektüel durgunluk, dini liderlere kutsiyet atfedilmesi gibi sebepleri de sayar. Müslümanların gayelerini unutması; kötülüğün kaynağı olan Batı’ya karşı gösterilen teslimiyet ve bunun sonucu olan Müslüman milletin zayıflayıp teslim olmasını da sayar. Kurtuluş ise dini alanda yenilenme, teşkilatlanma ve aşamalı bir şekilde büyüme ile Batıya cevap verme şeklinde olacaktır.
Mevdudi, hayat ile ilgili temelde farklı, birbirine iki davranışı önemle vurgular:
A. Allah’ı, egemen ve kanun koyucu olarak insanın kendisini Allah’ın kulu ve kölesi olduğunu kabul etmesi.
B. Allah’a isyan etmesi, meydan okuması ve hakkı olmayarak emretme yetkisini bir olan Allah’tan alıp kendine özgü kılması ya da başkalarına vermesidir.
Mevdûdî, İslâm dünyasının Batı’yla yüzleşmesi sürecinde Müslüman insan unsurunu ikiye ayırıyor:
1. Bütünüyle Batı’ya teslim olmuş ‘teslimiyetçi’ zihne sahip Müslümanlar.
2. Tamamıyla Batı’nın karşısında duran ve geleneği bütünüyle sahiplenip onu merkeze alan Müslümanlar.
Mevdûdî, bu ayrımı yaptıktan sonra ikinci gruptaki Müslümanları takdir ederek, fıkıh, sünnet gibi ilimlerin ancak böyle korunabileceğini söylüyor. Ancak onların hakkını teslim ettikten sonra, bütün Müslümanlar için çok önemli olduğunu düşündüğümüz şu düşüncelerini belirtiyor:
İkinci akımdakiler, birinci akımdakiler kadar zararlıdır. Çünkü bütünüyle geleneğe sahip çıkmak, sahih bir İslâm düzeninin oluşmasına engeldir. Tepkisellikle değil, bir medeniyet örnekliği ortaya koyarak, kısmî değil bütüncül bir değişim gerçekleştirilmelidir. Bizim istediğimiz eski Müslüman uygarlıkları, ulusları yeniden canlandırmak değil, biz çağın teknik gelişimine uygun olarak, (Onu yok sayarak istifade etmemizi engellememeliyiz) yeniden bir İslâmî düzen kurmak istiyoruz.
Mevdûdî, gerek inkârcılara, gerek dini donuklaştıranlara karşı gelerek, hayatın birkaç veçhesine değil; bilim, sanat, edebiyat, siyaset, bürokrasi, iktisat gibi hayatın bütün alanlarına İslâm’ın hâkim olması gerektiğini söylüyor.
Stratejik Değişimin Adımları
1. Tarihe Bakış
Mevdudi’ye göre tarih, asıl olarak İslam ile Cahiliye arasındaki daimî mücadeleden meydana gelmektedir. Mevdudi, Cahiliyeyi, İslam’ın karşıtı olarak kullanmaktadır. O, bu terimi, Allah’ın egemenliğini ve İslam’ın üstünlüğünü yadsıyan bütün dünyevi görüş, sistem, düşünce, inanç ve hareketlerin hepsi için kullanır. İslam, Cahiliyenin bütün şekil ve biçimlerine karşı çıkar, insan hayatını İslam’a göre bilinçlendirmeyi amaçlayan topyekûn bir devrim gerçekleştirmeye çalışır. Bu devrim, insana bir inançlar manzumesi, bir hayat telakkisi, bir hakikat düşüncesi, yeni bir değer ölçüsü, yeni bir ahlaki kararlılık, bir kişilik ve motivasyon dönüşüm sağlayarak işe başlar. Bu, bireylerin kendi hayatlarında, iman toplumunu gerçekleştirmeye yol açan bir değişiklik zinciriyle sonuçlanan katalitik bir süreç başlatır. Toplum, arzulanan yönde sosyal değişimi gerçekleştirmeye çalışan ideolojik bir hareket olarak büyür. Bu çaba, insan hayatını bir bütün olarak yeniden biçimlendirmeyi amaçlar, yeni bir toplum ve devlet kurmaya, ideal şeklini Mevdudi’nin Nebevi Metoda dayalı Hilafet olarak nitelediği sistemi, Müslümanların kendi hayatlarında gerçekleştirmeye çalışmaları gereken ideal sosyo-politik düzen olarak iş gören yeni bir düzen kurmaya önderlik eder.
