Neydi kardeşlik? Kardeşin, kardeşin üstündeki hakkı neydi? Ne kadar bilincindeyiz? Ahde vefa kelamda kalmış, ümmet coğrafyası parça parça olmuş ve çaresiz iken nerede Ömer’in kuşlara yemi dağıtmasını amel eden, hayatına geçiren Müslümanlar? Oysaki Rasulullah aleyhisselam, müminlerin birbirini sevmesini ve merhamet etmesini emrederdi. Ne kadar amel ediyoruz? Müminin, müminin üstündeki hakkıydı oysaki onu koruyup gözetmesi. Kardeşlik kelimesi, uhuvvet demekti, birbirine çok yakın, birbiri üzerinde hakkı olandır, onu unutmaz, çaresiz bir başına bırakmazdı kardeşini dünya coğrafyasında.

Suriye’de, Keşmir’de, Filistin’de ve yangında olan birçok İslam ümmetindeki müminlerin hallerini görmüyorduk oysaki. Sadece kendi evimizle, işimizle ve hayatımızla meşgul oluyorduk. Çünkü bizi rahatsız ediyordu kendi hanemizin dışındaki sorun ve yasalar. Biz, sadece kendi dünya ahvalimize yönelip unutuyorduk. Eskinin mücahitleri, şimdilerde müteahhitlik yolunda ilerliyordu, dava ve sorumluluklar ikinci planda. Etrafını görmez iken, bırakın komşusu aç iken tok yatmayı, komşuya tahammülü kalmamıştı ve bununla beraber kendi nefsimiz bir dünya olmuştu. Bedenimizde görmüyorduk, kör oluyorduk. Müslümanlar işkence ve eziyet altında iken görmezden gelmek, daha rahat geliyordu bize. Sözümüzde durmayı ikinci plana atmışız, sadece kendimize yönelmişiz. Ama Yaradan sormaz mı nerede kulun kuldaki hakkı? Biz, panellerde kardeşlik gösterileri ile bazen vicdan rahatlatmaları yapar olmuşuz. Evet, tekrar soruyorum: Nerede ahde vefa ve kardeşlik?

Sonraları Barış antlaşmaları yapılırdı ümmetin haklarından uzak köşelerde. Kendi nefislerine hoş gelen, sonu parayla biten ılımlı Müslüman adımları ile kardeşlerimize yalancı manifestolar yapılırdı. “Yanınızdayız her zaman” derdik ve onları avuturduk. Peki, mizanda ne hesap sorulurdu bizlere, vicdanlarımızı mizan affeder miydi?

Biz, nefsi hüsnizanlarda bulunurduk her zaman. Sizce de öyle midir peki? Irak topraklarında bacılarımıza uzanan eller, dinimize uzanan diller varken nasıl rahat ediyoruz veya ne kadar soruyoruz kendimize “fe eyne tezhebun” diye?

Kardeşlik kelamı üzerine çok güzel şeyler söylenebilir, avutucu kelimeler kullanılabilir, lakin hakkı söylemek Müslümanın Müslümana borcudur. Nefse güzel gelen şeylerden kaçınmalıdır oysaki. Ümmet, kardeşlik vasfını kaybetmiş, buna inanmamız gerekiyor. Artık bununla yüzleşmemiz gerekiyor; kaçmak çözüm değil ey Müslümanlar! Artık ümmet için çaba zamanı, birlik ve ahde vefanın anlamını bulmamız gerekiyor, kaçmamak lazım. Sahi, neydi ahde vefa? Ümmet olmak neydi acaba?

 

Servan ÖZBEY