İhanetin Bedeli
Arşiv Yazarlar

İhanetin Bedeli

“Biliniz ki Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez” (Hacc suresi, 38). Ayet-i kerimede;
Allah’ın koruduklarının; Allah’a güvenip, adaletinden emin ve emrine amade olanların kimler olduğunu “iman edenler” ibaresinden, Allah tarafından korunup sevilmemizin şartının da iman etmekten geçtiğini açıkça görüyoruz. Allah’ın kesinlikle sevmediklerinin ise; Hainler ve nankörler olduğunu öğreniyoruz.
Değerli kardeşlerim! İnsanlık tarihine baktığımızda, ilk hain ve nankörün “İBLİS” olduğunu görürüz. Allah’ın bin bir nimetiyle tanışmış, çok ibadet etmesiyle yüksek bir mevkiye, meleklerle aynı yere çıkarılmış, sonra kendisini yaratıp yoktan var edenin emrine isyan ederek O’nun emriyle aşağıların aşağısına düşürülerek, lanetli bir kul olarak yeryüzüne indirilmiştir. Kıyamete kadar hainlerin ve nankörlerin lideri olmuştur.
“Âdem’e secde edin (Allah’ın verdiği emre secde edin), dediğimizde İblis dışındakiler derhal secdeye kapandı. İblis ise direnerek bundan kaçındı, kibirlendi ve kâfirlerden oldu” (Bakara, 34).
Allah’ın kendisini yoktan var ettiğini bildiği halde onun var ettiği malzeme ile -ben ateşten, insanoğlu topraktan- diyerek üstünlük iddia eden İblis, çok da acayibimize gitmesin. Bugün, “Ben Türküm, Kürt’ten daha üstünüm” diyenleri, beyaz ırkın zenciden üstünlüğünü savunup yıllarca zulümlerinin ayyuka çıktığı ve hala daha devam ettiği medeni olduğunu iddia eden Amerika’da neler yaşandığını biliyoruz. Allah, kavimleri, ırkları var etmiştir. Nankörlüğünü ve hainliğini eylemleriyle bize tanıtan İblis, ırkçılığın, kibrin, gururun babasıdır. Onun hayatı, insanlık tarihi boyunca inananlara ibret, inkârcılara ise örnek olmuştur. Hainlik ve nankörlükte müntesiplerinin lideridir.
Onun hayatını, Kur’an’dan basiretimizle okumalıyız ki birçok çıkarımlarda bulunup yaptıklarından kaçınabilelim. Yoksa Rabbimizin muradı, bir mücrimi yaptığı isyanlarıyla bize tanıtmak değildir. Kulları için merhametinden kaynaklanan uyarıdır. Bu ibretlik kişilikten ve kimlikten kaçınmamız için bir eğitimdir. Bu ibretvari hayattan da şunu anlıyoruz ki Allah’ın emirlerini mantığımıza göre anlamak, mantığımız kabul ettiği doğrultuda hareket etmek bizi kulluğumuzdaki ihanete itebilir: “Şu emir aklıma yatmıyor; neden böyle ya da niçin bu şekilde gelmiş? Bizim de aklımız var, bu ayetler üzerinde istediğimiz gibi konuşabiliriz” gibi. Allah muhafaza, insan, ilim ile Rabbini bulup onun istediği gibi bir kul olarak yaşayabildiği gibi, ilmiyle ukala olup ahkâm kesebiliyor; İblis gibi. İşte burada, İblis’in hayatı bize ders olmalı; çünkü yoldan çıkınca şeytanlaşabiliyor insan. Pervasızca yoldan dönen, nankörleşen insanoğluna ibret olmalı İblis’in hali; milliyetçi, hasetçi, kibirli, ukala bir varlık olmaktan Allah’a sığınmalıyız.
Bir başka ibretlik vakıaya bakarsak o da Rabbinin emrini hafife alarak sapıtanlardan olan “KABİL”dir. Tarihte, ilk beşeri sistemi kuranların atasıdır. Nemrutlar, Firavunlar, bütün zulmün, küfrün öncüleri ondan payını alır. Allahu Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de kötülerin eylemini zikrederek onların amellerinden, hakka tabi olanların uzak durmalarını ister:
“Onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını hakkıyla oku (çünkü onlar, bu kıssanın tıpatıp uyduğu kimselerdir). Hani Âdem’in iki oğlu birer kurban takdim etmişlerdi de (her nedense) birinden kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine; Ahdim olsun) seni katledeceğim’ dedi. Diğeri ise Allah, ancak muttakilerden (kurban) kabul eder. Öyleyse Allah’tan kork, niyetini düzelt. Eğer sen, beni öldürmek için elini kaldırsan bile ben, seni öldürmek için elimi kaldıracak değilim. Çünkü ben, Rabbü’l-âlemîn olan Allah’tan korkarım. Dilerim ki sen, kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin ve de cehennemliklerden olasın. İşte zalimlerin cezası budur’ dedi” (Maide, 27-28-29). Bu ayetlerden ve onların tefsirinden anlıyoruz ki; Allah’a