KIYAMET SAHNELERİ-III

Yalçın YILMAZ

CENNET

 

CENNET NİMETLERİNİN MAHİYETİ ye ÇEŞİTLERİ

 

Bil ki felâketlerini, kederlerini, üzüntü ve acılarını öğrendiğin bu cehennem diyarının karşısında başka bir yurt olan cennet vardır. Onun insana neşe ve sevinç veren ebedî nimetlerini düşün! Zira bu iki yurdun birinden uzaklaşanın diğerine düşmesi kesindir.

Cehennem ehli için hazırlanan dehşet ve felâketleri düşünerek kalbine onu korkularını yerleştir ve cennet ehli için vaad olunan o nimetleri düşünerek ümit bağlarını kuvvetlendir. Korku kamçısını nefsine tattır ve ümit yularıyla kendini doğru yola çek. Ancak böylelikle o büyük ve ebedî nimete kavuşur ve acıklı olan azaptan kurtulabilirsin.

Cennet ehlini düşün! Yüzlerinde parlayan cennet nimetlerinin verdiği parıltıyı, misk kokan içeceklerden içtiklerini, nefis beyaz incilerden yapılmış konutlar içinde kırmızı yakuttan yapılma minberlerde oturduklarını tefekkür et. Onlar cennette, harikulade güzellikteki yeşil halılar üzerinde yastıklarına yaslanarak şarap ve bal akan ırmakları seyrederler.

Etraflarını gılmanlar, vildanlar ve yüzü güzel, huyu güzel huriler sarmıştır. Onlar bembeyaz bedenleri, kırmızı dudak ve yanaklarıyla âdeta yakut ve mercan gibidirler. Onlara daha önce hiçbir insan ve cin el sürmemiştir. O huriler cennetin katmanları arasında gezinirler. Çalımlarıyla yürüdüklerinde şallarını yetmiş bin vildan omuzlar. Üzerlerinde beyaz ipekten çok güzel elbiseler vardır. Onları gören gözler hayret ve dehşet içinde kalır. Başlarındaki taçları inci ve mercanlarla kaplıdır. Nazlı, cilveli ve güzel kokuludurlar. Yaşlanmaz ve hastalanmazlar. Cennet bahçelerinin içinde, yakuttan yapılmış köşkler içinde örtünmüş sahiplerini beklemektedirler. Gözleri kocalarından başkasını görmez.

Sonra onlara ve hizmetçilerine, kâseler ve ibrikler içinde bembeyaz pınarlardan alınmış, içenlere lezzet veren içecekler ikram edilir. Kendilerine hizmette bulunmaları için âdeta saklanmış inciler misali hizmetçiler ve vildanlar emirlerine verilir. Bunların hepsi işledikleri sâlih amellerinin mükâfatıdır.

Onlar güvenilir bir yerde; cennetlerde ve ırmakların kenarlarında, güçlü ve yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler. Orada pek kerîm olan Allah’ın cemâline bakar dururlar. Nimetin verdiği nurun ışıltısı yüzlerinde görülmektedir. Artık onlara ne bir toz konar ve ne de bir zillete duçar olurlar. Aksine artık onlar pek kıymetli kullardır. Rablerinin onlara vaad ettiği nimetler her taraflarından onlara gelir. İstedikleri her şey ebediyen elleri altındadır.

Onlar orada korkmazlar ve üzülmezler. Zamanın geçip gitmesi onları tedirgin etmez.

Onlar cennetin nimetlerinden diledikleri gibi istifade ederler; onun lezzetli yiyeceklerinden yerler. Kimi zaman süt, kimi zaman bal ve bazan da taşı toprağı altın ve incilerden oluşan nehirlerden içerler. İMAM  GAZALİ

 

Şaşılacak şeydir doğrusu! Şu vasfı, mahiyeti belli olan cennete güvendiği, onun ehlinin ölmeyeceğine kesin inandığı, en ufak bir bahçesinde dahi felâket ve musibetin olmadığını, ehlinin değişmeyeceğini ve yaşlanmayacağını bildiği halde insan, nasıl olur da harap olması mutlak şu fâni dünyaya muhabbet gösterir!

