Kudüs

Son zamanlarda Filistin Direnişi, Siyonist Yahudi Çete’ler tarafından şehit edilen kadınlar üzerinden gündeme geliyor. Filistin’de El-Efule kentinde otobüs garında İsrail askerleri tarafından öldürülen  Filistinli genç kız İsra Abid bu örneklerden biridir. Sonrasında bu katliamlar devem etti. Filistin Direnişi’nde kadınlar gösterdikleri fedakârlıklarla her zaman takdiri hak etmişlerdi ve bu günde geliştirdikleri yeni direnişle başka bir destan yazıyorlar. Bütün bunlar olup biterken İslam dünyası ölümcül bir sessizlik halinde bulunuyor. Bu sessizlik hali, İslam dünyasının çaresizliğinin resmidir.

1897’deki 1. Dünya Siyonist Kongresi’nde Theodor Herzl’ in belirlediği hedefler doğrultusunda, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’ nda yenilme sürecine girmesiyle birlikte İngilizler tarafından devreye sokulan 1917 Balfour Deklerasyonu ile İsrail Devleti’nin kurulmasının ilk adımı atılıyordu. Devamında, 1929 Zürih Kongresi’ nde süreç detaylanıyor ve nihayetinde konjönktürün fırsat bilinmesiyle 1947’ de Siyonist İşgal, emperyalist güçlerin desteğiyle resmileşiyor. O günlerden bu tarafa Filistin topraklarında Filistin halkının direnişi farklı isimler, hareketler, önderlikler altında devam etmektedir.

Siyonist Çete, efsaneler üzerine kurduğu “arz-ı mevud” “seçilmiş kavim” hayallerini, dünya konjönktürünü takip ederek, değerlendirerek hayata geçirmeye ısrarla devam etmektedir. Filistin topraklarını parçalayarak, Filistin halkını birbirinden kopararak Direniş’ in topyekûn gücünü kırmayı sürdürüyor. İçerde bu zafiyet, dışarıda ise İslam dünyasının zayıflatılmasıyla, parçalanmasıyla  hedefe ulaşması daha da kolaylaşıyor.. Bunun sonucunda, sessiz sedasız Siyonistlerin tarihi Yahudi Kudüs projeleri adım adım hayata geçiriliyor. Bu sürece, Müslüman Filistinliler, kendi imkân ve yöntemleriyle karşı çıkmaya çalışıyorlar.

Son aylarda Kudüs merkezli direniş, kimilerine göre 3. İntifada farklı bir mücadelenin sinyallerini vermektedir. Filistin’in, Filistin mücadelesinin tarihinin en zor günlerini yaşadığı bu günlerde, can yakıcı imkânsızlıklar, mahrumiyetler içerisinde Filistin halkı yeni bir direniş biçimini hayata geçirmektedir. Siyonist Çete tarafından katledilen genç kız ve erkeklerin katledilme biçimleri, sanki üzerlerinde bomba olan terörist biçiminde gerçekleşiyor. Hâlbuki ellerinde sadece bıçak ve basit kesici aletler bulunmaktadır. 1. ve 2. İntifada’ da taş ve sapanla gündeme gelen direniş, bu dönemde basit çakı ve kesici aletler üzerinden gerçekleşiyor. Her insanın evinde ve üzerinde rahatça bulunacak aletlerle. Direnişin ruhu herkesi hayrete düşürecek bir şekilde kendini yeniden gündeme taşıdı. Önemli olanın maddi imkânlar değil, işgale, haksızlığa ve zulme karşı çıkacak iman, yürek, cesaret olduğunu hepimize hatırlattı. Filistin Direnişi’ nin bu dinamik yapısı direniş tarihine altın harflerle yazılacaktır.

Zalimler, haramiler korkaktır. Kudüslü gençler, basit kesici aletlerle bu korkaklığı yeniden deşifre ettiler. Bu direnişe İşgalcilerin karşı koyuş biçimi İşgal’in ne kadar vicdani, siyasi temellerden yoksun olduğunu, aynı zamanda Direniş’ in ne kadar haklı temellere dayandığını, çünkü; direnişin bu gücünü, cesaretini ve yeni mücadele biçimleri üretkenliğini haklılığından aldığını gösteriyor. Kudüslü gençlerin yeni direnme tarzları ve kullandıkları aletler, Kudüs/ Mescid-i Aksa mücadelesinin Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt gibi sahte devletçiklerin himayesinde, ulusal çıkarlarını her şeyin üstünde tutan Ulus devletlerin desteğinde yürümeyeceğini bizlere öğretmesi gerekiyor. Kudüs Direnişi, İslami mücadelenin Allah’ a, Müslüman halka, ahlaka ve haklılığa dayanması gerektiğini haykırıyor.

