Kur’an ve Psikoloji Işığında Stres Yönetimi Üzerine Bütüncül Bir Yaklaşım – III
Arşiv Genel Yazarlar

Kur’an ve Psikoloji Işığında Stres Yönetimi Üzerine Bütüncül Bir Yaklaşım – III

Yaşadığımız büyük yaşam ve küçük yaşam olaylarında verdiğimiz tepkileri doğru değerlendiremeyebiliriz. Bazen yaşadığımız olaylarda gösterdiğimiz stres yönetiminde doğru sabrı sergilediğimizi zannedebiliriz. Oysaki insanın vermiş olduğu tepkiler bazen öğrenilmiş bir çaresizlik de olabilir. Bu yazımda stres karşısında verilen tepkileri ve kişilik özelliklerini ele almak istedim.

Kimi insanlar büyük yaşam olaylarında stres olurken kimi insanlar günlük yaşam içinde de stres yaşayabilirler. Büyük yaşam olayları; kişinin alışık olduğu yaşam alışkanlıklarının dışında ortaya çıkan; eşin ölümü, boşanma, hapse girme, yakın bir aile üyesinin kaybı, hastalanma, evlenme, işten çıkarılma, emekli olma, hamilelik, finansal durumda değişiklikler, okula başlamak ya da okulu bırakmak, çocukların evden ayrılması gibi yaşam olaylarıdır. Günlük sıkıntılar ise kişinin günlük yaşamında her gün karşılaşabileceği huzursuz edici, engelleyici ve hayal kırıklığı yaşatıcı olaylardır. Bunlara örnek olarak eşyaları kaybetme, gürültü yapan komşular ve günlük maddi sıkıntılar verilebilir.

Yapılan araştırmalar, günlük sıkıntıların büyük yaşam olaylarına göre psikolojik semptomların daha önemli belirleyicileri olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak kişiyi kapsamlı ele aldığımızda stres; kişinin önem verdiği yaşam olayları karşısında ortaya çıkan bir durumdur. Günlük hayatta yaşadığımız tüm sıkıntılar ya da engellemeler aynı düzeyde strese yol açmaz. Bazı günlük sıkıntılar, kişinin yüklediği anlama göre daha fazla stres verici olabilir. Hatta aynı olay bir gün stres vermezken başka bir gün yoğun stres oluşturabilir. Örneğin normalde çok stres olmadığımız trafik sıkışıklığının, yetişmemiz gereken önemli bir yer olduğunda daha yoğun stres oluşturması gibi…

Psikolojik stres; kişinin çevresel taleplerin ve bu taleplerle başa çıkmak için gerekli olanların kendi kaynaklarını aştığını ve iyilik hâlini tehdit ettiğini düşündüğü zaman ortaya çıkar. Psikolojik stresin tanımını yaptıktan sonra buraya İslami bir bakış açısı eklemek istiyorum. İnsan bazen olaylar karşısında kendi kaynaklarıyla yeterli gelemez. Zira o olaya karşı gerekli güç ve donanım ona verilmemiştir. Bu donanımın verilmeyişi; kulluk bilinciyle yaşaması gerektiğini diri tutması ve müstağniliğe kapılmadan dua ile yaşaması içindir. İnsan her şeye güç yetirebilecek olsaydı “dua”sı olmazdı. Allah’ın (cc) kuluna verdiği önem, kulun duası ile orantılıdır:

قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ: “De ki şayet duanız olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan 77). Buradan anlıyoruz ki stres, iddia ettiğimiz imanı ispat etmemiz için karşılaştığımız bir imtihan aracıdır. Yani karşılaştığımız büyük veya küçük yaşam olayları karşısında kontrol etmemiz gereken stres de bir imtihandır. Bu noktada stres sadece biyolojik veya psikolojik bir tepki değil, aynı zamanda kişinin inanç dünyasını ortaya koyan bir süreç hâline gelir. İman, genellikle belirsizlik anlarında verilen tepkilerle test edilir. Stres; kişinin kontrol edemediği dış faktörlerle karşılaştığında verdiği bir “alarm” hâlidir. Bu noktada stresi yönetmek; sabır, tevekkül ve soğukkanlılık gibi kavramların teoriden pratiğe dökülmesi anlamına gelir. Yani stres anındaki duruşumuz, aslında iddia ettiğimiz değerleri ne kadar içselleştirdiğimizin de bir göstergesidir.

