secde

  1. Şeytan kimdir, özellikleri nelerdir?
  2. Şeytan’ın ademoğluna düşmanlığının sebebi?
  3. Mühlet verilişi ve yeryüzüne gönderilmesi
  4. Şeytanın itirafları ve işleri
  5. Şeytanın insana dört bir yanından yaklaşması
  6. Şeytana uyanların durumu
  7. Şeytanın zarar veremeyeceği kişiler
  8. Son olarak şeytandan korunma yolları

1.Şeytan kimdir, özellikleri nelerdir?

Yüce Allah’ın Adem’e secde emrine karşı gelip isyan ettiği için ilahi rahmetten kovulan ve insanoğlunu hayatı boyunca binlerce defa Allah’ın yolundan saptırmaya çalışan amansız bir düşmandır şeytan. Evrende Hz. Âdem’den önce yaratılmış melek ve cin adında iki varlık mevcuttu, Şeytan ise cin grubuna mensup idi.  Şeytan kelimesi; azgınlıkta, şer ve kötülükte emsalsiz olan, şerir ve inatçı anlamına gelen, her azgına verilen bir cins isimdir. Kötü ruhla alakası olan, görülen veya görülmeyen her kötü ve haktan uzak ve insanları sapıttıran şeylere şeytan ismi verilir. Cin şeytanı olduğu gibi, insanlardan da şeytanlar vardır. Kötülüğe dair ne varsa aslında onun adıdır şeytan. Diğer  isimleri  ise Gaur, Vesvs, Hannàs,  Kàfir,  Sağır,  Marid,  Tàif,  Fàtin Mel’un, Medhur, Mekzu,  Kefr,  Hazul,  Adüvv,  Mudill,  Merid’dir.

Şeytan ateşten yaratılmış ve cinlerdendir. Hz. Âişe (r.anha)’nin rivâyetine göre Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Melekler nurdan yaratıldılar. Cinler zehirli ateşten. Âdem ise, size özellikleri söylenen şeyden (topraktan) yaratıldı.” (Müslim)

Şeytan, Hz. Adem’e secde emrine kadar nefsine ve hissiyatına dokunan bir teklif yapılmamış ve imtihan  olunmamıştı. Onun bu ana kadar, Allah’ın emirlerine göre mi, yoksa öz nefsinin isteklerine göre mi  hareket ettiği bilinmiyordu.

2.Şeytan ve Adem (as) arasında olay nasıl olmuştur?

Allah kendisine kulluk edecek bir halifenin yaratılmasını irade ettiğinde meleklere:

“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyurdu. Lakin melekler bu halifenin yaratılış hikmetini bilmemeleri sebebiyle: Bizler seni teşbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın?

Allah: “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.” dedi.

Ve Adem (as) ilim ve marifet özelliğiyle meleklerden üstün olduğunu göstermek için Adem‘e bütün isimleri öğretti. Sonrada onları meleklere göstererek: Şayet doğru söylüyorsanız, şunların isimlerini bana bildirin dedi” buna karşılık melekler boyun büküp Allah’ı yücelterek “Seni tenzih ederiz. Senin öğrettiğinden başka hiçbir ilmimiz olamaz. Sen her şeyi en iyi bilensin, hikmet sahibisin. ”dediler. Adem (as)’ın meleklere üstünlüğünü göstermek için Allah :”Ey Adem, meleklere şunların isimlerini bildir dedi. Adem meleklere isimleri bildirince Allah: ”Göklerin ve yerin gaybını, açıkladıklarınızı ve gizlediklerinizi bildiğimi size söylememiş miydim? dedi.

Adem’in yaratılışı bitince Allah, meleklere “Bir zamanlar Biz, meleklere (ve cinlere) ‘Âdem’e secde edin’ dedik. İblis hâriç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.” (2/Bakara, 34)

“Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere ‘Adem’e secde edin’ diye emrettik. İblis’ten başka hepsi secde ettiler. Fakat o secde edenlerden olmadı.