Yeminle söylüyorum ki, cennette sadece ölümden, açlıktan ve susuzluktan emniyette olmakla birlikte beden selâmeti de bulunsaydı, bunlar bile dünyayı terk etmeye sebep olarak yeterdi.

O cennet nasıl tercih edilmesin ki! Oranın halkı emniyet ve güven içindeki padişahlar gibidir. Bütün neşe ve eğlence verici şeylerden istifade ederler. Orada hoşlarına giden her şey mevcuttur. Onlar her gün arşın önünde kerîm olan Allah’ın cemâlini seyrederler. Cennetin nimetlerinde göremediklerini O’nun cemâlini seyredince elde ederler ve başka bir şeye iltifat etmezler.

Onlar önlerinden nimetlerin yok olup gitmeyeceğinden emin bir şekilde cennetin nimetleri arasında gezinip dururlar. Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu:

“Kıyamet günü bir melek şöyle seslenir: Artık burada hep yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Daima sıhhatli olup hiç hasta olmayacaksınız. Hep genç kalıp asla yaşlanmayacaksınız. Her zaman refah içerisinde olup asla ümitsizliğe düşmeyeceksiniz.”

(Bu hadisi şerif, şu âyet-i kerimede anlatılan mânadır:) “Ve onlara (cennetliklere) şöyle seslenilir: İşte bu, amelleriniz sebebiyle kazandığınız cennettir. 325 Müslim, Cennet, 22; Tirmizî, Tefsir, 40; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, nr. 11183; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/319.

 

ÖLÜM ve SONRASI

Ne zaman cennet ve onun vasıflarını öğrenmek istersen Kur’ân-ı Kerîm oku! Zira cennet hakkında Allah ve Resûlü’nün beyanlarından başkası doğru olmaz.

Cennetin mahiyeti ve vasıfları hakkında daha fazla bilgi edinmek istersen Rahman sûresinin kırk altıncı âyeti olan, “Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır” âyetinden başlayarak bu sûrenin sonuna kadar oku. Ayrıca Vakıa sûresinde bu konuda açıklamalar verilmektedir.

Eğer bu hususta hadis ve haber gibi kaynaklardan daha fazla tafsilât elde etmek istersen, önce kısaca bahsettiklerimiz üzerinde iyice düşün sonra detayına gir.

 

CENNET EHLİNİN VASIFLARINI ve HALLERİNİ ANLATAN DİĞER HABERLER

 

Üsâme b. Zeyd’den rivayet edilen bir hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.v) ashabına şöyle buyrumuştur:

“Dikkat edin, cennete ulaşmak için bütün gücüyle gayret edenler var mı? Cennet kendisinden korkulacak, sakınılacak bir yer değildir. Kabe’nin rabbine yemin olsun ki cennet, parlayan bir nur, sallanan bir reyhan, yüksek bir saray, akan bir nehirdir. Orada bolca olgun meyveler, güzel, süslü ve etrafına neşe saçan eşler, ebedî kalınacak olan bir makamdaki nimetler, yüksek, sağlam, güvenli ve aydınlık yurtlar vardır.”

Bunları dinleyen sahabeler, “Öyleyse bizler cennete girmek için var gücümüzle çalışırız” dediler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v), “İnşallah deyin” buyurdular ve akabinde cihattan söz edip ona teşvik ettiler.326

‘ ibn Mâce, Zühd, 39; ibn Hibbân, es-Sahîh, nr. 7381; Begavî, Şerhu’s-Sünne, nr. 4386; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 388. İMAM GAZALÎ 255

 

Adamın biri Resûlullah’ın (s.a.v) yanına gelerek, “Yâ Resûlallah! Cennette at var mıdır? Zira ben atları çok seven biriyim” dedi. Resûlullah (s.a.v),

“Eğer atları gerçekten çok seviyorsan sana orada kırmızı yakuttan bir at verilir ve onunla cennette dilediğin yere uçarsın” buyurdular.

