Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Cennet, üç kişiyi özler. Ali, Ammar ve Selman” (Tirmizi, Menâkıb, 34).

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) salât ve selam olsun.

Kuşlarmış -cüssesine göre- kalbi en büyük olan canlılar

Kuşların kalbiymiş en hızlı atan

İşte bu yüzden uçabilirlermiş, yere çakılmadan.

Kuşların kalbi gibi miydi senin kalbin de Selman?

Kardeşim… Nasıl da isterdin kalbin kuş kalbi gibi olsun, biliyorum kardeşim.

 

Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibidir” (Müslim, Cennet 27, Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 33).

İşte öyle büyük bir kalp; öylesine güzel çarpan, öyle hafif ve yere çakılmaktan, dünyaya bağlanmaktan koruyan.

 

Euzubillah… “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun!” denildiği zaman (olduğunuz) yere ağırlaştınız (çakılıp kaldınız)! Âhiretten (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat (iyi bilin ki) dünya hayatının menfaati, âhiretin yanında ancak pek azdır” (Tevbe, 38).

Seni duymamış, anlamamışız biz kardeşim.

Bu dünyanın kim bilir kaç yüzünü arzularken biz,

Sen -kaç zamandır Rabbin bilir- Rabbine kavuşma arzusu ve özlemi içindeydin aslında.

O bakışlarından, o kalmak istemeyen sözlerinden, gözünün yok saydığı, görmediği dünyalıktan belliydi kardeşim.

Yazılarını okuyorum ve sen yine her zamanki gibi özlemini yazmışsın, tam beş yıl önce:

“Yeryüzü mü’minlerle güzel… Ve tabi peygamberimizle -salât ve selam peygamberimizin, ailesinin ve ashabının üzerine olsun-. Acaba yaşasaydı yüzümüze bir kerecik bakar mıydı? Öyle özledim ki… Allah’ım, günahlarımızı bağışla… Peygamberimizi görmeyi, bize gülümsemesini, selamımızı almasını bize nasib et.” Âmin. Allah’ın, duanı kabul etmesini diliyorum kardeşim.

Bir de esirlere özel bir ilgin olduğunu görüyorum yazılarında. Belki de diyorum, seni esaretten koruyan şey, esirlere olan şefkatin, merhametin ve onları eksik etmediğin dualarındı. Esirleri unuttuğumuzu hatırlatıyorsun bize birçok yazında.

Arkadaşların seni ilk nasıl tanıdıklarını anlatıyorlar.

Ben de hatırlıyorum senin gelişini, seni ilk nasıl tanıdığımızı.

Biz üç kardeş, dışarıda yan yana duruyoruz.

Yeni bir bebek sesi, arkasından babam geliyor (oyuncak bebek istenmiş olmalı ki babamdan),

“İşte size bebek geldi” diyor.

O an seni bir oyuncak bebek gibi algılıyor ve şaşırıyorum.

Hiç unutmuyorum bu anı.

Sonra senin çocukluğundan hatırladığım başka bazı şeyler var.

Sesin çok güzel, marşlar söylüyorsun,

“Afgan dağlarında kar kucak kucak…”

Cahid’le cihadcılık oynuyorsun, şehid olmak istiyorsun.

Sen şehit olduktan sonra koşa koşa evimize gelenlerden birisi, ıslak gözleriyle ilk şunları söylüyor bize:

Çocukluktan bir kare hatırlıyorum, Selman’ın yüzüne güneş vurmuştu. O çocuk aklımla güneş mi daha parlak yoksa Selman mı, diye düşünmüştüm. Selman deyince hep o kare canlanır gözümde diyor.

Seni herkesin böyle güzel bir çocuk olarak hatırlaması ne kadar da güzel!

Seni herkes çok sevsin ama en çok da Rabbin sevsin istiyorum.

Allah katında çok ama çok değerli olmanı, yine Allah’tan diliyorum kardeşim. Âmin.

Sonra solak oluşunla ilgili bazı şeyler geliyor aklıma.