İslam’ın ihyası için şu esasları belirlemiştir.
A. Zamanın Cahiliye sorunlarını doğru teşhis. B. Islah Düşüncesi. C. Müslümanların İmkânlarının araştırılması. D. Mücadele: Düşüncede, Eğitim ve Ahlak alanlarında mücadele etme. E. Toplum için mücadele etme. F. İçtihat. G. Cihat ve İslam’ın Savunulması. H. İslami Nizamının doğuşu. I. Yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini kurmak.
2. İslami Uyanışın Amaçları ve Stratejisi:
İslam ile Cahiliye arasında;
Ya tecdid… Bu, İslam’ı önceki berrak ve arılığında yeniden inşa etme, belirli bir zaman içinde İslami değer ve ilkeler doğrultusunda, hayat ve toplumu yeniden biçimlendirme ameliyesidir. Sadece İslami ilimleri öğrenmek yeterli değildir. Bunun yanında pozitif ilimleri ve onların özelliklerini çok iyi bilmek gerekir.
Öte yandan Mevdudi, Batı düşüncesine bigâne kalan ulemayı da geleneksel mirasa körü körüne sahip çıktığı için tenkit eder. Ona göre mevcut durumdan kurtulmanın çaresi, sahih İslam inancını yeniden tesis edecek bir tecdit hareketidir. Bu hareket; din anlayışında, teşkilatlanmada, içtimai ve siyasi hayatta ıslah tedbirleri içeren bir programın tedrici şekilde uygulanmasıyla başarıya ulaşacaktır. İslam toplumunun kültürel ve siyasal emperyalizmden kurtulabilmesi için Kur’an ve Sünnet’e dayalı, fertten topluma uzanan bir tecdit ve ihya hareketini gerçekleştirmesi gerekir.
Ya teceddüd: Cahiliye ile uzlaşılarak, gayri İslami toplumlardan değer yargıları, ilkeler ve davranış tarzları alınarak bir yenilenme stratejisi geliştirilemez.
Her iki yaklaşım da dinamizm ile ön plana çıkmasına rağmen, İslami devrimin amaçlarına teceddüd ile değil, tecdid ile ulaşılır. Tecdid (Yenileme), peygamberlerin İslam’ı uygulama görevinin devamını temsil eder. Bu, sağlam inançtan, Allah’ın iradesine tartışmasız teslimiyetten doğup gelişir. Bunun ruhu, yaratıcılığın tekliğidir. Yüksek arzulardan ilham almıştır. Büyük bir dikkat ve gerçekçilik ile çaba gösterilmelidir. Ahlak-ı Kâmil ve maddi hazırlık ile desteklenmelidir. Bu tür mücadelede, aşırılıklarından sakındırmak ve İslami ilkelerin hem biçim hem de biçem olarak gerçekleştirildiğini görmek için, gayret gösterilmelidir. Bu, şu üç ön adımın atılmasını gerektirir:
I. Belirli bir zaman dilimi içinde, İslam ile Cahiliye arasındaki çatışmanın sürdüğü durumun incelenmesi. Durumun/konumun açık ve net bir biçimde değerlendirilmesi, Cahiliyenin üstlendiği biçimleri, hangi kaynaklardan beslendiğini, İslam ile Cahiliye arasında var olan hassas çatışma ve gerilim noktalarını bilmek için önemlidir. Çağdaş Müslüman’ın hayatındaki zayıflığın kaynakları incelenmeli, tarihin çeşitli dönemlerinde İslam toplumunun muzdarip olduğu belli başlı hastalıkların bilinerek sağlam bir teşhisin yapılması gerekir.
II. Bu entelektüel çabanın temel amacı, İslami prensiplerin Müslümanların hayatında yeniden faal hale gelmesi için yukarıdaki incelemeye dayanan bir stratejinin oluşturulmasıdır.
III. Gerçekçi bir stratejinin hazırlanması için belirli bir zamanda var olan kaynakların da incelenmesi zorunludur. Akli, ahlaki ve maddi kaynaklar dikkatlice değerlendirilerek bir uyanış planı yapılabilir. Yukarıda zikredilen amaca ulaşılabilmesi için var olan en etkin araçlarla çaba sarf edilmelidir.
