Irak Eller
Arşiv Yazarlar

Irak Eller

Uzak diyarlardan çaresizce gelen bir toplumun, toplum tarafından benimsenmemiş olması ve mecburiyet kavramını hayatlarına geçirmelerine rağmen, dışlanma yaklaşımı ile ağırlanmaları, bu keyfi bir etken değildi onlar için. Zulümden kaçıp bir umut ile sığınırlardı Müslüman beldelerine ve kardeşlerine umutlu bir şekilde yaklaşırlardı. Ama sonuçları, genelde hüsran olurdu. Yarı yolda bırakırlardı onları. Çaresiz bir şekilde sırt dönerlerdi. Sonuçları, ümitvar toplumlar için genelde ağır olurdu.
Bir umut ile çıktıkları bu hicrette, tek başına kalırlardı. Çünkü her topluluk, kendi yuvasına yönelmiş, kardeşlerini görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Böylesi daha kolaydı. İnfak, destek kavramları hak getire. Irak ellerden gelen bu kardeşlerini, benimsemeyi bile bırakır hale gelmişiz. Topluma kazandırmaya çalışmak yerine, gitmelerini ister olmuşuz. Ne koşullarda geldikleri, ne halde oldukları önemini yitirmiştir. Artık tek bir doğru vardı bizler için, kendi hanelerimiz, kendi ailelerimiz, yuvamızdan ötesi önem taşımaz konuma gelmişti.
Ne olacaktı bu gidişatın sonu? Ne zaman idrak edecektik? Onları ne zaman görmezden gelmeyi terk edecektik? Hesabı sorulmaz mıydı? Bu çaresiz Müslümanların aileleri ile tek başına kalmalarının hesabını öğrenecek miydik artık? Onlara sahip çıkmamız gerektiğini… Hesabı sorulur elbet bir gün bizlerden, sorulur; kardeşlerimizin, ümmetin kan ağlayan halini görmeyişimizin. Gün gelir, Allah, elbet bizi bununla imtihan eder. Sahi neydi kardeşlik kavramı, öğrenecek miyiz?
Anlam taşır mı bizim için, önyargılarımızı bir yana bırakıp veda hutbesinde Rasulullah’ın bize verdiği mesajı idrak edecek miyiz? Onların; rengini, dilini, kültürünü olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini artık anlamamız gerekiyor. Çünkü en büyük erdem, kabullenmektir. İnsanları her haliyle kabul edip kardeşlik kavramını zirvede yaşamamız gerekiyordu. Bizden beklenen, istenen buydu. Çok beklentileri yoktu bizden. Nasıl bir “karındaş”a zor gününde, dar zamanında sahip çıkılıyor ise onlar için de aynı şekilde duygularımızı hayata geçirmemiz isteniyordu. Gerçek ahlak buydu. Sırt çevirmek değildi.
Neden aramadan, nedensizce onları kabullenmemiz gerekiyordu. Gerçek kardeşlik buydu; nedensizce sevmek… Rıza-i ilahi’nin yeterli olacağını dahi bilerek sevmek… Bizden istenen de buydu. Çok uzun bir zaman alacaktı belki de idrak etmemiz. Ama iş işten geçecekti belki de. Kötü günlerinde bizleri beklerlerken, iyi günde sahiplenmek, bizi onlardan uzaklaştıracaktı. Ve taviz, tavizi doğuracaktı. Zamanla kardeşlik, anlamını yitirecek ve kardeşlerimiz bizden uzaklaşacaktı.
Sahi neden Irak Eller’e bu denli uzaktık?
Servan ÖZBEY

GRUBA KATIL