İnsan, olayların kendisini değil, olaylara yüklediği anlamı yaşar. Modern psikolojinin “bilişsel değerlendirme” olarak tanımladığı süreçte kişi, karşılaştığı olayın kendisi için ne ifade ettiğine karar verir. İslami bakış açısında ise bu anlamlandırma süreci; kader anlayışı, tevekkül, sabır ve Allah tasavvuru ile şekillenir. Bu nedenle aynı olay, iman perspektifi güçlü olan bir kişide daha farklı değerlendirilirken başka bir kişide yoğun stres ve tehdit algısı oluşturabilir. Psikolog Richard Lazarus tarafından geliştirilen bilişsel değerlendirme kuramı, “neden bazı insanların aynı olay karşısında yıkılırken bazılarının daha sakin kalabildiğini” açıklamaktadır. Lazarus ve Folkman, bilişsel değerlendirmeyi; birincil değerlendirme ve ikincil değerlendirme olmak üzere ikiye ayırmışlardır.

Birincil Değerlendirme: Bir stresörle karşılaşan bireyin bu duruma verdiği anlamla ilgilidir. Stresli bir durumda kalan kişi, bu duruma ilişkin üç farklı yorumlama yapabilir:

  1. 1. Zarar-kayıp, 2. Tehdit, 3. Meydan okuma-mücadele.
  2. Zarar-kayıp değerlendirmesi, kişinin hâlihazırda bir zarar ya da kayıp yaşamasına ilişkin değerlendirmedir. Bu değerlendirme sonucunda öfke, üzüntü ve korku gibi olumsuz duygular yaşayabilir. Bir ilişkinin bitmesi ya da bir organdaki hasar bu değerlendirmeye örnek gösterilebilir.
  3. Tehdit değerlendirmesinde zarar ya da kayıp henüz gerçekleşmemiştir; ancak kişi bunların yakın zamanda gerçekleşeceğini düşünür. Sonuç olarak tehdide ilişkin beklenti de kişide olumsuz duygular oluşturur ve bu durum stres verici hâle gelir.
  4. Meydan okuma değerlendirmesinde kişi, kendisinin kazanabileceğine inanır. Bu durumda kişi istediği sonuca ulaşabilmek için fiziksel enerjisini ve psikolojik kaynaklarını kullanması gerektiğini bilir. Böyle bir değerlendirme; şevk ve heyecan gibi olumlu duygular oluşturduğu için diğer değerlendirmelere göre daha az stres meydana getirir.

İkincil Değerlendirme: Birincil değerlendirme sonucunda kişi çevresel taleplerin potansiyel bir tehdit oluşturduğu sonucuna varırsa “Ben var olan kaynaklarımla bu durumun nasıl üstesinden gelebilirim?” sorusunu sorar. Bir başka ifadeyle kişi bu aşamada “Stresle nasıl başa çıkabilirim?” sorusunun cevabını arar. Bu noktada kişi çevresel taleplerin kendi kaynaklarının üzerinde olduğunu, yani başa çıkamayacağını düşünürse kendini yoğun stres altında hisseder ve olumsuz duygular yaşamaya başlar. Kısacası bu bakış açısına göre stres; kişinin yaşadığı olaya ve o olayla başa çıkma kapasitesine yönelik yaptığı değerlendirmelerin sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Yazının başında dile getirdiğim gibi stres karşısında meydana getirdiğimiz duruşlarımızın farklı farklı olma sebebi kişilik ve karakter özelliklerimizle alakalı olabilir mi? Bazı insanlar önemli yaşam olaylarından hasar almadan ya da çok az hasar alarak çıkarken bazıları küçük stresörler karşısında bile hasar alabilirler. Yapılan araştırmalara göre bireysel ayrılıklar konusunda kişilik yapısından ve karakterden kaynaklanan farklılıkların belirleyici olduğunu söylenmiş ve bazı kişilik özelliklerini stresle ilişkilendirmiştir.