Bu stratejinin başlıca unsurları neler olmalıdır?
İslam, topyekûn bir değişim istediğine göre nihai amaç, ideal İslami düzeni kurmaktır. Bu program, en azından, aşağıdaki unsurları içermelidir:
A. İslam ideal ve prensipleri, günümüz insanının anlayabileceği bir dil ile yeniden izah edilmelidir. Bu, belirli bir zaman diliminde egemen olan cahili anlayışın dikkatlice araştırılmasını, incelenmesini ve eleştiriye tabi tutulmasını gerektirir. İslami prensipler, öyle bir biçimde sunulmalıdır ki; onların uygunluğu, batıl ve insan ürünü ideolojilerin ileri sürdüğü ilkeler karşısındaki üstünlüğü kendiliğinden ortaya çıkmalıdır. Bu, etkin bir entelektüel gayreti gerektirir. Bununla İslami dünya görüşünün teorik ve pratik yönleri, açıkça ortaya konacak ve İslami hayat tarzı bütün yönleriyle açığa çıkacaktır.
B. Halkın ahlaki karakteri, onlarda İslami bir kişilik geliştirecek, onları, ıslah ve yeniden yapılanmayı gerçekleştirme yoluna sevk edecek bir şekilde yeniden inşa edilmelidir. Toplumsal adetler, örfler, eğitim, sosyo-ekonomik kurumlar politik güç, bunların hepsi bu çabaya tabi olmalıdır. Sosyal hayat, İslam’ın ruhuna karşı olan bidatlerden arındırılmalıdır.
C. Bütün bu uygulamalar, dinde içtihadı gerektirir. Bu, İslam’ın ideal, değer ve ilkelerinin değişen şartlara göre yeniden uygulanması anlamına gelmektedir. İslami ideallerin iyice anlaşılması için, Müslümanların günlük hayatlarında bulunan asli ve arızi unsurların dikkatlice ayrıştırılması, İslami öncelikler alanının belirlenmesi, bu uygulama için çok önemlidir. İçtihad, İslam sistemi içindeki hareket ilkesini temsil eder. Entelektüel düzeydeki içtihada pratik düzeydeki cihad eşlik etmelidir. Bu ikisi öyle bir şekilde birleştirilmelidir ki, Müslümanlar bir yanda, amaçları ve bunlara ulaştıracak teknikler hakkında net bir anlayışa; öte yanda da bu amaçları gerçekleştirirken gerekli olan enerji ve azme sahip olsunlar.
Bu, bizi, İslami hayat tarzının anlamını anlatan, İslam’ı yaşayan bir gerçeğe dönüştürmek için yaratıcı entelektüel ve pratik gayret gösteren kişiyi göz önüne almamızı gerektirir. Kişiliğinin etkisi önemlidir ve belirli bir zaman diliminde önemli bir katalizör olarak iş görür. İslami uyanışı başlatanın kişiliğinin etkisine rağmen, başlatılan hareketin kişi merkezli olmasına gerek yoktur, olamamalıdır da. İslam’da Peygamber’den başka hiç kimsenin dini otoritesi yoktur. Gerekli olan sosyal bir harekettir, sonuçlar göz önüne alındığında; bu, harekete önderlik edenin niteliğine ve hareketin seçtiği yönteme dayanır. Geçmişte hareketler, genellikle müceddid olarak adlandırılan karizmatik kişiler etrafında toplanmıştır. Ancak modem zamanlarda aynı rolü, iyi bir şekilde yapılanmış kuruluşlar oynayabilir. Gerçekte topyekûn bir değişimi gerçekleştirmek için, bu görevi üstlenmiş devleti kurma ile sonuçlanacak organize bir hareketin başlatılması zorunludur.
