“Şimdi onun zamanımı, hele bir dur bakalım, o işi yarın halledelim, acelesi mi var onun, günler torbaya mı girdi, bugün daha önemli işlerim var şimdi onunla uğraşamam, zamanım müsait değil”  gibi sözlerle hep yapmamız gereken şeyleri böyle erteleriz. Ancak ertelediğimiz o şeylerin zararını ve ziyanını ilerde gördükçe içten bir “öff” çeker hatamızı anlar, niye yapmadığımızın pişmanlığını yaşarız. Bu dünyevi şeylerle ilgili olarak, her şeyi zamanında yapmanın önemini belirtmek amacıyla çok meşhur olan: ”bugünün işini yarına bırakma” sözünü her daim yeri geldiğinde söyleriz.

Saat_El

Buna rağmen, ahiretle ilgili, ebedi alemle alakalı, kulluğumuz söz konusu olduğunda ibadetlerimizin hemen yapılmasının zaruri olmadığını düşünür, nasıl olsa ilerde yapılabileceği düşüncesiyle, ertelemekten çekinmez, onun ızdırabını da yaşamayız maalesef. İlk önce özgürce hayatı kendi arzularımız doğrultusunda yaşamayı, sonrasında ise kendimizi ümitsiz, hayattan yorgun argın bir halde hissettiğimizde ibadet ve itaatle geçmiş günleri o son zaman dilimine sıkıştırarak telafi etmeye çalışırız. Allah’ın mağfiretini teselli kaynağı görerek, yine bildiğimiz şeylerin peşine sürüklenir, “ilerde yaparım” diyerek o Allah’ın sonsuz affını kendimizce yorumlamaya kalkışırız.

Kulluk öyle ertelenecek bir şey de değildir. Böyle bir özellik onun mahiyetine zıttır. Allah’a ibadet ve itaat halinde olmamız en büyük vazifemiz ve görevimizdir. Bu dünyadaki asıl sorumluluğumuz Yüce Yaratan’a kulluk etmektir.

Böyle bir görev ve sorumluluğun bahanelerini bulmaya çalışmak, çeşitli mazeretlerle ibadetin ertelenebileceğine inanmak ancak insanın kendi kendisini aldatmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah’tan hiç bir şeyin gizlenmesi mümkün değildir; o kalplerde olanı en detaylı bir şekilde bilendir, insanların açığa vurdukları da gizledikleri de onun için birdir, sözlerin arkasındaki niyetlere de aşinadır.

Namazı kılmamayı boş vaktinin olmayışına endeksleyen, hacca gidememeyi, daha çocukların evleneceğine, ev bark sahibi olmasına bağlayan, cumaya gidemeyişini patronun izninin olmasına yamayan, orucu tutmamayı, zekat ve sadakayı verememeyi kuran okuyamamayı zikir yapamamayı ve daha nice ibadet ve itaatleri yerine getirememeyi ve ertelemeyi, çeşitli dünyevi kılıflara giydiren bir Müslümanın durumu:

Öğretmenin: “Bugün ders verecek vaktim yok, bir mühendisin:” Proje çizmek için zamanım yok”,   bir doktorun “muayeneyi şimdi yapamam” zira fabrikada, dükkânda, kasapta işlerim yoğun” demelerinden daha vahimdir

Halbuki daha önceden de ifade ettiğim gibi, eşrefi mahluk olan insanın  yaratılış gayesi “ “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım”(Zariyat ,56)  buyruğunda ifadesini bulduğu gibi Allah’a ibadet etmektir. Bu böyle olunca hayatın anlamı,  ne sadece doğup büyüyüp, sonrada ihtiyarlanıp ömür bittiğinde ölmektir. Ne de yiyip içip istediğince ölçüsüz ve pervasızca yaşayarak insanın şerefini haysiyetini değerini, banka, yemekhane, tuvalet, arasında heba etmektir.

Hayatı anlamlı kılan, insanı değerli hale getiren, insanın asli görevine geri dönmesi, ibadet ve itaati, “ Sana ölüm gelinceye kadar Rabb’ine ibadet et.(Hicr,99)  diye Yüce Allah’ın buyruğunda olduğu gibi, her zaman diliminde olmak üzere asla ertelemeden, hayatın tam orta yerine koyup, diğer meşguliyetleri buna ayarlamasıdır.

Doyumsuz istek ve arzularımızın kulu kölesi değil Allah’ın kulu olmalıyız. Sonu olan ömrümüzü sonsuzluğa, ihtiyacını bu dünyada tatmin edemeyen ruhumuzun yönünü ebedi âleme döndürmeli, oraya ait olan hiçbir şeyi asla ertelememeliyiz, zira huzur bulmak mutlu olmak buna bağlıdır.  Yüce Allah: “kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.(Ra’d,28)  diye buyurarak buna işaret etmiştir.

Evet, böyle bir hayati konuyu ertelemek akıllı insanların yapacağı bir iş değildir.  Hem yarın yaparım demek samimiyetten yoksun bulunan insanlara ait bir özelliktir. Doğrudan insanları ibadet etmekten engelleyemeyen, şeytanın ikinci ve en etkili planı olan bir aldatmadır bu. Böyle bir düşünce ne tamamen masumdur, nede inandırıcı bir şeydir, zira senin, bugünün işini yarına ertelemen seni, bugünün sorumluluğundan muaf hale getirmez bir defa. Bugün yapılacak görevler mevcutken, yarında yapılacak daha başka görevler vardır. Hâlbuki yarın olduğunda da daha başka yarınları gösterirler böyle insanlar. Bugün de dünün yarınıydı, yarında bir sonraki günün bugünü,  sonuç olarak, böyle bir düşüncenin neticesi helak olmak, ahireti kayıp etmektir.