Bunun üzerine başka biri, “Yâ Resûlallah! Cennette deve var mıdır? Çünkü ben de develerden çok hoşlanıyorum” dedi. Resûlullah (s.a.v) şöyle cevap verdi:

“Ey Allah’ın kulu! Eğer cennete girersen canının çektiği ve gözünün aradığı her şeyi bulabilirsin.”327

Ebû Saîd-i Hudrî (r.a) naklediyor: Resûlullah (s.a.v) buyurdu ki:

“Şayet cennet ehlinden biri, çocuk sahibi olmak isterse, ona dilediği güzellikte ve surette bir evlât verilir. Onun bu isteği üzerine eşi o anda hamile kalır, doğurur ve dilerse o çocuk o saatte genç bile olur.”328

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Artık cennet halkı cennetteki yerlerine yerleştikleri zaman dostlar birbirlerini görmeyi arzularlar. Bunun üzerine oturdukları tahtları (aradıkları dostlarını bulmak üzere) onları gezdirmeye başlar. Bir müddet sonra birbirlerini bulurlar ve dünyada aralarında geçenleri konuşmaya başlarlar. Sonra biri,

‘Kardeşim, hatırlasana! Hani o gün beraber oturup konuşmuştuk ve ardından Allah’a bizi bağışlaması için dua etmiştik de O’da bizi bağışlamıştı’ der.”329

327  Tirmizî, Sıfatü Cennet, 11; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/352; Tayâlisî, Müsned, nr. 843; Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 6700.

328  Tirmizî, Sıfatü Cennet, 23; ibn Mâce, Zühd, 39; Müttakî-i Hindî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 39326.

329  ibn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımaşk, 21/170; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 8/52; Ac-lûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/71 (nr. 197).

256

ÖLÜM ve SONRASI

İMAM  GAZALÎ

257

 

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Cennet halkının bedenlerinde tüy ve bıyık yoktur. Sakalları da bulunmaz. Tenleri beyaz, yapıları düzgün ve gözleri sürmelidir. Otuz üç yaşındadırlar ve Âdem’in (a.s) sûretindedirler, yani boyları altmış zira (yaklaşık otuz metre), enleri ise yedi zirâdır (üç buçuk metre).”330

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Cennet ehlinden en düşük dereceye sahip olan kişinin seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki hanımı olur. Onun için San’a (Yemen) ile Câbiye (Dımaşk) arası büyüklüğünde yakut, mücevher ve incilerden müteşekkil bir kubbe dikilir. Bu hanım ve hizmetçilerinin her birinin başında taçlar bulunur ve bu taçlardaki en ufak inci tanesi doğu ile batı arasını aydınlatacak kadar güzeldir.”331

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“(Mi’rac gecesi) cennete baktığımda deve sırtı gibi büyük narlar gördüm. Kuşları da iri ve gösterişli idi. O sırada bir câriye gözüme ilişti. Ona, ‘Ey câriye! Sen kimin içinsin?’ diye sordum. ‘Zeyd b. Harise için’ dedi. O vakit cenneti seyrettiğimde, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmeyecek güzellikler gördüm.”332

Kâ’b Ahbâr (rah) demiştir ki: “Allah Teâlâ Âdem’i (a.s) kendi eliyle yarattı. Tevrat’ı kendi eliyle yazdı. Cenneti kendi eliyle donattı. Sonra ona konuş dediğinde cennet, ‘Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir’ dedi.” İşte bunlar cennetin sıfatlarıdır.

530 Tirmizî, Sıfatu Cennet, 12; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/295; Taberânî, el-Mu’ce-mü’s-Sagir, nr. 809.

331  Tirmizî, Sıfatu Cennet, 23; Hatîb-i Tebrîzî, Mişkât, nr. 6548.

332  ibn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımaşk, 19/371, 372; ayrıca bk. Müttakî-i Hindî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 33299, 33302.

 

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

ALLAH TEÂLÂ’NIN CEMÂLİNİ SEYİR

 

Allah Teâlâ Kitâb-ı Mübîn’inde, “Güzel davrananlara daha güzel karşılık, birde fazlası vardır”333 buyurmaktadır.

Bu fazlalıktan maksat Allah Teâlâ’nın cemâlini seyretmektir ki, bu da cennet ehline cennetin bütün nimetlerini dahi unutturan büyük bir hazdır.

Biz bu konunun ayrıntılarına “Muhabbet” kitabında değinmiştik. Bu hususta bid’atçıların inandıklarının tam aksine kitap ve sünnetten birçok delil getirmek mümkündür.