Psikoloji literatüründe kişiliği sınıflandırmak için çok farklı modeller ortaya atılmış, bilimsel psikolojide en çok kabul gören model “5 faktör modelidir”. Bu beş faktör, kişilik modeli ve 9 farklı karakter modelini baz alarak, bu kişilik ve karakterlerin stres karşısında sergiledikleri duruşu ve törpülemeleri gereken yönleri ele alalım.

Kişilik; bir insanın düşünme, hissetme ve davranma biçimlerinin genel bütünüdür. Yani seni “sen yapan” özelliklerin toplamıdır. Kişilik, genelde iki şeyin birleşimiyle oluşur:

  • Doğuştan gelen özellikler (mizacın)
  • Yaşadıkların ve çevren (aile, arkadaşlar, deneyimler)

Beş Faktör, Kişilik Kuramı ve Stresöre Verdiği Tepki

  1. Dışadönüklük:

Sosyal olan, sosyal enerji düzeyi yüksek olan kimseler. Dışadönük kişiliği, yüksek dışa dönüklük ve düşük dışa dönüklük olarak ikiye ayırıyoruz.

Yüksek dışadönüklük:

  • Sosyal olmayı sever
  • Konuşkan ve hareketlidir
  • İnsanlarla vakit geçirmekten keyif alır
  • Girişken davranabilir

Dışadönük kişilikler genellikle stres karşısında duygularını dışa vurma ve sosyal destek arama eğilimindedir. Ancak bu, hiç zorlanmadıkları anlamına gelmez. Verdikleri tepki stresin türüne ve kişinin diğer kişilik özelliklerine göre değişebilir. Genel olarak dışadönük bireylerde stres anında şu eğilimler görülebilir:

  • İnsanlarla konuşarak rahatlamaya çalışırlar.
  • Yalnız kalmak yerine sosyal ortamlara yönelirler.
  • Problemi paylaşma ve destek alma eğilimleri yüksektir.
  • Daha hareketli ve aktif baş etme yolları kullanabilirler.
  • Moral yükseltici etkinliklere yönelme eğilimleri olabilir.

Örneğin:

  • Arkadaşlarıyla vakit geçirmek
  • Spor yapmak
  • Dışarı çıkmak
  • Sürekli iletişim kurmak, bunlar stresle baş etme yöntemleri olabilir. Fakat dışadönük kişiler stres altında bazen:
  • Dürtüsel davranabilir
  • Fazla konuşabilir
  • Dikkatini dağıtmaya çalışırken problemi erteleyebilir
  • Sürekli meşgul olarak duygularıyla yüzleşmekten kaçınabilir.

Ayrıca sosyal çevreleri bozulduğunda veya yalnız kaldıklarında stresleri daha belirgin hale gelebilir. Özellikle uzun süreli izolasyon, dışadönük kişiler için zorlayıcı olabilir. Ancak izolasyona kapılmadan stres anında sosyal hayatın içinde kalmak dışadönük kişinin stresle sağlıklı baş ettiği anlamına gelmez; kişinin öz farkındalığı, yaşam deneyimi ve destek sistemi de önemlidir. Bu kişiliği karakterinde bulunduran kimselerin stresör anında verdiği tepkiyi terbiye etme yönünü, 9 karakter ve stres yönetiminde dile getireceğim inşallah…

Düşük dışadönüklük (içedönüklük):

  • Daha sakin ortamları sever
  • Yalnız kalınca dinlenir
  • Her zaman sosyal olmak istemez
  • Daha gözlemci olabilir.

Düşük dışadönüklük gösteren kişiler yani daha içedönük bireyler, stres karşısında genellikle duygularını kendi içlerinde işlemeye eğilimlidir. Enerjilerini sosyal ortamlardan değil, daha sakin ve bireysel alanlardan toplarlar. Stres karşısında sık görülen bazı tepkiler şunlardır:

  • Yalnız kalma ihtiyacı hissedebilirler
  • Düşünerek çözüm üretmeye çalışabilirler
  • Duygularını hemen paylaşmayabilirler
  • Sessizleşme ve içe çekilme görülebilir
  • Kalabalık ve yoğun sosyal ortamlar daha yorucu hale gelebilir.

