• Ahmed Muhammed Münir

    Rasulullah Efendimiz’in Örnekliğinde Eğitim-Öğretim Metodları

    - 20 Aralık 2014

İnsanı yoktan var eden, bilmediklerini öğreten kainatın muallimi, Kerim olan Allah’u Teâlâ, Efendimiz (SAV)’i muallim olarak göndermiştir. Bu durumu Peygamberimiz “Ben muallim olarak gönderildim” buyurarak belirtmiştir.

“Allah’ı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin” buyurulmuştur. Eğitimde ne öğrettiğimiz kadar nasıl öğrettiğimiz de önemlidir. Faydalı güzel şeyleri doğru ve anlaşılır bir şekilde anlatmalı, öğretmeliyiz.

kur_an_Okuyan_kizlar

Öğretmenini sevmeyen öğrenci, dersi de sevmiyor veya tersinden söylersek, öğretmenini seviyorsa genellikle dersi de sevmektedir. İyi eğitimci, kendini sevdirmeyi bilmelidir. Çocuklarla/muhataplarıyla ilgilenmeli, onları içten sevmeli, güler yüzlü olmalı, pozitif/olumlu düşünmeli, kısaca kendisini çocuklara ve yaptığı işe, yani davasına adamalıdır.

Eğitimci, insan ve toplum psikolojisine de vakıf olmalıdır. Öğrencinin bulunduğu yaş grubu, ekonomik durumu, biyolojik gelişimi, içinde bulunduğu topluluk ve camianın tutum ve davranışları, kardeş sayısı, babanın annenin çalışma durumları, bireysel farklılıklar vs… gibi birçok husus eğitimi etkilemektedir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak eğitim-öğretim faaliyetleri düzenlenmelidir.

İletişimde hal ve hareketlerin/jest ve mimiklerin rolü büyüktür. Kelimeler/sözler %7,ses tonu %38 ve vücut dili/jest ve mimikler % 55 etkilidir. Bu verilerden yola çıkarak şunları söyleyebiliriz. Hal ve hareketlerimiz, sözlerimizden ve kullandığımız sözcüklerden çok daha etkili olmaktadır.

Bu girişten sonra anne baba ve eğitimciler olarak dikkat etmemiz gereken bazı hususları belirtmek istiyorum.

1-MUHATAPLARIMIZA İNANMALI, ONLARA ÜMİT VERMELİYİZ.

Hendek Harbi sırasında, Müslümanların belki de en zor şartları yaşadıkları bir zaman diliminde, Efendimiz (SAV)’in “ Mekke’yi, Hayber’i, Şam’ı, Irak’ı, İran’ı fethedeceksiniz”... (Ali el Kari, şerh-uş Şifâ, cild I, 678)    buyurması bunun en güzel örneklerindendir.

2-OLUMLU DAVRANIŞLAR TAKDİR EDİLMELİ VE ZAMAN ZAMAN ÖDÜLLENDİRİLMELİYİZ.

Okullara veya toplumda bazı sıkıntılı çocuklar, insanlar vardır. Bu insanlar ancak yanlış yaptıklarında diğer insanların dikkatini çekerler ve ilgi odağı olurlar. Bu durum onların, bu davranışlarını pekiştirir. Halbuki bu insanların doğru ve güzel davranışları görülse ve takdir edilse, yaptıkları kötülüklerden uzaklaşabilecekler ve doğruya yönelebilecekler.

Rasulullah(SAV),el-Eşecc’e, (Yani Abdu’l-Kays kabilesinden el-Eşec’e) hitaben şöyle dedi:
“Sende Allah ve Resulü’nün sevdiği iki güzel haslet var: Hilm (yumuşaklık) ve teenni (acele etmemek).” (Buhârî ve Muslim.)

3-TEDRİCİLİĞE DİKKAT ETMELİYİZ.

Kolaydan zora, soyuttan somuta doğru hareket etmek ilkemiz olmalıdır.

Rasulullah(SAV),şöyle buyurmuştur:

وَاضْرِبُوهُ عَلَيْهاَ ابْنَ عَشْرِ سِنِيْنَ عَلِّمُوا الصَّبِىَّ الصَّلاَةَ لِسَبْعِ سِنِينَ ، 

“7 yaşında çocuğa namazı öğretin. 10 yaşına geldiğinde (kılmazsa, hafifçe) dövün” buyurdu. (Ebû Dâvud, Salât; Tirmizî, Salât; Müsned-i Ahmed, Dârekutnî, Dârimî)

Ebû Dâvud’un rivâyetinde Hadis şöyledir:
“Yedi yaşına ulaştığı zaman çocuğa namazı emredin.”