Yüce Allah bir ayeti kerimesinde buyuruyor ki:

“Hiçbir şey hakkında “ ben bunu yarın mutlaka yapacağım deme, Ancak Allah dilerse (inşaallah yapacağım de) (Kehf, 23-24)

    Çünkü her şey onun dilemesiyle mümkündür. Yarına çıkacağımızı da,  yarın için başımıza ne geleceğini de yine ondan başka kimse bilmez, öyleyse ona bağlanmalı, ona güvenmeliyiz. Ona olan ahdimizin gereğini yerine getirmeli, ibadetlerimizi erteleyerek şeytanın tuzağına düşmemeliyiz.

Yine başka bir ayette Yüce Allah:

“ ..Ertelemek ancak inkarda artıştır..” (Tevbe, 37)  diye buyurarak işin ne kadar ciddi bir mesele olduğuna vurgu yapılıyor.

Peygamberimiz de bir hadis-i şerifinde:

“Yarın yaparım, yarın yaparım diyen helak olmuştur”(İmam Rabbani)

Mevlana Celaled’din Rumi böylelerinin tutarsızlığı için:

Yarın yaparım diyorsun kaç tane yarın geçti hayatında

    Kaç tane yarın geçti ne yaptın ki yarın yarın diyorsun “ demiştir.

En önemli ibadetlerini yarına erteleyenler İslami ve ahlaki olmayan yaşantılarından memnun olduklarını -farkında olmadan- ima ederlerken, güya böyle çıkmaz hallerini bu şekilde bastırıp teselli bulacaklarını zannederler. Ne işledikleri günahtan uzaklaşmayı, nede güya dinden diyanetten kopmayı arzu ederler. Ancak neyi erteleyerek, aslında nelere sebebiyet vereceklerini, onun acı sonuçlarının neler olacağını, kestiremeyerek, bile bile kendilerine zulmeden, ahiretlerini heba eden bir konuma düşerler. Yüce Allah böyleleri hakkında şöyle buyuruyor:

Zalimler kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacakları gün; lanette onlarındır, yurdun en kötüsü de”(Mümin,52)

Her verilen zamanın hesabı bizlerden mutlaka sorulacaktır. Aldığımız nefesi nerede aldığımızından tutunda, attığımız adımın, tuttuğumuz elin, baktığımız, duyduğumuz bütün davranışlarımızın hesabını vereceğiz teker teker.

Her günü bir fırsat aralığı olarak düşünmeli, belki yaşadığımız günü son gün olarak farz edip, ibadet ve itaati zirvelerde yaşamalı, imtihanın son demleri olarak düşünmeliyiz. Çünkü fırsat insanın eline bir defa geçer,  gidince de geri gelmesi imkânsızdır.

Ne geçmişe takılıp, kendimizi karamsarlığa sürüklemeliyiz, nede bizler için geleceği belli olmayan, yarın için ibadetleri ertelemeliyiz. Geçmiş zaten geçmiştir, yaptığıyla, yıktığıyla, kazandırdığı ve kayıp ettirdiğiyle, gelecekte zaten belli değildir. Öyleyse dem bu dem, saat bu saattir.

Hızla ahirete sevk ediliyoruz, bölük bölük. Tanıdığımız, tanımadığımız nice insanlar yanımızdan bir ağacın yaprakları gibi düşüyor, toprağın kara bağrını, geldiğimiz gibi gidiyoruz.

Yüce Alla buyuruyor ki:

“Oysa Allah kendi eceli gelmiş bulunan, hiç kimseyi kesinlikle ertelemez, Allah yaptıklarınızdan haberdardır”(Münafigun,11)

Her insan gibi ecelin oku bir gün bizi de vuracak, bizim içinde selalar verilecek, er kişi veya hatun kişi niyetine diye namazımıza durulacak, “nasıl bilirsiniz” sözüne herkes “iyi bilirdik” diye cevap verecek belki, ancak  büyük hesap gününde günah işlediğimiz her azamız aleyhimize şahitlik edecek, o zaman ertelediklerimizden hesaba durduğumuzda ertelenmeyen bir adaletin tecellisinden nereye kaçıp kurtaracağız.

Yüce Allah bu hususta da şöyle buyuruyor:

İşte o an geldiğinde,(artık her) insan önceden taktim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğrenmiştir”(İnfirah,5)

Evet, hayatımızda, yaşadığımız nice olaylarda olduğu gibi ölümden de almamız gereken ne kadar çok dersler ve ibretler vardır. Ancak ders alan azdır, ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz,  deve kuşu misali avcıdan saklanmak için başımızı kuma gömerek hakikat olan hesaptan kurtaracağımızı zannediyoruz.

Allah bizleri ertelenmeyen ölüm için ibadetlerini erteleyerek helak olanlardan eylemesin. Sırat-ı müstakim üzere yaşayan, samimiyet ve ihlas üzere olan ve o şekilde Rabbinin huzuruna çıkan kullarından eylesin (Amin).