İslam’a Davette Kadının Yeri
Arşiv Yazarlar

İslam’a Davette Kadının Yeri

كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

“Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır” (Al-i İmran, 110)

Rabbimizin bu şümullü emr-i ilahisi, her çağda ve her yerde bulunan erkek ve kadını kapsar. Allah katında insanlar arası ilişkilerde belirleyici olan, insanların inançlarına olan bağlılıklarıdır. Bütün bir varlık âleminde insanlık tarihi boyunca iki ana topluluk var oldu. Bunlar, Kur’an’ın ifadesiyle: “Allah’ın taraftarları, şeytanın taraftarları” olarak anılırlar.

Allah’ın taraftarları olan Müslümanlar, her koşulda Allah’a ait işaretler (şiarlar), özellikler ve davranışlar taşımak zorundadırlar. Allah katında hiçbir halkın ve topluluğun özel bir yeri yoktur. Allah katında en değerli olanlar, Allah’ın yasalarına uyan muttakilerdir. Bu yüzden Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ

“Ey mü’minler! Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın” (Al-i İmran, 103).

Birlik, beraberlik Rabbimizin emridir. İslam’a davette erkek ve kadın, kendilerine has kılınmış kapasiteleri kadar İslam’a davet çalışmalarında gayretli olmalıdırlar. İnsanlık, içine düştüğü ruhi bunalımlardan kurtulmak üzere arayış içinde bulunmaktadır. İnsanlığı İslam’ı tebliğ eden ve davet vazifesini yerine getiren örnek bir topluma ihtiyaç vardır. Müslümanların ve insanlığın içine düştüğü bu durumdan bütün Müslümanlar sorumludurlar. Elhamdülillah, Allah’ın sadık dostları az da olsa, dünyada bu görevi yerine getiren bir potansiyel vardır.

 İslam’da Davetin Anlamı:

دعوة = Çağırmak, davet etmek, bağırmak, nida etmek, sevk etmek, gelmesini istemek, dua etmek, yalvarmak gibi çeşitli manalara gelir.

İslam’da davet, daha ziyade İslam’a ve Allah’a izafesiyle İslam dinini insanlara anlatarak benimsetmek ve tatbikini sağlamaktır. İslam’a girip bağlananıyla, Müslüman gibi görünen münafığıyla, İslam’ı kabul etmeyen ehli kitabıyla, müşriklerle, ateistlerle, her sınıf insan davete muhataptır. Bu çağırış, aslında İslam’ın bütün beşeriyet için geldiğini bütün kâinata ilân etmektir:

“Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler” (Sebe, 28). O halde, bu zor görevden kurtuluş yoktur. İnsanları ilahi hüccetle sorumlu kılma, insanları ahiret azabıyla ve dünyaperestlikten (sekülarizm) kurtarma görevidir söz konusu olan. Öyleyse tek çare, Hazreti Peygamber’in (s.a.v) izlediği metodun doğrultusunda tebliğ yapıp bu görevi yerine getirmektir.

Kadının Davetteki Yeri

Müslüman kadın, Allah’ın emretmiş olduğu şer’i görevler ile yükümlü kılınmıştır. Bu konuda onun durumuyla erkeğinki aynıdır. Özel olan görevlerin dışında sorumluluk da aynıdır:

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

“Gerek erkekten gerek kadından kim, o mü’min olarak, iyi amelde (ve harekette) bulunursa hiç şüphesiz onu (dünyada) çok güzel bir hayat ile yaşatırız ve (o gibilere) herhalde yapa geldiklerinin daha güzeliyle ecir veririz” (Nahl, 97).

İslam ümmeti kadın ve erkekten meydana geldiği için davet de bunlardandır. Bu çalışma, Müslüman kadının birinci vazifesidir. Onun vazifesi; sadece evi, kocasına karşı sorumluluğu vb. değildir. Rabbine karşı sorumluluğu, ilk sorumluluğudur. Daha sonra O’nun sırasıyla belirlediği sorumluluklar gelir.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ

بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resul’üne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Tevbe, 71).

Ümmü Şerik (ra) ki; Mekke’de ev ev dolaşarak Kureyşli kadınlara İslam’ı anlatan bir tebliğci idi. Kâfirler onu yakalayıp çölün ortasına öğle sıcağında bağlıyorlar, yapılan işkencelere rağmen taviz vermeyen muttaki anamız; açlığa, susuzluğa imanıyla dayanıyor.

Mısır’da Zeynep Gazali de onların yolunu takip etmiş, bin bir türlü eziyete maruz kalmıştır.

Müslüman Ailede Kadın

“Siz evlerinizde İslam devleti kurun ki Allah sokaklarınızı İslamlaştırsın” (Hasan el-Benna).