İsrail askerlerinin postallarıyla Mescid-i Aksa’nın içine kadar girmesinin yarattığı gerginliğin ardından, Kudüs’teki bir tramvay durağına dalarak 13 kişiyi yaralayan, olayın hemen ardından İsrail askerleri tarafından vurularak öldürülen İbrahim Akkari’ nin dul eşi Amire, “Kocam Mescid-i Aksa için şehit oldu. İsrail, tüm erkeklerimizi ve çocuklarımızı öldürse de biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz” dedi. İsrail Mescid-i Aksa üzerinden Filistinlileri ve dünya Müslümanlarını test ediyor. 2. İntifada’ nın başlamasına sebep olan Şaron’ un yaptığı gibi. Bu teste göre de mücadelesini, stratejilerini güncelliyor. En son 37. si toplanan Dünya Siyonist Kongresi’ nde Netanyahu şöyle diyordu: “Hitler Yahudileri yakmayacak, sadece sürecekti. Fakat Kudüs Müftüsü Hacı Emin el Hüseyni Hitler’i Yahudileri yakması için ikna etti.”  Diyerek, özellikle Batı toplumlarının zihnine yeni Siyonist fitneler zerk ediyordu,  2015 şartlarındaki mevcut dünya dengelerini, Batı toplumlarının İslamfobia, ‘İslami terör’ krizine girdiği, İslam dünyasının terörle anıldığı durumu fırsat bilerek.

İslam dünyası bu gün tarihinin en acınası dönemlerinden birini yaşamaktadır. İmparatorluğun yıkılması ve Hilafet’ in ilgasıyla siyasal bir İrade’ den mahrum kalan İslam dünyası, bu süreçte işgaller, işgallerin son bulmasıyla işgalcilerin kontrolünde sosyal, siyasal, kültürel bünyeyle uyumlu olmayan Ulus devletlerle baş başa kaldı. ‘Arap Baharı’ olarak isimlendirilen süreçlerden sonra ise mevcut Ulus devletlerin de sonuna gelindi. Ulus devletlerden etnik ve mezhebi aşiretçiliğe, kabileciliğe doğru bir sosyal, siyasal süreç yaşanıyor. Irak, Suriye, Libya, Yemen örneklerinde görüldüğü gibi. Bu gün İslam dünyasında Devlet’ e sahip olduğu söylenebilecek iki ülke bulunmaktadır: Türkiye ve İran. Bu ülkelerde kendi iç ve dış sorunlarıyla boğuşmaktadır. Ayrıca, bu iki ülke dünyaya, bölgeye Ulus devletin hassasiyetleri, çıkarları üzerinden bakmaktadırlar. Filistin, özellikle Gazze için hayati önemdeki Mısır’ da yaşananlar, Müslümanlar ve Ümmet açısından dezavantajlı, Siyonist Çete açısından ise  avantajlı bir pozisyon oluşturmaktadır. Mısır’ ın istikrarsızlaştırılması, İhvan’ ın güçsüzleştirilmesi Siyonist projeye hizmet etmektedir.

Müslüman halklar, İslam üzerinden Dar’ ül İslam’ ın maslahatını merkeze alan bir varoluş mücadelesi yürütmeden, bu herc-ü meçten kurtulmaları zor görünüyor.

Kudüs meselesi Yahudiliğin geliştirdiği efsanenin sonucudur. Filistin meselesi ise; bu efsaneyi istismar eden, 20.yy şartlarında, bu efsaneyi kendi çıkarları adına İslam dünyasına ihraç eden Batılı Hristiyan, Seküler güçlerin planladığı bir meseledir. Batılı güçler, bu projeyle bir taşla birçok kuş vurmuşlardır. Hem Batı’ nın başına bela olan Yahudi sorunundan kurtulmuşlar hem de İslam dünyasındaki işbirlikçilerini Siyonist işgal üzerinden tedip etmişlerdir. Ayrıca Ortadoğu’daki devletlerin hâkim güçleri, Filistin davasının savunucuları olarak halk nezdinde meşruiyet devşirmişlerdir. Bu açıdan Kudüs meselesi Kur’ an’ ın Yahudileri eleştirileri ve teklifleri üzerinden çözülecektir. Filistin meselesi ise; bölgede Müslümanları temsil eden ‘İslami bir İrade’ teşekkül ettiğinde hallolacaktır. Çünkü; Filistinlerin dramı o dönemin Müslümanlarının iradesi olan Osmanlı Devleti’ nin zayıflamasıyla başlamıştır. Dramın sebebi, çözümün ilacıdır.

Filistinli, Kudüslü yiğitlerin direnişleri, kıyamları İslam dünyasının çaresizliğinin çözümünü de bizlere göstermektedir. Kudüs’ ün kurtuluşu, Ümmet’ inde kurtuluşudur. Bu yüzden Kudüslü yiğitlerin bizim için de direndiklerini, savaştıklarını unutmayalım.