3. Çağdaş Duruma Modelin Uygulanması:
Mevdudi, çağdaş durumu şu şekilde değerlendirmektedir:
İslam toplumu, Peygamber (s.a.v.) tarafından kurulan, Hulefa-i Raşidin döneminde sürdürülen ve aynı çizgide geliştirilen ideal düzenden yavaş yavaş uzaklaşmıştır. İslam siyasi düzeninde en önemli ilk değişiklik, sosyo-politik hayatta dinin rolünü etkileyerek çok büyük değişikliklere yol açan hilafetten dünyevi monarşiye (mutlakıyet) geçilmesidir. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak din ile siyaset arasında ayrılık meydana geldi. Aynı zamanda liderliğin bölünmesi sonucunda, her birinin kendine ait ayrı etki alanları, sahaları olan siyasi ve dini liderlik ortaya çıktı. İkinci önemli değişiklik, eğitim sisteminde meydana geldi. Bunun, İslam toplumunu yıkan, bölünme ve gerilimleri sürdüren feci sonuçları oldu. Zamanla insan çabasının bütün ana alanlarında İslam medeniyetinin hayatiyetini sağlayan yaratıcılık kaynaklarını kuruttu. Yukarıdaki değişikliklerin bir sonucu olarak, halkın manevi hayatı kötüleşmeye başladı. İslam’a olan samimi ve içten sadakat ve bağlılıklar zayıfladı. Teori ile pratik arasında ahlaki bir hastalık olan nifak’ı güçlendiren bir uçurum zuhur etti, sonra bu uçurum genişledi. İslam tarihi boyunca bu durumun düzeltilmesi için büyük gayretler gösterildi. Fakat çürüme, Müslümanlar Batılı sömürgeci güçlere boyun eğinceye kadar sürdü. Bu dönemde Müslümanlara, eğitim sahası da olmak üzere; hayatın bütün sahalarında yabancı bir sistem dayatıldı. Bu yeni eğitim sisteminden dolayı zamanla günlük hayatta din siyaset ayrımı (Laiklik) İslam toplumuna kabul edilebilir bir durum oldu.
Müslümanlar, yabancı egemenliğinin boyunduruğundan kurtuldukları zaman, İslam ülkelerinin yönetimi, genellikle zihni ve hayatı, sömürgeci eğitim sistemi ve onların politik deneyimi ile biçimlenmiş kişilerin eline geçti. Bu liderler, hakiki İslam anlayışına sahip değildi. Genellikle gayri İslami düşünce ve değerlerin etkisi altında yaşıyorlardı. Günümüzde İslam toplumunun bazı önemli zaafları; sağlam İslam bilgisinden yoksun olmaları, nifak, İslam’ın ahlaki değerlerinin zayıflaması, yöneticiler ile kitleler arasındaki gerilim ve İslami sosyo-politik düzenin bozulmasıdır. Halkın geneli İslam’ı sevmekte, ancak onun anlamı ve mesajını tamamen anlamamaktadır. En geniş anlamıyla yöneticilik, kendilerini İslami hayat anlayışına bütünüyle teslim etmeye hazır olmayanların ellerindedir. Onların İslami düzen hakkında net bir anlayışları da yoktur. Bu durum; İslam toplumunun, iki sistemi; İslam sistemi ile ilhamını çağdaş Batı uygarlığından alan modern cahiliye sistemi arasındaki kavga tarafından esir alınmasına yol açmıştır. Hepimizin bildiği gibi, bu uygarlık, din ile insanın günlük hayatının ayrılması ilkesine dayanır. İnsanın sosyo-ekonomik hayatını, onun dünyevi işlerini Allah’a, O’nun iradesine, O’nun kanununa başvurmaksızın düzenlemek istemektedir. Bu durum nasıl düzeltilebilir? Mevdudi’nin cevabı, “iman ve sürekli bir mücadele ile” olmuştur.
İnsanlar; iman, dürüstlük ve net bir İslami düzen anlayışına sahip olurlarsa; zamanımızda da İslam’ın etkin bir gerçek olacağını, entelektüel hayatın öncüleri olanların dünya işlerini idare edecek yeteneğe sahip olduklarında, yönetim mekanizmasını üstleneceklerini vurgulamıştır.