Allah (şeytana) buyurdu ki: ‘Sana emrettiğim vakit seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis:) ‘Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın’ dedi.

Allah, Hz. Âdem’e kendi ruhundan üflemiş, tüm eşyanın isimlerini öğretmiş, onu yeryüzüne halife tâyin etmişti. İblis bunu görünce kıskandı ve secde etmedi. İblis, Allah’ın Hz. Âdem’e verdiği bu ilâhî emaneti, yani insan olarak yeryüzündeki ‘halifelik’ emanetini anlamadı, kibiri ve bilgisizliği yüzünden Adem’e secde etmedi.

Allah, bu isyanından dolayı İblis’i kovdu. İlâhî rahmetten ve huzurdan kovulan İblis, insanları saptırmak, kandırmak ve ‘hidayet’ yolundan şaşırtmak üzere Allah’tan izin istedi. İblise izin verildi. İblis, kıyamete kadar gücü yettiği ölçüde insanları kandırıp kendi emrine çekmeye, onlara günah işletmeye devam edecekti.

İblis’in bu isyanıyla, kibriyle, kendini üstün görmesiyle, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığını, kovulduğunu görüyoruz. Bu olayı, İslam dairesinde bulunan, İslam nimetleriyle nimetlenen Müslümanların ibretle ve dehşetle anlaması gerekir.

İblisin isyan ve azgınlık sebebi ilmine, bilgisine güvenmesi idi. Onun bilgisine göre ateş topraktan üstündü ama asıl olanı bilmiyordu. Asıl olan Allah’ın emrine boyun eğmesi gerektiğiydi. Yani Allah’ın emri ile şeytanın bilgisi çatışmış ve şeytan kendi bilgisinden kaynaklanan gururu ile nefsine uyarak Allah’ın emrine uymamıştı. Şeytanı isyana götüren sebep Allah’ın emrine rağmen kendi bilgisini tercih etmesiydi. Ayette de bildirildiğine göre şeytan Allah’ın varlığını inkar etmemişti. “Beni ateşten yarattın” derken, kendisini yaratanın Allah (c.c.) olduğunu biliyor ve bu gerçeği ikrar ediyordu. Ona göre ateşten yaratılmak, bir üstünlük sebebiydi. Adem’de toprak, kendisinde ateşten başka bir mâhiyet görmemiş; ölüden diri, diriden ölü yaratan ve bütün meziyetleri bahşeden Allah’ı maddeye mahkûm saymıştı. Verdiği cevaptan da anlaşılacağı gibi İblis secde etmekten değil, Adem (a.s.)’a secde etmekten sakınmıştı. Şayet orada Allah’a secde edilmesi emredilseydi, İblis elbetteki secde edenlerden olacaktı. Allah’a secde edecek olan İblis, Adem (a.s.)’a secde etmekten istinap etmişti. Burada önemli olan bir yaratılanın diğer bir yaratılana secde etmemesi değil, emir her ne olursa olsun Allah’ın emirlerine karşı gelinmesiydi. Önemli olan Allah’ın bunu emretmiş olmasıydı, Allah Adem’e secde edilmesi emri yerine karıncaya veya bir başka varlığa secde et diyebilirdi. Yani emredilen hüküm ne olursa olsun Allah’ın hükmüydü. Nitekim Adem’e secde etmeyen İblis, Adem’e değil, Allah’a isyan etmiş oluyor. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Allah’ın varlığını inkar etmeyen, Yaratıcı olarak Allah’ı İkrar eden ve Allah ‘a secde edebilecek olan İblis, Allah’ın bir hükmüne karşı çıkarak küfre düştü.

Allah, ‘Öyle ise, dedi. Oradan (cennetten veya meleklerin içinden) in. Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın!’