Cerîr b. Abdullah Bücelî (r.a) anlatıyor: Resûlullah’ın (s.a.v) bir dolunay gecesi, aya baktı ve şöyle buyurdu:

“Siz şu ayı gördüğünüz gibi, rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O’nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz (herkes rahatça görecek). Artık, güneşin doğma ve batmasından önce hiçbir namazı kaçırmayın (namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin).”33A

Cerîr der ki: Resûlullah, sonra şu âyeti okudu:

“Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile tesbih et”335

333  Yûnus 10/26.

334  Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 6, 26, Tefsîr, Kaf 1, Tevhîd, 24; Müslim, Mesâcid, 211; Ebû Davud, Sünnet, 20; Tirmizî, Cennet, 16.

335  Tâhâ 20/130.

ÖLÜM ve SONRASI

Müslim Sahîrf’mde Suheyb b. Sinan’dan şu rivayeti aktarır:

Resûlullah (s.a.v), “Güzel davrananlara daha güzel karşılık, birde fazlası vardır”336 âyetini okuduktan sonra şöyle buyurmuştur:

“Cennet halkı cennete, cehennem halkı da cehenneme

girdiği zaman bir münadi,

‘Ey cennet ehli! Allah Teâlâ’nın size bir vaadi var. Onu yerine getirmek istiyor’ diye seslenir. Bunun üzerine cennet ehli, ‘O vaadde nedir? Allah Teâlâ tartılarımızı (rahmetiyle) ağırlaştırmadı mı? Yüzlerimizi ak etmedi mi? Bizleri cehennemden kurtarıp cennetine koymadı mı? (Bizlere daha ne gibi bir vaadi olabilir ki?)’ derler.

Derken perde kaldırılır ve cennet halkı Allah’ın cemâlini seyrederler. Onlara yüce rablerinin cemâlini seyretmekten daha büyük bir nimet verilmemiştir.”337

Yüce Allah’ın cemâlinin görülmesi hakkında sahabeden pek çok kişi hadis rivayet etmiştir.

Allah Teâlâ’nın görülmesi bir kula hediye edilen nimetlerin en yücesi ve en güzelidir. Anlattığımız cennet ehline cennette verilecek bütün nimetler bu nimetin yanında unutulur, iltifat edilmez. Cennet ehlinin Allah’ı görmeleriyle başlayan bu nazlarının bir sonu yoktur, o hiç tükenmez. Hatta cennet nimetlerinin hiçbiri bu nimete kıyas dahi edilemez. Bu konuyu İhyâ’mn “Muhabbet”, “Şevk” ve “Rıza” kitaplarında uzun uzadıya işlediğimizden sözü burada kesmek istiyoruz.

Sil. 297; Tir.izî, Cenn* 16 (nr. ,552); Ibn Mâca, Zühd, 13; Tayâlis,, Müsned, nr. 1411; Bezzâr, Müsned, nr. 2087.

İMAM GAZAL

259

 

HESAPSIZ, SORGUSUZ SUALSİZ CENNETE GİRENLER

 

İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v) yanımıza çıkageldi ve,

“(Mahşer meydanı gözümün önüne getirildi ve) bütün ümmetler bana gösterildi. Bazı peygamberler vardı ki yanında bir adamla, bazısı iki, bazısı tek başına, bazısı da arkasında ufak bir toplulukla geçiyordu. Sonra büyük bir kalabalık gördüm. Onların benim ümmetim olmasını temenni ettim, fakat, ‘Onlar Musa (a.s) ve ümmetidir’ denildi. Sonra, ‘Şu tarafa bak’ denildi. O tarafa doğru baktığımda âdeta ufku kaplamış bir kalabalık gördüm. Ardından, ‘Şu taraflara, şu taraflara da baki’ denildi. O tarafa doğru baktığımda aynı onun kadar bir kalabalık gördüm. Sonra bana, ‘İşte onlar senin ümmetindir. Bunlarla birlikte yetmiş bin kişi daha hesapsız cennete girecektir’ denildi.”