Mevdudi’nin ortaya koyduğu ve dört ana noktada toplanan programı, izaha gayret edelim:
A. Bu programın birinci önemli yanı, entelektüel bir program olmasıdır. Yani bütün batıl inançlardan uzak olan, sağlıksız gelişmelerden arındırılan İslami öğretilerin net olarak açıklanması. Bu açıklama ile İslami öğretilerin günümüz dünyasında nasıl uygulanabilir olduğu, sağlam ve sağlıklı bir hayat tarzını geliştirmek için hangi adımların atılması gerektiği gösterilmelidir. Bu, İslami mirasın ve çağdaş uygarlığın her ikisini bir muhasebeden geçirmeyi gerektirir. Sonra bunların sağlıklı unsurları alınır. Kur’an ve Sünnet’in öğretilerine gelince; bunlar, sonsuza dek bağlayıcıdırlar ve tarihin bütün dönemlerinde Müslümanlar tarafından izlenmelidir. Aynı zamanda Mevdudi, İslam düşüncesinin yenilenmeye olan ihtiyacının farkındadır. Bu bağlamda, İslam toplumunun büyük ölçüde dinamizmini ve canlılığını yitirdiği gözleminde bulunmaktadır. Çünkü İslam toplumu, özgün öncelikler düzenini; Kur’an, Sünnet ve İctihad… yitirmişti. Şimdi onlar, her şeyden önce geçmiş âlimlerin görüşlerine, içtihatlarının sonuçlarına dönememektedirler. Yalnızca fakihlerin görüşlerine baktıktan sonra, Kur’an ve Sünnet’e dönebiliriz. İşte bu (anlayış), Müslümanların zihnine ket vurmuştur. Eğer Müslümanlar, şu anki durumu, asıl öncelikler düzeni ile değiştirmeye karar verirlerse asli dinamizm yeniden elde edilebilir. Bunun anlamı şudur: Biz, önce Kur’an’a, sonra Sünnet’e, daha sonra da fakihlerin tümdengelimli hükümlerine ve diğer Müslüman düşünürlerin öne sürdükleri görüşlere bakmalıyız.
B. Programın ikinci ayağı, doğruluğa eğilimi, insan hayatında doğruluğun hâkim kılınması ve yüceltilmesi için çalışmaya meyyal olanlara ulaşmaktır. Bu tür insanlar teşhis edilmeli, bir kuruluş bünyesinde bir araya getirilmelidir. Bununla da yetinilmemeli, bu tür insanların net bir anlayışa sahip olmaları, hayatlarını arındırmaları, güzel ahlaki nitelikler ile donatılmaları konusunda gayret gösterilmelidir. Hakiki İslam anlayışını ve İslami kişiliği, entelektüel ehliyet ve dünya işlerini idare edecek gerekli yetenek ile birleştiren bir grup insan tarih sahnesine çıkıp gücünü ve kaynaklarını birleştirerek sistematik bir şekilde çalışınca, Allah, İslam düzeninin kurulmasına izin verecektir. Sonra Mevdudi, İslami uyanışın temeli olarak çalışkan ve dürüst insanların iç dünyalarını korumaları gerektiğini vurgulamaya çalışır. Nitelik, nicelik uğruna feda edilmemelidir. Mevdudi’ye göre bunun nedeni, Charles J. Adams’ın ifadesiyle: ”Bir toplumu dönüştürmenin en iyi yolu, bilgili, çalışkan ve disiplinli küçük bir grup yaratmak, bütün bir toplumu mayalandıracak doğru ve dürüst bir grubun, kurtarıcı bir unsurun yaratılmasıdır.” Bu grup, sabit kalmayacaktır. Başkalarını kendi bakış açısını paylaşmaya, adaletin ve doğruluğun egemen kılınması mücadelesine katılmaya ikna ederek genişleyecektir.
C. Programın üçüncü merhalesi, İslami öğretiler ışığında reformu harekete geçirmek için sosyal değişiklikleri ortaya koyma çabasından ibarettir. Düşünce şudur: İslam uğruna çalışan insanlar, en azından İslami bir eğilimi ve toplumun daha iyi olması konusunda endişesi olanlar bir başlangıç yapacakları zaman, gayret ve kaynaklarını maksimum sağlıklı değişim ve gelişimi gerçekleştirmek için harcayacaklardır. Bu sosyal değişim programı, oldukça kapsamlı bir programdır. Cami’i, mescidi bütün İslami faaliyetin merkezine koyar. İlaveten, eğitime büyük önem verir. İslam’ın temel öğretileri halka tebliğ edilmelidir, yetişkinlerin eğitimi için düzenlemeler yapılmalıdır, insanların bilgilenmesi için okuma salonları açılmalıdır, farklı düzeylerde eğitim kurumları kurulmalıdır. Sosyal hayat ile ilgili olarak program, halkın zulümden korunması için kamuoyu oluşturulmasını, sağlıklı ve temizlik duyarlılığının geliştirilmesini; halk arasında, sağlıklı yaşam koşullarının sağlanması yolunda iş birliğinin oluşmasını; yetim, dul, sakat ve acizlerin, fakir öğrencilerin listelerinin çıkarılmasını; bunlara mali yardımlarda bulunulmasını; halkın, özellikle fakir halkın sağlık ihtiyaçlarının giderilmesini içerir. Amaç, İslami ideallerden ilham alarak, halkın; dini, ahlaki, sosyal ve maddi refahını yükseltmek, insan hayatının topyekûn değişimini sağlayacak sosyal koşulları yaratmaya doğru ilerlemektir.