İblis, Allah’ın rahmetinden kovulduğu zaman nasıl bir duruma düştüğünü anladı. Ancak bu duruma düşmesinde suçlu olarak kendi nefsini değil, Adem (a.s.)’ı gördü. Kendisini suçlu görmediği için Allah’a tevbe etmeyerek, Adem (a.s.)’a şedid bir şekilde düşman oldu. Bu anlayış, şeytana Allah’ın huzurundan kovulma, rahmetinden ümit kesme ve kıyamete kadar Allah’ın lânetini hak etme dışında hiçbir şey kazandırmadı.

3.Mühlet verilişi ve yeryüzüne gönderilmesi

Hz. Adem’e secde emri karşısında büyüklük taslaması sonucu ilâhî rahmetten ümidini kesen ve tamamen yalnız kalan şeytan, helâk edilebileceğini düşünmeye başladı; varlığından endişe etmeye başladı. “İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.” (A’râf, 14) diye Allah’a yalvardı. İnsanların tekrar dirilecekleri günden maksat, sûr’a ikinci üfürülüş zamanıdır. Bu şekilde mühlet istemekle tekrar dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağını biliyor ve böylece ölümden kurtulacağını sanıyordu. Onun bu ölümsüzlük isteği, “…belirli bir zamana kadar”  kaydıyla, “Sen mühlet verilenlerdensin!” (A’râf, 15) şeklinde cevaplandırıldı. Belirli bir zamandan maksat ise, sûr’a birinci üfürülüş zamanıdır. Bununla o, zillet ve hakaret dolu bir hayatı ölüme tercih etti. Onun için esas düşüş de bu oldu.

Buradan da anlaşılacağı gibi, şeytan aslında Allah’ı ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmediği gibi Âdem’in nesli ve zürriyeti olacağını, dünyada bir müddet yaşayıp sonra öleceklerini ve bir gün gelip tekrar diriltileceklerini de biliyordu. Şu halde onun küfrü, Allah’ı ve âhireti inkâr şeklinde değil; teklif edilen emrin gereğini yerine getirmeyi kabul etmeme ve itiraz şeklindedir.

Belirli bir zamana kadar mühlet verilen şeytan, hatasını anlayıp tövbe ederek suçunu affettirme yoluna gitmedi. Bilakis daha da azgınlaştı. Kendisine, kıyamete kadar meşgul olabileceği bir hedef seçti. Bu hedef, ilâhî rahmetten uzaklaştırılmasına sebep olan insandı. Gönlünü intikam duyguları bürümüştü. Cüretkâr bir edâ ile bu duygularını Yüce Allah’a şöyle açıkladı: İblis: ‘Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın!’ dedi.

Yüce Allah, isyanından dolayı şeytanı hemen huzurundan kovmamış, önce ona konuşma fırsatı vermiş, hatasını anlayıp tevbe imkânı tanımış; fakat o inat ve küfründe ısrar edince, bulunduğu makamdan indirmiş ve tasarladığı plânlarını şöylece sıralayıvermişti: “Hâlis kullarım üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır.” (15/Hıcr, 42) “Yerilmiş ve koğulmuş olarak defol! Yemin olsun ki, insanlardan sana kim uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” (7/A’râf, 18)

Daha sonra bilinen olaylardan şeytanla ademoğlunun ilk imtihanı şöyle gerçekleşti:  (Allah buyurdu ki:) Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin, dilediğiniz yerden (bol bol) yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra zâlimlerden olursunuz Adem (a.s.)’a bir eş olarak Havva validemizi yaratan Allah (c.c) her ikisini cennete yerleştirmişti. Burada nefislerinin arzuladığı herşey vardı. Adem (a.s.) ve Havva validemiz, bu cennet bahçesinde yaşıyorlar, cennet nimetleriyle nimetleniyorlardı. Rableri kendilerine sadece bir ağacın meyvesini yasaklamıştı. Onlar bu ağacın neden yasaklandığını bilmiyorlar ancak cennette ebedi kalmak istiyorlardı. İşte şeytan aleyhillane onlara bu noktadan yaklaştı ve şöyle dedi. “Derken şeytan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve ‘Rabbiniz, sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan men’etti, başka bir sebepten değil’ dedi.