Bu hadisin ardından insanlar dağıldı. Resûlullah (s.a.v) hesapsız cennete girecekler hakkında bir açıklama yapmamıştı. Sahabeler aralarında onların kimler olduğunu konuşmaya başladılar ve “Bizler şirk ortamında (putlara tapılan bir zamanda) doğduk. Fakat Allah ve Resûlü’ne iman ettik. Onlar olsa olsa bizim çocuklarımız ve torunlarımızdır” dediler.

Sahabelerin bu şekilde konuşmaları Resûlullah’a ulaşınca,

“Onlar vücutlarını dağlamayan (dövme yaptırmayan), sihir ve büyü ile uğraşmayan, olan olaylardan uğursuzluk çıkarmayan ve yalnızca rablerine tevekkül eden kimseler- dir” buyurdular.

Bunun üzerine Ukkâşe (b. Muhsin) (r.a) ayağa kalkarak,

“Ey Allah’ın Resulü! Benim de o kimselerden olmam

için dua et” dedi. Resûlullah (s.a.v),

“Sen onlardansın” buyurdular. Bu sefer başka biri kalktı ve Ukkâşe’nin (r.a) söylediklerini söyledi. Hz. Peygamber (s.a.v) ona,

“Bu hususta Ukkâşe seni geçti” buyurdular.

357 Hadisin tamamı için bk. Müslim, imân, 302; ayrıca bk. Buhârî, imân, 15; Rikâk, 51; Tirmizî, Sıfatü Cehennem, 10.

358 Buhârî, Rikâk, 5; Müslim, imân, 374; Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/171; Beyhakî, Şuabül-imân, nr. 1163.

İMAM GAZALİ’

269

Ebû Zer-i Gıfârî (r.a) aktarıyor: Resûlullah (s.a.v) şöyle anlattılar:

“Cebrail (a.s) (Medine’deki) Harre civarında bana gözüktü ve,

‘Ümmetinden Allah’a şirk koşmadan ölenlerin cennete gireceğini müjdele’ dedi. Ben,

‘Ey Cebrail Şayet zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?’ diye sordum,

‘Evet, zina ve hırsızlık yapsa dal’ diye karşılık verdi. Ben tekrar,

‘Zina yapsa, hırsızlık etse de mi? diye sordum.

‘Zina etse ve hırsızlık yapsa da’ diye karşılık verdi. Tekrar,

‘Zina etse ve de hırsızlık yapsa da mı?’ diye sorduğumda,

‘Zina etse, hırsızlık yapsa ve içki de içse de (iman üzere ölenler cennete girer)’ diye cevap verdi.”359

Ebü’d-Derdâ (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v), “Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır”360 âyetini okuduğunda,

“Ey Allah’ın Resulü! Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum,

“Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır” âyetini okudu. Ben tekrar,

“Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum, yine,

“Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır”âyetini okudu. Bir daha, “Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sorduğumda,

359  Buhârî, Tevhîd, 33; Müslim, imân, 153; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5161; Bezzâr, Müsned, nr. 3997.

360  Rahman 55/46.

İMAM  GAZALÎ

27 ı

“Her ne kadar bu Ebü’d-Derdâ’nın tuhafına gitse de

(durum böy/ed/’rj”buyurdular.361

Peygamber (s.a.v) buyuruyor:

“Kıyamet günü olunca, her mümine öteki milletlerin kâfirlerinden bir adam verilir ve ‘İşte bu senin cehennemden kurtuluş fidyendir’ denilir.”362

Müslim Sahîh adlı eserinde Ebû Bürde’den (b. Ebî Mu-sa-i Eş’arî) şöyle naklediyor:

Ömer b. Abdülaziz babası kanalıyla Musa-i Eş’arî’den gelen şu rivayeti aktarır:

“Bir müslüman öldüğünde Allah (c.c) mutlaka onun yerine bir yahudiyi veya hıristiyanı ateşe koyar.”363

Bu hadisi işiten Ömer b. Abdülaziz, hadisi rivayet eden kişiye üç defa, babasının gerçekten böyle bir hadis rivayet ettiğine dair yemin ettirdi; o da üç defa yemin etti.