“Ben solağım, tamam mı?” derkenki tatlılığını, yemek yerken sağ eline alışmak için uğraşını, sağ elinle yerken birazcık zorlanmanın sana nasıl yakıştığını hatırlıyorum.

Seninle kavga ettiğimizi, benim canım acısa da sana kıyamadığımı,

Senin canın hiç acımasın diye karşılık vermediğimi, sana hiç vuramadığımı hatırlıyorum.

… Ama sana kıydılar kardeşim…

Senin bedenini toprağa verirken oradaki kardeşlerin çok ağladılar mı?

Bizim yerimize de ağladılar mı kardeşim?

Öptüler mi o güzel alnından, yüzünden, merhametli baban gibi kardeşim?

O güzel kabrine koymadan önce güzel saçlarını, sakalını okşadılar mı, gözünün bebeği annen gibi kardeşim?

Ben, yine de ahiret tarafından bakacağım senin vurulmuş ve kan içinde kalmış bedenine. Bu dünyada göremedim ama o gün, kıyamet günü göreceğim inşallah.

En güzel kokularla, nurlar saçarak, kanının en güzel rengiyle ve kanayarak; şahit ve şehit olarak rabbinin huzuruna geleceğin günü bekleyeceğim.

Benim güzel kardeşim…

Benim güzel şehidim, Selman’ım.

Senin gördüğün, anlattığın bazı rüyaları hatırlıyorum.

Şehit olmadan sadece bir hafta kadar önce, nöbet beklediğin tepenin ardında bekleyen uzun saçlı kızlar görmüştün. Bana tevilini sormuştun. Allah daha iyi bilir, onlar eş bekleyen hurilerdir inşallah, dediğimde nasıl da sevinmiş, isabet ettin demiştin. Ve Ramazan’ın son günleriydi. Gecenin üçünde kardeşim, seni rüyamda görmüştüm.

Bir tepede silahınla oturmuş büyük bir sevinçle “Rüyamda, Peygamberimiz (s.a.v.) bana söz verdi, Perşembe gecesi beni nikâhlayacak!” dediğin anda uyanmıştım da… “Selman, şehit olacak!” demiştim.

Ve sen Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece vurulmuşsun oy gülüm…

Aklıma geliyordu, sen bu Ramazanı bir başka sevmiştin. Mümin, günahlarından arınıp çıkarmış Ramazandan. Rabbin, seni “muhacir mücahid mümin” olarak o Ramazandan çıktığın gibi tertemiz alacaktı katına, aklıma gelmişti.

Bedir şehitleri ile olmanı ne çok isterim senin…

Öyle ki sadece savaştıkları bir tek gün için onların adı şerefle yazıldı.

Bedir şehidi demek, Allah’ın bildiği çok büyük bir şerefti.

Kalpleri, Allah’ın bildiği bir güzellikle öyle güzeldi ki!

Senin iki senelik cihadının, Bedir cihadına; şehadetinin, Bedir şehitlerinin şehadetine eşdeğer olmasını nasıl da dilerim kardeşim!

Ve son olarak, şehadetinden tam bir gün önce attığın mesajda:

“Biliyor musunuz? Cennette Allah’ı görmenin dışında bir güzellik daha var!

Rasulullah (s.a.v.), cennette bulunuyor!” demiştin.

Şimdi kavuştun mu Allah’ın vaadine?

Kavuştun mu güzel gözlü, eşlerine pek düşkün, eşlerine âşık hurilerine?

Kavuştun mu şehit kardeşlerine?

Kavuştun mu bir güzellikten başka bir güzelliğe?

Sonsuz ve mübarek bir Nur’a uçtun mu o güzel kalbinle, en yüce cennetlere? Öyle ki, yalnızca şehit olanlar Allah yolunda tekrar şehit olmak için o cennetlerden dönmek isterler.

Öyle bir güzellik işte.

Güzellik içinde güzellik…

Rabbim canını kabul etsin kardeşim.

Âmin… Âmin… Âmin… Velhamdulillahi rabbil âlemin.

Şehidin Selman’ın Ablası