İslam, bir aile dinidir. Müslüman bir yuva, İslam cemaatinin çekirdeğini teşkil eder. Ve aile, İslam toplumunun meydana geldiği bir dokudur. Bir ev, İslam akidesinin kalesidir. Kaleyi içeriden kurtarmak için ilk tebliğ edilecekler aile bireyleridir.

İlk Çalışma: Müslüman Bir Eş

“Kadınlar, erkeklerin kardeşleridir” (Tirmizi). Erkek ve kadın evdeki dayanışmada olduğu gibi davette de birlikte çalışmalıdır. Savaşlarda su taşıyan, yaraları saran sahabe annelerimizden örnekler çok görmüşüzdür.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor ki: “En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı; zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda (Müslümanca) yaşamasına yardımcı kadındır” (Kutub-i Sitte).

Peygamberimizin hayatına baktığımızda, müminlerin annesi Hazreti Hatice (r. anha); malıyla, canıyla, sabrıyla Resulullah’a davada çok büyük destek vermiştir. Müslüman kadının davette göstereceği sabır ve tahammül, en büyük yardım ve destektir. Sabır ise müminin en büyük imtihanıdır. Nefsiyle cihad için sabır, meşakkatlere karşı sabır, cahili söylemlere karşı sabır… Bunu da ancak nefsinin arzularını yenmiş dava bilinciyle donanmış mümine kadınlar başarabilirler. Çünkü davet, çok yüce bir görevdir.

Efendimiz (s.a.v): “Bir kimsenin senin elinle hidayete ermesi, senin için dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha hayırlıdır” (Muttefekunaleyh).

Davetçi Hanımlarda Bulunması Gereken Özellikler

  1. Su-i Zandan Uzak Dur!

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَح۪يمٌ

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeleri çokça kabul edendir, engin merhamet sahibidir” (Hucurat, 12).

Zan, kişinin elinde herhangi bir delil olmadan karşı tarafla ilgili yorum yapmasıdır. Mesela bir kardeşinin söylediği sözün içine, düşüncesini katıp istediği gibi, onun niyetini anlamadan yargılamaktır: “Falan kişi şöyle şöyle dedi”, “Kesin onun niyeti şudur” gibi. Böyle bir durumla karşılaşılırsa kardeşinin kalbine gelen vesvesenin geçmesine yardım etmeli, zannını körüklemeyip iyi zanda bulunmasına vesile olunmalıdır.

  1. Yapılan Hayır İşlerinde Öncülük Eden, Başı Çeken Olmalı

Hayırda öncü olmak; bazen bir topluluğa Kur’an ve Sünnet’ten bahsetmek, anlatmak, nasihat etmek… Bazen mahalledeki bir hastayı, bir düşkünü ziyaret etmek… Bazen mescidi temizleme olabilir; bir gün temizler, ikinci gün hadis anlatılabilir. Eğer öncülük edilmezse kalplerde kibre yol açılabilir. Efendimiz, hem Mescid-i Nebevi’de hutbe okuyan hem de Hendek Savaşı’nda bizzat hendeklerin kazılmasına yardım eden idi.

  1. Başkalarını Kendine Tercih Et

Nefsi terbiye edici en güzel yöntemlerden biri de kendi nefsini şımartmamaktır. İnsan, ayıbı kusuru kendi nefsinde aramalı öncelikle. Karşı tarafın nefsini kendine tercih etmelidir. Bu davranış, kalbin yumuşamasını ve takvanın artmasını sağlar.

وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir” (Haşr, 9).

İyilik yaptığımız zaman asla karşıyı minnet altında bırakmamalıyız; kişi, eğer bir karşılık bekleyecekse aciz olmayan el-Kuddüs olan Rabbinden beklemeli. (Bütün kusur ve noksanlıklardan uzak, fakirlikten, zaaftan…)

Karşılığı insanlardan beklenerek yapılan iyilik, iyilik değil, ancak alışveriştir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ كَالَّذ۪ي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَٓاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًاۜ لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ

“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah’a inanır ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağanak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez” (Bakara, 264).

  1. İncitici Sözlere Sabret

İmtihanlarından biri de sözle incitilmendir. Bu söz, kardeşinden geldiyse sabret. Eğer onun kalbinde bir hayır varsa zaten hatasının farkına varır vicdanı rahatsız olur. Ancak sen, bu söze sabretmezsen onun sözleri ağırlaşır, hem onun günahını artırmış hem de nefsine yenilmiş olursun. Şeytan, sana gelip “Bu sözün altında kalma, al hakkını, ezilme. Bu defa da sen konuş” ve benzeri vesveseleri verir. Unutma ki incitici sözlere sabretmek; ezilmişlerin değil, zayıfların değil, salihlerin peygamberin yoludur.