D. Programın dördüncü noktasını, kelimenin en geniş anlamında “liderliğin değişimi” oluşturmaktadır. Liderlik, entelektüel liderliği, sosyal ve kültürel liderliği ve nihai noktada siyasi liderliği kapsar. En son zikredilen liderlik, sürecin en son noktasını işaret eder. Devlet, İslam’ın tasarladığı düzenin kurulması yolunda zorunlu bir araç olarak düşünülür. Hakiki bir İslam devleti, işleri/yönetimi sahih İslam anlayışına sahip, bağlılığı, sağlam kişiliği, yeterliliği olan kişilerce yapılmadıkça inanılmaz kabul edilir.
4. Devrim ya da Reform (lslahat)
Mevdudi, gerçekleştirmek istediği köklü değişimi göstermek için sıkça “devrim” terimini kullandı. Bu terimin kullanılması, modem zamanların bazı devrimci hareketlerinin yapmaya çalıştıkları değişikliklerde kullandıkları süreç ve yönteme herhangi bir sevgi uyandırmadı onda. Fransız Devrimi, Rus Devrimi ve Türkiye’deki Kemalist devrim ile ilgili eleştirel bir araştırmada, Mevdudi, Batılı devrimci yaklaşımların aşırı uçlar arasında gidip geldiğini gösterir. Çağdaş devrimci hareketlerde genel olan faraziye şudur: Eğer sosyo-ekonomik ya da siyasi yapı, insan hayatının maddi ve sosyal yapısı değişirse, köklü bir değişim daha kolay gerçekleşebilir. Bu devrimciler, insanın kendisini; anlayışını, hayatının amacını, motivasyonunu, kişiliğini, değiştirme problemini ihmal etmişlerdir. İslami devrim çok daha köklü, çok daha derin bir değişimi amaçlar. Bu değişim, öncelikle yeni düzenin sağlam bir temeli olarak iş görecek insanı, bireyi içerir.
Devrimler, nefreti, geniş ölçüde şiddeti kullanmışlar, güç kullanımı kaçınılmaz ve ahlaken mazur görülebilir durumlar ile en alt düzeyde sınırlandırmamışlardır. Mevdudi, sözüm ona devrimci teknikleri uygun görmez, İslami uyanışın farklı bir devrimci taktikler bütünüyle gerçekleştirilebileceğini vurgular. Nihai amaç, topyekûn değişimi gerçekleştirmek olmasına rağmen bu amaca ulaşma, yavaş yavaş olmalı, iyi hesap yapılmalıdır. Yürürlükteki bütün sisteme, onun her bir parçasına, körü körüne karşı çıkmak, onu hemen ve tümden yıkmaya çalışmak yerine, sınırlı bir yaklaşım ve yöntemi önerir. O, yürürlükteki sistemin, dikkatli bir şekilde, neyin zararlı olduğunu ve neyin değiştirilmesi gerektiğini çıkarmak amacıyla incelenmesini ister.
Değişikliği gerçekleştirmek isteyen kişilerin, bir cerrahın hastasına yaklaşımını izlemelerini önerir. Doktor, cerrahi aletlerini, vücudun istenmeyen parçasını çıkarmak için gerektiği yerde kullanır. O, İslami yaklaşımı devrimci olarak kabul ederken, şu anlamı kastetmektedir: Kurulması istenen yeni düzen, temel olarak şu anki düzenden farklı olacaktır; hedeflediği değişim, topyekûn bir değişimdir. İslam, bu dönüşümü, dikkatli ve hesaplanmış hareketler aracılığıyla aşama aşama gerçekleştirmek ister. Buna ilaveten, günümüzün devrimci ve devrimci olmayan her iki kesimince kabul edilen şu anlayışa da karşıdır: “Amaçlar, araçları meşru kılar.” Mevdudi, hem amaçların hem de araçların temiz ve uygun olması gerektiğini ancak böylece sağlıklı bir düzenin kurulabileceğini vurgular. Yalnızca gelecek, bu sürecin İslam toplumunu yakın bir gelecekte önemli bir dereceye kadar dönüştürmek için yeteri kadar güçlü olduğunu ya da gelecekteki gayretler için yeni tohumlar verdiğini gösterecektir. Her ne olursa olsun, birçok şey, bu hareket ile ilişkide olan erkek ve kadınların çalışkanlık, dürüstlük ve anlayışlarına bağlıdır.