adadıkları kurbanda Habil’in kurbanının kabulü ve Kabil’in kurbanının reddi ve kardeşiyle evlenme isteğinin Allah’ın kanununa uymadığı için Âdem (aleyhisselam) tarafından reddi, onu kardeş katili yapmıştır. Kız kardeşiyle evlenerek, Allah’ın koyduğu aile hukukunu kabul etmeyip kafasına göre hareket ederek ilk beşeri sistemin kurucusu olarak İslam yolundan çıkıp; kâfirlerden, hainlerden ve nankörlerden olmuştur. Allah’ın özel korumasından atılıp, hak yoldan dönenlerin ve katillerin öncüsü olarak kıyamete kadar kötülükle anılacaktır. Ayrıca babasının peygamber olması bile ona yarar sağlamamıştır. Böylece Rabbimizin bize indirdiği açık beyanla insanın; neseple, ibadetle veya Allah’a sunulan kurbanla kurtulamayacağını da öğrenmiş oluyoruz.
Bütün bu hakikatleri güncelleyecek olursak; insanın doğru yoldan çıkmasına kıskançlık, haset, kadın, aklını önceleme, nefis büyük etken olabiliyormuş. Gördüğümüz gibi Kur’an’ın rahmetiyle Allah’ın bize gösterdiği bu kişilikler, çok dikkat etmemiz gereken yapılardır. Allah muhafaza, İslam tarihinde zengin zalimleri nasıl “KARUN” temsil ediyorsa, “İBLİS” ve “KABİL” de büyük kitleleri temsil ediyor. Bugün onların evlatları, onların yollarını devam ettirip çıkardıkları zulmü, nankörlüğü tüm insanlığa musallat etmektedirler. Kur’an’dan, yolda dökülenlere, daha birçok misal bulabiliriz. Yazımızda bize ışık olması temennisiyle birkaç taneyle yetineceğiz.
Yine Kur’an, bize, kendisinin salihlerden olup ayrıca önemli bir ilme sahip olan Musa (aleyhisselam) döneminde yaşamış bir âlimden bahseder: “Belam bin Baura”. Hz. Musa (a.s.) zamanında yaşamış ve sonradan irtidat etmiş olan ilim adamı. A’raf suresinin 175-176’ncı ayetleri münasebetiyle ismi çeşitli tefsir ve tarih kitaplarına girmiş olan Bel’am İbn Bâura’nın (veya Bel’am İbn Eber), İsrâiloğullarından, devler ülkesinden, Yemen diyarından veya Ken’an ilinden Allah’ın dinini öğrenmiş, ilim ve irfan sahibi, duası müstecap, yanında Allah’ın ism-i a’zamı bulunan ve fakat sonradan itaatsızlığa düşmüş bir kimse olduğu şeklinde rivayetler vardır. Her ne kadar Lût’un (a.s.) kızlarından biri ile evlenmiş olduğu söylenirse de, bunun, Yahudiler tarafından Müslümanlar aleyhine uydurulmuş bir iftira olduğu bilinmektedir (Taberî, Tefsiru’t-Taberî, Mısır, 1373/1954, IX, 119-120; Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Mısır, 1308, XV, 54).
Bel’am’a konu teşkil eden ayet meâlleri şöyledir: “Habibim! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler” (A’raf, 175-176). Sanki bize şöyle der Rabbimiz: “Bakın, dikkatli olun, ilminizin çok olması, kitlelere tebliğiniz, adam yetiştirmeniz, açtığınız eğitim müesseseleri, yetiştirdiğiniz adamların çokluğu sizi aldatmasın. Öyle bir an gelir ki iman terazisinde tartılırsınız da şahsi ve kavmi menfaatleriniz için dinden dönen, dökülenlere ibret olan “Belam bin Baura” gibi olursunuz.” Allah muhafaza!
Bel’am, dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah’ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını, küfür sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah’ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir.
Kardeşlerim! Bu dünya, imtihan salonudur; hepimiz bir şeylerle deneniyoruz. Asıl mevzu; yaratan, yaşatan ve yasalarına uymamız gereken âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tanıyıp, hakkını vermektir. Bizim için indirdiği kanunlara tâbi olup, beşeri nizamları onaylamadan, onlara destek olup onları kalkındırmanın şerrinden kaçarak, İblis’in yolunu takip etmekten, dünyevi hırslarımızın esiri olmaktan, dinimizi az bir ücret karşılığında satmaktan sakınmalıyız. Hayatımızı, hak üzere tamamlama gayretinde olmalıyız. Maaşı, dünyevi makamı ve itibarı için dinini çiğneyenlerden olmamak ve Allah’ın apaçık beyanına muhatap olan küfürde bu ibretlik şahsiyetlerin yolunu takip etmekten uzak durmalıyız; yoksa bize de aynı hitap ulaşır: “Allah, hiçbir haini ve hiçbir nankörü sevmez.”
En Emin’e emanet olunuz.
Sümeyye DEMİRCİ

GRUBA KATIL