Örneğin stresli olduklarında:

  • Uzun yürüyüş yapmak
  • Kitap okumak
  • Sessiz bir ortamda dinlenmek
  • Yazı yazmak
  • Tek başına düşünmek gibi yöntemlerle rahatlamaya çalışabilirler.

İçedönük bireylerin önemli bir yönü şudur: Onlar genellikle sorunları daha derin analiz etme eğilimindedir. Bu bazen sağlıklı bir değerlendirme sağlayabilir; fakat bazen de aşırı düşünmeye (ruminasyon) dönüşebilir. Uzun süreli stres altında:

  • Kendilerini sosyal çevreden izole edebilirler
  • Yardım istemekte zorlanabilirler
  • Duygularını bastırabilirler
  • Kaygıyı iç dünyalarında yoğun yaşayabilirler. Fakat bu durum, her zaman olumsuz değildir. Birçok içe dönük birey:
  • Güçlü gözlem yeteneğine
  • Derin düşünme kapasitesine
  • Yüksek öz farkındalığa sahip olabilir.

Yani stresle baş etme biçimleri dışadönüklerden farklıdır. Dışadönük biri konuşarak rahatlayabilirken, içe dönük biri sessizlik ve yalnızlıkla yeniden denge kurabilir. Bu kişiliği karakterinde bulunduran kimseler için detaylı bilgi, karakterler bölümünde verilecek.

  1. Uyumluluk:

İnsanlarla ilişkide ne kadar yumuşak, anlayışlı ve işbirlikçi olduğunu gösterir. İkiye ayrılır; yüksek uyumluluk, düşük uyumluluk.

Yüksek uyumluluk:

  • Empati kurar
  • Yardımseverdir
  • Affedici olabilir
  • İnsanlarla çatışmaktan kaçınır

Yüksek uyumluluk özelliğine sahip kişiler, stres karşısında genellikle ilişkileri korumaya ve çatışmayı azaltmaya yönelik tepkiler verirler. İnsanlarla uyum içinde kalmak onlar için önemli olduğu için stresli durumlarda bile kırıcı olmamaya çalışabilirler. Bu kişilerde sık görülen tepkiler şunlardır:

  • Ortamı sakinleştirmeye çalışma
  • İnsanları memnun etmeye yönelme
  • Empati kurma
  • Destek verme ve destek arama
  • Çatışmadan kaçınma

Örneğin bir aile içi tartışmada:

  • Ortayı bulmaya çalışabilirler,
  • Kendi duygularını geri plana atabilirler,
  • “Sorun büyümesin” diye susmayı tercih edebilirler.
  • Sorunlar yokmuş gibi davranabilirler

Yüksek uyumlu bireyler genellikle:

  • Yardımsever,
  • Şefkatli,
  • İş birliğine açık,
  • Affedici,

oldukları için sosyal destek ilişkileri güçlü olabilir. Bu da stresle baş etmelerini kolaylaştırabilir. Fakat bu kişilik özelliğinin zorlayıcı tarafları da vardır. Uzun süreli stres altında:

  • Kendi ihtiyaçlarını ihmal edebilirler
  • Sınır koymakta zorlanabilirler
  • İnsanları kırmamak için kendilerini tüketebilirler
  • Bastırılmış öfke yaşayabilirler
  • Fazla fedakârlık nedeniyle tükenmişlik hissedebilirler.

Özellikle sürekli başkalarının yükünü taşıyan kişilerde: “Ben iyi olayım değil, herkes iyi olsun” düşüncesi zamanla içsel yorgunluğa dönüşebilir. Bu nedenle yüksek uyumluluk sağlıklı sınırlarla desteklendiğinde çok güçlü bir özellik olur. Empati ve merhamet değerliyken, kişinin kendi ruhsal ihtiyaçlarını da fark etmesi önemlidir. Bu kişiliği karakterinde bulunduran kimseler için karakter bölümünde detaylı çözüm yolları dile getirilecek.

Yazımızın devamı, bir sonraki dergi yazımızda olacak inşallah. Okuduğunuz için teşekkür ediyoruz.

İmren BÜYÜKÖZ

 

 

 

GRUBA KATIL