Mevdudi’nin katkısı, Allah’a karşı duyarsız ve sorumsuz bir çağda İslami ideallerden ilham ile değişim sürecini başlatmasında yatmaktadır.
Alternatif
A. Laiklik yerine Allah’a teslimiyet ve itaat. B. Ulusçuluğa karşı İnsancıl. C. Demokrasi ve halkın hâkimiyeti yerine Allah’ın hâkimiyeti (hilafet) ve milletin vekâleti.
Müslümanlar için şimdiye kadar söylemek istediğim şey, çok açık olarak şudur:
Modern, laik, ulusal demokrasi, sizin iman ve dininize tamamen karşıdır. Eğer onu kabul ederseniz mübarek kitabımız Kur’an-ı Kerim’e sırt çevirmiş ve Batı düşünce sisteminin ürünü olan bu kavramların yerleşmesinde ve hükmünün sürmesinde en ufak bir rol oynarsanız o zaman Peygamberimiz Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı apaçık bir isyana girişmiş olursunuz ve eğer onun seviyesini yükseltmek için çaba sarf ederseniz sadece yüce Rabbimize karşı isyanının seviyesini yükseltmiş olursunuz. İnandığınızı iddia ettiğiniz ve Müslüman ismini andığınız İslam’ın özü, bu kirli ve çürük sistemin ruhuna tamamen aykırıdır. Onun temel prensipleri, bizim yerleştirmek istediğimiz sistemin temel prensipleriyle savaş halindedir. Birinin her bir parçası diğerinin her bir parçasına zıttır. İslamiyet’le bu sistemin hiçbir hususta uyuşması mümkün değildir. Bu sistem, nerede revaçta ise veya itibar görüyorsa İslamiyet orada yoktur. İslamiyet, nerede hâkim ise bu sistem, orada kendisine yer bulamaz. Eğer siz, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mesajı olan İslamiyet’e gerçekten inanıyorsanız o zaman bu Ulusal-Laik-Demokrasiye karşı çıkmak görevinizdir. Nerede bulunursanız bulunun bu sistemin yerine, milletin Allah’a itaat ettiği hilafet sistemini tesis etmek için mücadele etmelisiniz. Daha ayrıntılı olarak; ne zaman ve nerede iktidara geçer de gerçek İslam yerine bu sistemi kuracak olursanız o zaman, keder ve elemden kurtulamazsınız. Sadakatini ilan ederken gayet yüksek sesle çalışmaya gelince yavaş ve tembel olduğunuz İslamiyet için yanlış iddialarda bulunmuş olursunuz.
Mevdûdî, böyle köklü bir değişim isterken uygulanması gereken programı da özetle şu şekilde belirtiyor:
A. Düşünceleri arındırıp temizlemek. Sahih bir Müslüman zihnin oluşması için cahiliye pisliklerinden arındırılması gerekir. B. Topluma örnek ve öncü olacak, ilim ve amel bütünlüğüne sahip bir ekip, topluluk yetiştirmek. C. Toplumsal ıslah için çalışmak. Mevdûdî, toplumun her katmanı için ıslah çalışmasının yapılması gerektiğini söylüyor. D. Yönetimi ve idareyi ıslah etmek. Böyle bir çaba olmadan diğer kısımları düzeltmek, bütüncül bir değişimi ve ıslahı engeller.
Kutbettin KÖYSÜREN
Kaynakça:
1. M. Beşir Eryarsoy, Mevdudi’nin Dünyayı ve Hayatı Değiştirme Çağrısı, Mevdudi Sempozyumu, 2009, İst.
2. Mevdudi, Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, İnkılab Yay, İst.
3. S. Veli Rıza Nasr, Cemaat-i İslami, Ekin Yay, İst.
5. Mevdudi, Gelin Müslüman Olalım, Pınar Yay, İst.
6. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
7. Faruk Telci, Hayatı ve Eserleriyle Mevdudi, SDAM Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi.

GRUBA KATIL