dua_el_acanlar

Değerlerdeki öncelikleriniz neler?

Değer sıralaması insandan insana değişir. Değerdeki öncelik bir Müslüman için kendisine sunulan imkânların ve değerlerin farkına varması ve bunları korumasıdır. Değerde öncelik konusu bireysel olarak İslami yaşantının, toplumsal olarak ta etkileşim sürecinin akışını değiştirebilecek bir konumdadır. Vazgeçilmezlerimiz başlığı altında değer verdiklerimizi sıralamak, sayfalar dolusu bir kitap çıkarır. Vazgeçilmeyen değerler kişiden kişiye farklılık gösterir. Öncelikli değerlerimiz bizim imanımız ile doğrudan bağlantılıdır. Bizi biz yapan değerler, imanımız ölçüsünde değerlidir. Bize ikram edilen iman, değerlerimizin de belirleyicisidir ve bu değerlerde öncelik sıralamasını iman belirler. Çünkü verilen kıymet, sunulan değerler iman üzerine kurulur. İman verilmişse kıymet verilmiş, kıymet verilmişse bu kıymete yakışır bir “değer sahiplenmesi” istenmiştir.

Değerler; dünyaya ve ahirete yönelik bir ayrıma tabi tutulmamış, birbirlerine bağımlı ve birbirlerinin sebep ve sonucu kılınmıştır. Çünkü Kuran bize önceliklerimiz ölçüsünde ya dünya hâkimiyetini bize sunarak ahiretimizi inşa aracı kılar ya da bu dünyada rezillik dolu bir yaşam ile biten ve ahirette bir ateş çukuru ile sonuçlanacak akıbeti bize seçenek olarak sunar. Bir Müslüman için öncelikli değerler iman eksenli İslami değerler olmalıdır. Öncelikli değerlerimizin kaynağı ve referansı Allah rızası olmalıdır. Yapılan her amel ve davranışın Allah katında bir değerinin olması, Allah için yapılmasına bağlıdır.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün. ” Al-i İmran:102

“Deki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” En’âm:162

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” Enfal:2

Bir Müslüman için değerli olması istenilen ve öncelik sıralamasında en üstte tutulması gereken, Allah ve Rasulü (s.a.v.) olmalıdır. Aile bağları ve kavim, soy asabiyeti Allah’ın emirleri karşısında değersizdir.

“(Şuayb:)  “Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah’ın emirlerini)  arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.” Hud:92

“De ki: ‘Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” Tevbe:24

Müslümanları değerli kılan unsurlar, Allah tarafından kendilerine verilen değerlerdir. Bu değerleri imanları sayesinde kazanmışlar ve iman ettikleri esaslarda sabit kaldıkları müddetçe bu değerleri koruma gayreti içinde olmuşlardır. Müslümanlarda görülen sorun iman ettikleri ana esaslarda ve bireysel ibadetlerde değil, pratiğe yansıması gereken fedakârlık temelli amellerde ve toplumu dönüştürme konusundaki gayretsizliklerindedir.

Allah’ı hoşnut edecek olan hal; Müslümanlar için yaşadığı çağda toplumun değer yargılarına teslim olmak ve çözülmek değil, değerlerini bu topluma kabul ettirme gayreti içinde olmalarıdır. Sahip oldukları değerleri bu topluma aşılama elbette ki çok zordur. Fedakârlık ve samimi bir gayret bu yüzden çok önemlidir. Bu konuda Müslümanların en büyük referansı şüphesiz ki Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). İnsan kazanma ve değerlerini topluma kabul ettirme konusunda fedakârlık temelli hareket metodu, bu bakış açısıyla tekrar tekrar okunmalıdır. Şahsında her türlü değeri fedakârlık eksenli olarak sahabeye ve dolayısıyla bizlere veren Rasulullah’ı (s.a.v.) anladığımız, örnek aldığımız ve değer modellemesi yaptığımız ölçüde Allah’ın rızasını umabiliriz.

-“…Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının…” Haşr:7

“(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” Al-i İmran:31

Fedakârlık şuuru bir Müslümana verilen çok önemli bir değerdir. Müslüman Allah rızasını kazanmak için yapacağı her türlü fedakârlık ile Rabbini hoşnut eder. İslami çalışmalarda fedakârlık önceliği, iki durumda çok önemlidir. Birincisi kardeşlerine yönelik olan ve nefsi istek ve arzularını kardeşine tercih etmemesi, ikincisi ise İslami hareketin bir neferi olarak sorumluluklarının bilinci ile hareket edip insan kazanma konusundaki fedakârlıklarıdır. Bizi biz yapan değerlerin başında fedakârlık, insan kazanma bilinci ve bu uğurda verilecek mücadelenin diri tutulması gelir. Bireyleri, İslam lehine dönüşüm sürecine sokmak ve değerli olana yönlendirmek, değer katmak; bir Müslümanın vazgeçilmez hedefi olmalıdır. Değerler arası çatışmada kazanan taraf, sahip oldukları değerleri fedakârlık temelinde ilkeli ve kararlı bir şekilde topluma kabul ettiren ve insan kazanan taraf olacaktır.