Sahih rivayetlerle gelen bir haberde şöyle anlatılmıştır: Yazın ortası ve çok sıcak bir gündü. Savaşlardan esir düşenler bir pazaryerinde satılmakta, bunların arasında küçük bir çocuk da bulunmaktaydı. O sırada topluluğun arasında bir kadının gözü bu çocuğa ilişti. Kadın bir sıçrayışta çocuğunun yanına geldi. Kadını esir alanlar da onun arkasına düştüler. Kadın yavrusunu kucağına alıp onu bağrına bastı, sırtını taşlara doğru verip yavrusunu güneşten korumaya çalıştı ve “Oğlum oğlum!” diye onu öpüp koklamaya başladı. Bunu gören bütün herkes ağladı. Bu sırada Resûlullah (s.a.v) çıkageldi. Olanlar kendisine anlatılınca insanların bu merhametine çok sevindi ve,

“Bir annenin yavrusuna olan şefkati çok hoşunuza gitti, öyle değil mi?” diye sordu. Oradakiler,

361 Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/442, 447; Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, nr. 2113;

el-Evsat, nr. 2953.

3K Müslim, Tevbe, 49; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/409. 363 Müslim, Tevbe, 50; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/391.

“Evet” diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Hiç şüphesiz Allah Teâlâ hepinize, bu annenin yavrusuna gösterdiği şefkatten daha şefkatli ve merhametlidir.”364

Bu büyük müjdeyi işiten müminler neşe ve sevinç içinde oradan dağıldılar.

Gerek bu hadisler, gerekse “Recâ (Ümit)” kitabından aktardığımız hadis-i şerifler, bizlere Allah Teâlâ’nın rahmet ve merhametinin ne denli engin olduğunu göstermekte ve müjdelemektedir.

Yüce Allah’tan bize, hak ettiklerimizle değil, lütfu, ihsanı ve merhametiyle muamele etmesini temenni ediyoruz.

Hamdolsun âlemlerin rabbi yüce Allah’a.

4 Ekim 2004 Samandıra/İstanbul

364 Buhârî, Edebül-Müfred, nr. 377; 18; Müslim, Tevbe, 22; Taberânî, el-Mu’cemü’s-Sa-gîr, nr. 273.(Gazali)

 

SONUÇ:

 

Ey insanlar, öyleyse gelin o gün gelip çatmazdan önce akıllarımızı başlarımıza alalım. Gelin kime kulluk edeceksek, kime teslim olacaksak, kimin hatırını kazanacak, kime kendimizi beğendireceksek kendimizi O’na beğendirmeye çalışalım. Boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu kime vereceksek, kime kul olacaksak bugünden onu iyi belirleyelim. Hayatımızı kimin için yaşayacaksak, kime teslim olacaksak onu iyi kararlaştıralım. Eğer hayatın ve ölümün sahibi olan, kıyâmetin sahibi olan Allah’a kulluk edeceksek, eğer kendimizi sadece O’na beğendireceksek, sadece O’nun için ve O’nun belirlediği ölçülerde bir hayat yaşayacaksak hemen o yola girelim ve sakın geç kalmayalım. Aksi takdirde bir an bile hatırımızdan çıkarmayalım ki kıyâmet de, onun habercisi olan zelzele de çok büyük, çok azıym bir hadisedir. En şefkatli kadınlar çocuklarını terk edecekler, yavrularını unutacaklar, çocuklarını atacaklar, onlara şefkat edemeyecekler.

Gerçi şu anda bireysel kıyâmet dediğimiz, her gün yaşadığımız ölüm anında bile hangi dişi yavrusunu terk etmiyor ki? Hangi kadın ölüm anında çocuğuna merhamet ve şefkat edebiliyor ki? Öyle değil mi? Ölümle pençeleşen hangi kadın çocuğunu düşünebiliyor? Ölüm anında karnındakini düşünebilen bir kadın gördünüz mü? Ölüm sarhoşluğu içinde kıvranan bir canlı, bir insan etrafındakileri düşünebiliyor mu? Mümkün mü? Adam kendi can derdine düşmüş bir durumda nasıl düşünebilsin çocuklarını? Öyleyse yarın mutlak sûrette başımıza gelecek Allah’ın bu şedit azabı gelmeden önce muttakiler olmak zorunda değil miyiz? Hayatımızı Allah için yaşamak zorunda değil miyiz?