ayakizleri

Hamd, şükredenlere nimetiyle karşılık veren, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi kemaliyle gören, her şeyi bilen ve kudreti sonsuz olan Allah (cc)’ye mahsustur. Salât O’nun Resulü’ne ve selam bütün Müslümanların üzerine olsun…

Resulullah (as)’ın eğitiminden geçen o mübarek neslin kısa süreliğine günümüze geldiğini ve içinde yaşadığımız zamanı gördüklerini düşünün…!

Dünya hayatının vermiş olduğu sarhoşlukla heva ve heveslerimizin peşinden nasıl koştuklarımızı görecekler. Zulme karşı sessiz ve tepkisiz olduğumuzu görecekler. Daha sonra namazlarımızda Allah(cc) ile iletişimi kuramayacak kadar aciz ve zavallı olduğumuzu görecekler. Aynı safta olduğumuz insanlarla aramızdaki mesafeye şeytanı koyduğumuzu, aklımızda dünya hayatına dair ne varsa o vakit hepsini düşünmeye başladığımızı çok rahat fark edecekler. Akrabalarımızı, komşularımızı ne kadar çok ihmal ettiğimizi hemen fark edecekler. Bizler ne kadar da saklamaya çalışsak bile bu lüks ihtiyaçlarımız Onların gözünden kaçmayacak.

Düşünsenize!

O mübarek neslin bir geceliğine sokaklarımızda dolaştığını.

Bu koca şehirlerde yüksek gökdelenlere ne kadar çok beton harcadığımıza anlam veremeyecekler. Yüksek binalar arasında dolaşırken, sabaha kadar dünya malı için çaba sarf edenleri görecekler. Ve belki de diyecekler ki:

‘’Şu önümüzde duran yüksek binalar için harcanan betonlara baksanıza? Kim bilir kaç yılını vermişler bu beton yığınında yaşamak için? Oysa bunca dünya malıyla çok daha fazlasını kazanabilirlerdi ahirette…’’

Onlar rahatlığı ve mutluluğu namazda buluyordu. Allah Resulü(sav)’e işler zor geldiğinde ve musibetler üst üste geldiğinde Bilal’e ‘’Ey Bilal bizi namazla rahatlat’’ diye seslenirdi. Resulullah(sav) namazı, karşılaştığı zorluklara ve Kureyş liderlerinden gelen bela ve Allah yolundan yüz çevirmelere karşı rahatlık olarak görüyordu. Oysa biz namazı sadece borç olarak görüyoruz. Camiye giderken yer için mücadele ediyoruz. Fakat namazın bitmesi ile camiden kaçarcasına çıkışımız bir oluyor!

Düşünsenize!

Herhangi bir namaz vaktinde, O mübarek nesil ile aynı safta namaz kıldığımızı… Aklımızda bütün gün konuştuklarımız tekrarlanırken, kısa sürede kıldığımız namaza şaşırıp kalacaklar. Namazdan sonra telaşla ve hızlıca camilerden koşarcasına çıktığımızı gördüklerini düşünsenize? Anlamsız gözlerle bizlere bakmaları utanç verici bir durum olurdu değil mi?

Düşünsenize!

Bunca ahlaksız dizileri takip etmekten mazlumların sesini unuttuğumuzu gördüklerini hayal edin. Ve en zor olan da açıklamasını yapamayacağımız dünya malına düşkünlüğümüz… O mübarek nesil, Allah ve Resulüne hiçbir teknolojik bağ olmadan ulaşmıştılar. Oysa bizler, iletişim çağında olmamıza rağmen Allah ve Resulü ile iletişim kuramıyoruz.

Düşünün…!

Kapınız çalındı ve kapıyı açtığınızda, karşınızda o mübarek nesil duruyor.

Ne yapardınız?

Hemen buyur eder miydiniz?

Yoksa ‘az bekleyin evim müsait değil mi’ derdiniz?

Biliyorum hemen buyur etmezdik… Çünkü evimize geldiklerinde bunca bol israfın hiçbir açıklamasını yapamazdık. Dışarıda bunca insan aç susuz iken bunca yiyeceğin dolaplarda bozulduğunu görmelerini açıklayamazdık. Dışarıda üstünde kıyafeti olmayan onca insan varken, dolaplarda hiç giyilmeyen onlarca gömleğin neden ihtiyaçmış gibi alınmasına cevap veremezdik.

Biliyorum hemen buyur etmezdik… Çünkü hayâsızca bir hayata sürükleyen tv dizilerini neden bu kadar çok izlediğimizi açıklayamazdık. Onlarca ahlaksız ilişkiyi normalleştiren filmleri, müzikleri hiç açıklayamazdık. Ve bunların üstüne eşinin ve çocuklarının facebook ya da twitter kurbanı olmalarını hiçbir izahı olamazdı. İnsanlar o mübarek nesle bu durumları hiç ama hiç açıklayamazdı…

Kısacası hazır değiliz o mübarek neslin bir günlük misafirliğine…

Onlar ki canlarını, mallarını Allah(cc) yolunda harcadılar. Hayatlarını cennet karşılığı Allah(cc) yolunda feda ettiler. (Allah onlardan razı olsun)

 

Selam ve dua ile…