Ve onlara, ‘Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim’ diye yemin etti. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini taddıklarında çirkin yerleri, avret mahalleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üst üste yamayıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara: ‘Ben sizi o ağaçtan men’ etmedim mi ve şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?’ diye nidâ etti. Burada önemle dikkat etmemiz gereken bir husus var. Rableri kendilerine seslenince Adem (a.s.) ve Havva validemiz; “Ya Rabbi şeytan bize geldi, şunları söyledi ve Senin adına da yemin etti” diyerek şeytanı suçlayıp kendi nefislerini temize çıkarmaya çalışmamışlardır. Çünkü böyle bir mazeretle, kendi nefislerini temize çıkaramazlardı. Çünkü düşmanın düşmanlık yapacağı aşikârdı ve şanı yüce Rabbimiz her ikisine de “Şeytanın onlar için apaçık bir düşman olduğunu” önceden bildirmişti. Nitekim Adem (a.s.) ve Havva validemiz suçu bizzat kendi nefislerinde görerek Rablerine şöyle yönelmişlerdi;

(Âdem’le eşi) dediler ki: ‘Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet edip acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’

Allah buyurdu: Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşip kalma ve yaşayıp faydalanma vardır.

‘Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız’ dedi. Bu olayda Allah’ın verdiği emre karşı şeytan kibirlenip böbürlenerek suçu kendi nefsinde görmüyor ve Allah’ın huzurundan çıkartılırken diğer yandan suçu kendi nefsinde gören Adem tövbe ve istiğfarla Allah’a yöneliyor.

Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı (Âdem ile Havvâ’yı), çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtıp bir belâya düşürmesin. Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz Biz şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kıldık.”

4.Şeytanın işi ve görevleri

Vesvesecidir; Şeytan insana sokulur fısıldayarak insanlar arasını bozmaya yaptığı ibadetlerin yanlış olduğuna kabul olmayacağına inandırmaya çalışır, tıpkı bir nefis gibi sinsi bir şekilde vesvese verir onu kandırır. Mümin, Müslüman insanın şeytanı tanımaya öğrenmeye başladığında bilecektir ki onun tuzağı pek zayıftır, insanoğluda ondan bir kışkırtma bir vesvese geldiğinde hemen Rabbine sığınır sakınır ve tövbe eder.

“Şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın düzeni ve tuzağı zayıftır.” (4/Nisâ, 76).

Eğer sana şeytandan bir kışkırtma (vesvese) gelirse, hemen Allah’a sığın; çünkü O işitendir, bilendir. Sakınanlara, şeytandan bir vesvese eriştiğinde (Allah’ın emir ve yasaklarını) düşünürler, hemen (gerçeği) görürler. Araf 200-201

Aldatıcıdır; Allah’ın rahmetinin ve affının geniş olması ile nasıl olsa affeder düşüncesini akıllara yerleştirir ve insanları günah işlemeye sevk eder. Siz yiyin için zevkinize bakın nasıl olsa Allah affeder affedicidir diyerek türlü işler yaptırır ayeti kerimede bu noktada uyarır. Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcılar da, sizi Allah ile Allah’ın adını kullanarak aldatmasın. (Fatır Suresi, 5)

Unutturur; İblisin bir diğer yöntemi ise insanlara Allah’ın adını ve O’nu hatırlatmayı unutturur. Allah’ı unutanlarda onun emrine ve hükümlerini kulak arkası ederler, emirleri önemsemezler nefislerinin dediklerini yapmaya başlarlar. Ne ölümü hatırlarlar ne cennetteki mükâfatları nimetleri ne de cehennemin azabı akıllarına gelir.