Allah katındaki değeriniz nedir?

Hiç kimse Allah katındaki değerini bilemez. Bu başlığın atılma sebebi, Müslümanların kalplerinde olanı, amellerini, Allah katındaki değerlerini ortaya koymak için bir teraziye sunmak değil; Allah’ın Kuran’da müminlere dair saydığı özelliklere ve hoşnut olacağı amellere göre “kendimizi” tartmak ve değerimizin ne olduğunu nefis muhasebesiyle görmeye çalışmaktır. Kuran’ı hayat kitabı yapan Müslümanlar; kendilerinden yapılması ve yapılmaması istenilen tüm emir ve yasaklara göre Allah katındaki değerlerinin ne olduğunu ortaya koyacak iman, bilgi, basiret ve hikmet sahibi kimselerdir. Çünkü Allah’ı hoşnut edecek amelleri yine Allah’ın belirlediği kriterlere göre yerine getirenler, Allah’ın müjdelerine nail olacaklardır.

“Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.” İbrahim:27

Allah katındaki değer muhasebesi şüphesiz ki matematiksel olarak yapılamaz. Ama burada kastedilen ve dikkat çekilmek istenilen; Allah katında en değerli olanlar, takva üzere bir yaşantı sürenler ve bu yaşantının toplumda kabul ettirilmesi uğruna her türlü mücadeleyi vererek bir şahitlik ortaya koyanlardır.

“Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun…” Bakara:143

“Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim’in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur’ân’da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size Müslüman adını veren O’dur. Artık namaz kılın, zekât verin, Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır.” Hac: 78

“Allah’a ve O’nun Resul’üne iman edenler; işte onlar Rableri Katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da cehennem halkıdır.” Hadid:19

Müslümanların Allah katındaki değerleri; iman etmeleri ve bu iman temeli üzerine bina edilen her türlü emir ve yasaklara, bu iman gereği tabi olmalarından gelir. Emir ve yasaklar Müslümanların bu dünyada değerini, kalitesini arttırmaya yönelik uygulamalar olduğu gibi, Rablerinin hoşnutluğunu ve ahiretlerini kazanmalarını beraberinde getirir. Yapılan bireysel ibadetler ve topluma dair sorumlulukların yerine getirilmesi Müslümanların kurtuluşuna vesile olacaktır.  Allah nazarında bir Müslümanın değerli oluşu, değer sahibi olan Rabbine gösterdiği hürmet, saygı ve kulluk ile her durumda Rabbi ile irtibatlı olup değerini arttırmaya yönelik emir ve yasaklarına riayet etmektir.

 “(Resûlüm) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” Furkan:77

 “Kendisine kavuştukları gün, Allah’ın onlara iltifatı, ‘selâm’dır. Allah onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır.” Ahzab:44

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” Al-i İmran: 104

Değersiz dünya hayatını değerli görenler

Değersiz olana rağbet her zaman insanın kalitesini düşürür. Dünya nimetlerinin değersizliği ve daha kalıcı olan ahiret nimetlerine insanın yönlendirilmesi konusunda pek çok ayet ve hadis vardır. İmtihan sebebi olması için bu nimetler insanlara çekici ve güzel gösterilmiştir. Ahirette verilmesi müjdelenen nimetler, insanın bu dünyada sahip olmak istedikleri nimetler ile kıyaslanır. İnsanın bu dünyada sahip olduğu ya da sahip olmak istediği her nimetin çok daha fazlası ve daha iyisinin ahirette kendisine verileceği müjdesi ile tüm gayret ve eforun ahirete yönelik yapılması istenir.

“Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır” Al-i İmran:14

 “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz? “ En’am:32

“(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.” Tevbe:55

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.” Kehf:28

Allah katında dünya ve içindekiler, ahireti kazanmaya yönelik alışveriş yapılan bir pazar mesabesindedir. Ticaret; ahiret hesabıyla yapılmaz ise imtihan için geldiğimiz dünya hayatının nimetleri, ahirette bizi helak edecek bir konumda olacaktır. Çünkü değerli gördüğümüz ve sahiplendiğimiz tüm dünya nimetleri elimizden alınacak, o nimetleri kullanma niyeti ve kullanma şekline göre hesaba çekileceğiz. Bir Müslüman için dünya hayatı Rasulullah’ın (s.a.v.) ifadesi ile bir ağacın altında gölgelenilen ve dinlenilen yer gibi olmalıdır.  Dünyaya ve nimetlerine bakış açımız ve kullanma şeklimiz bizi, Allah’ın rızasına kavuşmaya ve cehennem ateşinden korumaya yönelik olmalıdır.

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” Tahrim:6