Çocuklar yedi yaşına ulaşınca şahsi işlerini yapabilecek hale gelirler. Onları bu dönemde namaza alıştırmalıdır. Bu devrede onlara öğretilecek en faydalı şey namazdır. Namazın yanında akide ve ahlak esaslarını da vermelidir. On yaşında namaz kılmaya başlamalıdırlar; çünkü bir zaman sonra büluğ çağına ulaşacaklar ve namazla mükellef olacaklardır.

Durum namazla ilgili olarak böyle olduğu gibi, diğer konularda da aynı şey sözkonusudur. Kişinin yaşına uygun görevler verilmelidir.

4-ÖRNEKLER VEREREK ANLATMALIYIZ.

Kur’an-ı Kerim’de birçok örnekler verilerek insanların öğüt almaları ve kendilerine çeki-düzen vermeleri istenmiştir.

Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. (2/17)

Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.

Allah’ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarfedenlerin durumu, bir tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir. (2/265)

Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size âyetleri açıklar. (2/266)

Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir. Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar. (3/117)

Allah’ın hoşnutluğunu gözetenle Allah’ın hışmına uğrayan bir olur mu hiç? Berikisinin yeri cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır. (3/162)

Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir. (6/122)

Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka birşey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz. (7/58)

Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. (7/175)

Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. (7/176)

Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür! (7/177)

Böyle iken onlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar? (74/49)

Kaçan yaban eşekleri gibi, (74/50)

Âdeta arslandan ürkmüş. (74/51)

Efendimiz’in “Ne dersiniz birinizin kapısı önünden bir akarsu olsa ve orada günde beş dafa yıkansa…” buyurması da bu konuda bize örneklik teşkil etmektedir.

Örnek verme ile kişiler arasında kıyaslama yapmayı karıştırmamalıyız.

5.HİKAYELERDEN YARARLANABİLİRİZ.

Kuran- Kerim’de de bu konuda çok güzel örnekler vardır. Ahsenu’l-kasas olan Yusuf(AS)’un hikâyesi gibi. Yine,“İsrailoğulları’ndan bir kadının ya da kişinin kuyudan çıktıktan sonra gördüğü köpeği sulaması üzerine, Allah’u Teâlâ’nın mağfiretine nail olmasını” anlatan Hadis-i Şerif.

6.YUMUŞAK VE HOŞGÖRÜLÜ OLMALIYIZ.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın el-Eşecc (radıyallâhu anh) için şöyle buyurmuştur:

“Sende iki haslet var ki Allah onları sever: Hilm/yumuşaklık VE HAYA.”  (Kütüb-ü Sitte)

Ayrıca,”Şüphesiz Allah her işte yumuşaklığı sever.”

Tabi ki bu yumuşaklık, nefsimize yapılan durumlardadır. Diminize karşı bir zorbalık ve kabalık olduğu takdirde, öfkelenebilmeli ve yanlışın giderilmesi için mücadele etmeliyiz.

7.SABIRLI OLMALIYIZ VE SABIRLI OLMAYI ÖĞRETMELİYİZ.

Başarı merdivenlerini terleyerek ve zamanla tırmanılabileceğini anlatmalıyız.

“Sabreden zafere ulaşır.” Hadis-i Şerifi bu konuda konuyu özetlemektedir.

8.ÇOCUKLARI MEŞRU İŞLERE ALIŞTIRMALIYIZ.

Yüce Allah (mealen) şöyle buyurmuştur:

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm,39)

Hz. Ömer’in, ”Kimse oturduğu yerden ‘Allah’ım bana rızık ver’ demesin. Çünkü gökten ne altın ne de gümüş yağar” dediği rivayet edilmiştir. Yine O’ndan şu söz nakledilmiştir: “Ey fakirler! Hayır işlerde yarışın, Müslümanlara yük olmayın.”

İslam Fakihleri de, çocukların büluğ çağına gelene kadar bir meslek sahibi yapılmasının, ebeveynin üzerinde bir hak olduğunu belirtmişlerdir.

9.MUHATABIMIZIN ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE KONUŞMALIYIZ.

Efendimiz (SAV) muhataplarımızın akılları nispetinde konuşmamız gerektiğini tavsiye etmiştir.6 yaşındaki çocukla,66 yaşındaki insana aynı konuşmanın yapılmayacağı aşikardır.