Ebu Hüreyre’den rivayetle Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Allahu Teâlâ, bir kulu sevdiği zaman Cebrail’e: ‘Allah filanı seviyor, onu sen de sev!’ diye emreder. Cebrail de onu sever, sonra gök halkına ‘Allah filanı gerçekten seviyor: Onu siz de seviniz’ diye hitap eder. Göktekiler de o kimseyi severler. Allahu Teâlâ, bir kula buğzettiği zaman Cebrail’e: ‘Ben filanı sevmiyorum onu sen de sevme!’ diye emreder. Sonra Cebrail, gök halkına: ‘Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin der.’ Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekilerde o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır” (Müslim).

Davetçinin Azıkları

El-Vekil olan Allah’a güvenmek, işleri ona bırakmak. Sabır, onun emrine itaat ettikten sonra çıkan sonuçtan lezzet almaktır.

  • Mücadelede sabır. Allah’ın hudutlarında kalmada sabır.
  • Alaylı bakışlar arasında vurup geçmelidir, sabır.
  • Herkesin eşi emek peşinde koşarken, davet yolunda koşan eşini hangi sevaplarla elleri dolu gelecek diye beklemedir, sabır.
  • Çocuklarını namaza alıştırmak, yılmadan usanmadan kulluklarını hatırlatmadır, sabır.
  • Ağır ağır Kur’an okumandır, sabır.
  • Teheccüd vakti ellerini semaya açmaktadır, sabır.
  • Şehadetle taçlanmış eşini, şehadet sevdasıyla çocuklarına anlatmaktır, sabır.
  • Bıkmadan, usanmadan davet etmendir Allah’ın dinine. Öfkeni yutman, kırgınlıkları unutman, kolayca affetmendir, sabır.

Biz Mü’mine kadınlara, Ümmü Süleym (r.anha) güzel örnektir. Ümmü Süleym’in metanetini gösteren bir olay, Hz. Peygamber’in evlerine geldiği zaman sevip ilgilendiği Ebû Umeyr adlı çocuklarının ölümü üzerine takındığı tavırdır. Ebû Talha, hasta olan çocuğun durumunu sorunca Ümmü Süleym, onun eskisinden daha sakin durduğunu söyledi, ardından süslenip güzel kokular sürünerek kocasının yanına geldi. O gece, beraber oldular. Sabahleyin Ümmü Süleym, Ebû Talha’ya, “Birinden ödünç bir şey alan kimse, aldığı şey geri istenince onu vermeyip yanında alıkoyabilir mi?” diye sordu. Ebû Talha da mutlaka geri vermesi gerektiğini belirtti. Bunun üzerine Ümmü Süleym, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine ödünç verdiği çocuklarını geri aldığını ve onu defnetmesi gerektiğini bildirdi. Karısının bu tutumuna öfkelenen Ebû Talha, yaptıklarını Resûl-i Ekrem’e anlattı. O da gecelerinin mübarek olması için dua etti. O gece hamile kalan Ümmü Süleym, doğan çocuğu oğlu Enes ile Hz. Peygamber’e gönderdi. Resûl-i Ekrem de çocuğa “tahnîk” yaparak ona Abdullah adını verdi (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 107; İbn Sa‘d, VIII, 431-434). Resûlullah’ın duasının bereketi, Abdullah’ın çok sayıdaki çocuğunda görüldü; onlar, ensarın en faziletli evlâdı oldu. İşte davasını her şeyin önünde tutan Müslüman hanım…

Dua

Rabbimin yüceliği karşısında insanın acziyetinin sesidir, dua. Sınırsız, sonsuz kudret ve irade sahibi olan rabbiyle arasında kurduğu köprüdür, dua. Bütün yüklerinin bıraktığı, ızdırabının dindiği ümit ve huzur kaynağıdır, dua.

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا

“(Ey Muhammed!) De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak” (Furkan, 77).

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım, sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar” (Bakara, 186).

Ubeyde bin Sabit anlatıyor: Resulullah (s.a.v) buyurur ki, “Yeryüzünde, günah veya sıla-i rahimi koparıcı olmamak kaydıyla Allah’tan bir talepte bulunan bir Müslüman yoktur ki Allah ona dilediğini vermek veya ondan onun misli ince bir günahı affetmek suretiyle icabet etmezsin” (Tirmizi).

  • İbrahim (a.s): “Ya Rabbi, beni ve soyumdan gelecekleri…”
  • Musa (a.s): “Ey Rabbim, göğsüme genişlik ver.”
  • Yunus (a.s): “Senden başka ilah yok”: لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Bütün peygamberler (aleyhimüsselam), duada, Rableriyle diyaloglarını kuvvetlendirmişlerdir.

En Emin olana emanet olun.

Sümeyye DEMİRCİ

 

 

GRUBA KATIL