Âyetlerimiz hakkında (alaylı) konuşmaya dalanları gördüğün zaman, ondan başka bir söze geçinceye kadar artık onlardan yüz çevir. Ama şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğuyla beraber oturma. (Enam – 68)

Dünya ve mal ile korkutur: Onların dünyalıklara hırslarının artması için fakirlikle korkutur. Cimriliği ve açgözlülüğü teşvik eder eğer zekat verirsen sadaka verirsen infak edersen malın biter fakir olursun diye kandırmaya çalışır hayır ve hasenattan uzak tutar. Maldan mülkten dünyalıktan başka bir şeyi düşünmeyen bencil insanlar şeytanın kandırdığı onları kötülük yapmasında kullandığı kişilerdir. Halbuki dünya oyun ve eğlenceden ibaret bir imtihan yeri değil miydi? Geçici bitici fani olan dünyayı tercih edip sonsuz ebedi olan ahireti bırakmak gerçekten aklın eseri değil olsa olsa şeytan ve dostlarının işidir.

Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! İşin aslında siz, dünyayı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz. (Kıyamet – 20\21)

İnsanların arasını açmaya çalışır: Sürekli kavga, fitne fesat çıkarmak güvensizlik birbiri arkasından konuşma kötü düşünme hep şeytanın istediği şeylerdir.

Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır. (İsra – 53)

Ve şeytan, onlara amellerini süslemişti. Ve şöyle dedi: “Bugün insanlardan size gâlip olacak yoktur. Ve muhakkak ki ben, size müttefikim (yardımcıyım).” Fakat iki toplum, (birbirini) görünce iki topuğu üzerinde arkasına dönüp kaçtı ve “Ben, sizden uzağım. Gerçekten ben, sizin görmediğiniz şeyleri görüyorum. Muhakkak ki ben, Allah’tan korkarım.” dedi. Ve Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır. ???

İnsanların yanlışlarını süslü gösterip doğru yolda olduğunu söyler: Şeytanın işi gücü kandırmak yalan söylemek olduğu için insanların inançlarında sözlerinde ve işlerinde yanlışlık bulunmadığını hatta sapıklık içinde olanların Hakkın buyruğuna itaat edenlerin olduğunu telkin eder. Yani onların yanlışlarını allayıp pullayıp bu kötülükte devam etmesini ister.

Onu ve kavmini Allah’ın yerine güneşe secde ederken buldum. Ve şeytan, onlara yaptıklarını süslemiş ve böylece (Allah’ın) sebîlinden (yolundan) men etmiş. Bu sebeple onlar hidayette değiller.(Neml – 24)

Allah’a yemin olsun ki; senden önceki ümmetlere (resûller) göndermiştik. Fakat şeytan, onlara amellerini süslü gösterdi. Artık o gün, onların dostu, o (şeytan) olacaktır. Onlar için elîm azap vardır. (nahl – 63)

Şeytan insanları saptırmak için birtakım araçlardan faydalanır: Bu araçların başında içki, kumar ve putlara tapmak gibi şeyler gelir. Bu tip işler gerçekten de şeytanın pis işleridir. İçki kumar bataklığına saplanan insan şeytanın isteklerini kolaylıkla yapar. İçki kumar ve uyuşturucu kullanan insanlar şeytanın ayaklı askeridir adeta.

Oysaki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi? (Maide – 91)

Büyüklenme, kibir, kendinden başkasını hakir hor görme, Allaha muhtaç olamama düşüncesini insanlara empoze eder: Zaten kibirlenmek kendini üstün görmek şeytanın ahlakıdır. O bu duygu ile insanları Allah’a secde etmekten ibadet etmekten alıkoyar. Aldatıcı bir gururla Allah’a ihtiyaç duymama duygusunu telkin eder.

Kısacası: Şeytan bu ve bunlara benzer tuzaklarla vaatlerle yalan söyleyerek, yalan olanları hoş ve cazip göstererek insanları kandırır. Allah yolundan ayırmaya çalışır ancak Allah’ın salih kulları halis kulları hakkıyla korkanları üzerinde bir etkisi yoktur. İblis yalnızca davet eder, özendirir, teşvik eder. Tercih hakkı insanlara aittir, ona aldananlar onun yolunu izler ve sonları cehennem olur. (Devam Edecek)