10.TATLI DİLLİ OLMALIYIZ.

Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de birçok örnek mevcuttur. Özellikle Lokman(as)’ın oğluna tavsiye ederken kullandığı üslup çok önemlidir.

“Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.
Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.
Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.
(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.”  (Lokman 13-20)

11.DİL ÖĞRENMEYE YÖNLENDİRMELİYİZ.

Özellikle Efendimiz’in isteği üzerine genç sahabi (15-16 yaşlarında) Zeyd b.sabit’in 15 gün gibi kısa bir sürede İbrenice’yi öğrenmesi ve daha sonra yine kısa bir sürede A’ramice’yi öğrenmesi bu konuda güzel bir örneklik teşkil etmektedir.

12.ÇOCUKLARIMIZI SPORA YÖNLENDİRMELİYİZ.

İslam, bazı sportif meşguliyetlere fazlasıyla ehemmiyet vermiştir. Ancak günümüzün spor anlayışıyla İslam’ınkini iltibas etmemek gerekir. Herşeyden önce her ikisinin gayeleri farklıdır. İslam, sporu askerî antrenman olarak değerlendirir. Meşru addettiği sportif faaliyetlerin hepsini bu açıdan yorumlamak, îzah etmek mümkündür. Meseleyi tersinden alırsak şu netice çıkar: Askerî antrenman olarak değerlendirilemeyecek meşguliyetler İslam açısından meşru olmaz, oyalanma veya oyalama, aldanma veya aldatılma vasıtaları olur. Bu açıdan akl-ı selim ile düşünülecek olunca “spor” adı takılan nice meşguliyetlerin bir aldatmaca ve zaman öldürme vasıtası olduğu kolayca anlaşılır. Hele sportif takımlardan birini tutmanın, bunların meselelerini takip edip münakaşasına zaman ayırmanın sporla uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi, ebedî bir hayatı kazanmak üzere dünyaya gönderildiğine inanan mü’minlerin hayat felsefesine taban tabana zıttır.

Kişinin hem sağlıklı olmak hem de Cihada hazırlıklı olmak maksadıyla spor yapması (Yüzme, atıcılık, binicilik, koşu vb) hem tavsiye edilmiş hem de –meşru sınırlara riayet etmek kaydıyla- ibadet kabul edilmiştir.

13.ŞAHSI DEĞİL HATAYI ELEŞTİRMELİYİZ.

Kur’an-ı kerim ve Rasulullah (SAV)’ın genel üslubuna baktığımızda, şahısların değil davranışların hedef alındığı görülecektir.

Efendimiz bir münker gördüğünde “Bazı insanlara ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar” şeklinde buyurmuştur.

14.ANLATTIKLARIMIZI YAŞAMALI, ÖRNEK OLMALIYIZ.

Yüce Rabbimiz Saf Suresi’nde şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Ayet 2,3)

Özellikle eğitimciler, anne-babalar, çocuklarına örneklik teşkil edecek olumlu söz ve davranışlarda bulunmalıdırlar. Kitap okumayan, kendisini yenilemeyen, tatlı söz söylemeyen bir muallim ya da kişi muhatabından nasıl bu davranışları yapmasını bekleyebilir. Ya da Sigara içen, yalan söyleyen, sözünde durmayan bir kişi, karşısındakilerden, nasıl bu davranışlardan uzak durmasını bekleyebilir?

Bir İskoç atasözünde şöyle denir: “Çocuklar büyüklerinin dudaklarını değil, adımlarını takip ederler.”

Ziya Paşa’nın dediği gibi;”Ayinesi iş’tir kişinin, lafa bakılmaz!”

Büyüklerimiz de şunu söylerler: ”Ahlak anlatılmaz yaşanır!”

Yazımı söylemesi kolay fakat yaşaması o kadar da kolay olmayan-Rabbim bize kolaylaştır- bir dua ile bitirmek istiyorum.

“Rabbimiz! Hakkı hakk bilip, Hakka ittiba etmeyi, batılı batıl bilip batıldan içtinap etmeyi nasip eyle!”

 

NOT: Genç Birikim Dergisi Ekim 2014 sayısında yayınlanan yazımın “DİNDARLIĞIN MODERNİZMLE SINAVI…”  başlıklı son bölümü bana ait değildir. Sehven yayınlanmıştır. Bu konuda yazının yazarından ve okuyucularımdan özür dilerim.